GELECEĞE DÖNÜŞ

Hepimiz hatırlarız, Michael J. Fox'un başrolünde olduğu Back To The Future 1-2-3 diye seri halinde çekilen (1985-1990) fantastik kült filmlerdi Geleceğe Dönüş serisi…

Çatlak Profesör’ün (Doktor Brown) tesadüfen icat ettiği bir araba (o zamanın efsane arabası De-Lorean) ile asırlar arasında dolaşıp duruyor ve günümüzle geçmiş, günümüzle gelecek arasında mekik dokuyordu genç (Marty Mc Fly) bir adam. Bazı sinema eleştirmenleri filmin arka planında Aydınlanma Çağı’na göndermeler olduğundan bahseder.

Geçtiğimiz hafta Perşembe gecesi televizyonlarımızda enteresan bir çakışma ile iki güzel maç üst üste geldi. TFF’nin giderayak yaptığı saçmalıklar serisinin bir örneği olarak hem A Milli Futbol Takımımızın Yunanistan’la Antalya’da yaptığı hazırlık maçı, hem de Süper Lige terfi edecek son takımın belli olacağı Play-off Final Maçı aynı saatlere denk getirildi. Bir başka saçmalık da Hatay ve Gazişehir Gaziantep arasında oynanacak maçın her iki şehre de daha yakın onlarca seçenek dururken İstanbul’da Başakşehir Stadı’nda oynanmasıydı.

Aynı gece iki farklı mekânda iki farklı organizasyonda Geleceğe Dönüş’ün provaları yapıldı. Hem Milli Takım hem de Süper Lig için son biletin peşinden koşan iki yorgun takım gelecek adına bize ümit verdiler. Ağırlıklı olarak genç futbolculardan oluşan her üç takımımız da iyi niyetli, dinamik, hazır ve komplekssiz bir görüntü verdiler. Milli Takım’da Şenol Hoca yavaş yavaş damgasını vuracak, bu belli oldu. Kulüp takımlarımızda da yeni nesil Hocalar fark oluşturmaya devam ediyor.

Pazar gecesi de bu kez Alanya’da Özbekistan’ı misafir ettik. Genel görüntü üç aşağı-beş yukarı aynıydı. Avrupalı Türkler ile ihraç ürün Türk Avrupalılar arasına serpiştirilen hevesli, yerli malı gençlerden oluşan üçlü formül, ideale doğru hızla gelişiyor.

Cengiz Ünder’in futbol aklı etrafına inşa edilen bir koza var Şenol Hoca’nın kafasında. Yusuf Yazıcı, Abdülkadirler (Ömür ve Parmak), Çağlar, Okay, Mahmut, Cenk, Ozan gibi bir omurga oluşuyor. Sezon sonu olmasına rağmen özellikle Yunanistan maçı çok pozitif şeyler yaşandı oyun içerisinde. Teknik beceri kadar taktik disiplin de ön plana çıktı. Bu kadroda Hakan Çalhanoğlu var, Melih Demiral var, Ozan Kabak var daha. Yani Geleceğe Dönüş için yeterli malzeme var elimizde. Ustamız da deneyimli, eğitici ve gençlerden verim almayı bilen birisi olduğu için gidiş yolumuz doğru gözüküyor.

Şimdi insan üzülmesin de ne yapsın?  – Biz, Êmparatore ve Lucescu ile ziyan olan yıllarımıza yanalım duralım. Birisi son derece dominant diğeri son derece silik karakterlerde iki uç arasında savrulup durdu Türk Milli Takımı ve Türk Futbolu. Kamplarda birbirinin ağzına silah sokan, uçaklarda, otel lobilerinde kavgalar eden, tribünlere parmak sallayan, kebapçı basıp olay çıkaran adamların Milli Takımı’ndan bugüne gelebilmek için çok zaman kaybettik.

Neyse ki çok şükür sonunda Geleceğe Dönüş-4 bizim topraklarımızda gerçekleşiyor, Yönetmen Koltuğu’nda Dünya Kupası 3.sü Ödüllü bir Hocamız var. Kadro da içimize siniyor son dört maçtır. Şimdi hedefte Fransa ile Konya’da, İzlanda ile deplasmanda oynayacağımız iki maç var. Buradan alacağımız en az dört puan bizi sonbahara umutla taşıyacak.

Şimdi bir şey söylemek için erken olmakla beraber eğer bu Milli Takım steril kalabilir ve eski ateşli hastalıklı günleri nüksetmeden bu dönemi atlatabilirse; yaşanacak her türden şanssızlığı bile anlayışla karşılayacak bir kamuoyu var artık memlekette. Her mihnet kabulüm, yeter ki gün eksilmesin penceremden dediği gibi şairin.

Hepimize güzel bir bayram ve geleceğin bugünden daha güzel olmasını dileriz.

PS: Nihat Özdemir’e ve ekibine zor görevlerinde başarılar diliyoruz.