GENÇLERE ROL MODEL OLMAK

Ümit G. CEYLAN 14 Mar 2019

Üniversite gençliği artık kararını vermiş de, bundan sonrası için emin adımlarla mesleğini kucaklayacağı günleri bekliyor diyemiyorum.

İSTİKLÂL MARŞI

Bu hafta 12 Mart tarihinde İstikâl Marşı’mızın kabulünün 98’inci yıldönümünü kutladık. Allah bir daha bu millete İstikâl Marşı yazdırmasın diyen büyük şair Mehmet Akif Ersoy’un huzurunda tüm şehit ve gazilerimizi minnetle yad ediyoruz. İstiklal yani bağımsızlık anlamına gelen ve Osmanlı Devleti’nin son bulup Türkiye Cumhuriyeti ismi ile bağımsızlığını devam ettiren ve Cumhuriyet rejimine geçen bir ülkenin marşının ismidir aynı zamanda. İstiklal kelimesi üzerinden yola çıktığımız için kelimeleri yerli yerinde kullanmanın ve kökenindeki sosyokültürel yapısını da düşünmenin önemini ifade etmek istiyorum. Bu yüzden İstiklal Harbi yerine Kurtuluş Savaşı denilmesinin arasındaki farkı görmek lazım. Kurtuluş bir esaretten, kölelikten efendiliğe giden azatlık yerine kullanılması anlamındadır. Kurtuluş Savaşı yerine İstiklal Harbi veya Milli Mücadele denilmesi daha doğrudur kanımca.

GENÇLERE ROL MODEL OLMAK

Üniversite gençliği artık kararını vermiş de, bundan sonrası için emin adımlarla mesleğini kucaklayacağı günleri bekliyor diyemiyorum. Türkiye’de artık her ilde bir üniversite var, büyükşehir ve metropollerde onlarca üniversite eğitim başında. Özel üniversitelerle birlikte artık yüksek tahsil görmeyen kimse kalmayacak neredeyse. Bu durumda herkesin bir mesleği olacak. Ancak yine de üniversite gençliğinin kafası karışık. Lisede bir yere kapak atayım diyen genç, üniversiteye gelince iş bulabilecek miyim? İstediğim parayı kazanabilecek miyim? Sorularını soruyor. Hayat eşittir iş, para ve bunların getireceği mutluluktur formülüne inanmak isteyen bir kitle var. Ama bu inanma isteğinde bile bir endişe var. Çünkü dışarıdan zerk edilmeye çalışılan yabancı bir maddenin vücutta tepki vermesi doğaldır. Öyle değil mi?

Gençlikte insan rolünü arar

Gençlik dönemi hepimizin başından geldi, geçti. Bu dönemde duygu durumu frekansında âni iniş ve çıkışların gözlemlendiği, sabır taşlarının sıra sıra dizilerek çileden çıkartmaya hazır beklediği, leyleklerin havada uçtuğu bir atmosferde kaybolmuş gibidir genç. Savrulmadan sağlam inanç, azimle kararlı bir şekilde ayakta durabilmesi için hamasî sözlere değil gerçek bir örnek insana ihtiyaç duyar genç. Bu yaşlarda kişi kendi kökünü yani özüne seslenecek, içindeki ham cevheri ortaya çıkarıp işleyebilecek birine bağlanmak ister. Savrulmamak için ona rolünü ezberleten bir sistemden çok kendi kanatlarıyla uçmayı talim ettirecek ve gönlünü her türlü hırslardan süzmüş bir modelin kalıba girmeyi arzular.

Hangi rol model?

Bugün en baş rol model sağlayıcımız medyadır ve en baş sırada da sosyal medya yer almaktadır. Gençleri can evinden avlayan bu iletişim kanalının niyetinin sorgulanması gerekiyor. Bu yüzden de gençlerin öncelikle sorgulayan kişilik kazanmaları gerekiyor. Eğer internet iyi bir model olacaksa buna karşı olmanın da bir anlamı yoktur. O yüzden ezbere alıştırılmış bir eğitim sistemi ve robot gibi dersini verip çıkan bir eğitimciden internetin ne farkı vardır? Ebeveynlere ve öğretmenlere, hocalara çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Çünkü en etkili rol model adayı hâlâ biz anne, baba ve eğitimcileriz. Çünkü insan denilen mahluk etten ve kemikten ibaret değildir. Gönülleri uyandıracak bir tatlı tebessümü yapay zekadan alamazsınız. Umarız her gencin karşısına bilge bir rehber çıkar. Ona kimliğinde, kişiliğinde etkili olur. Mefkuresini öğretir. Ehliyet ve liyakatiyle insanlığa nasıl hizmet edebileceğini aşılar. Dahası onu basireti, feraseti ve siyasetiyle buluşturur. Önemli olan insanın kulluk gereği terbiyeden geçmesi nefsi mütmainneye kadar insanı kamil olması mutlu ve huzurlu olmasıdır.

Hepimiz bir rol modeliz

Herkesin bir yeteneği, farklı kabiliyetleri vardır. Üsküdar – Bostancı belediye otobüsünün bir şoförü vardı bir dönem. Otobüse binen her yolcuyla ayrı ayrı güler yüzle selamlaşır, vakit akşam ise iyi akşamlar der, sabah ise hayırlı sabahlar, iyi dersler, iyi işler derdi. Yaşlı veya engelli bindiğinde gençlerden, bulunduğu mahalden yardım ister dikiz aynasından tatlı bir otorite ile bütün otobüsü hakimiyeti altına alır, bir anda araçtaki herkes uzun bir geziye çıkacakmış hissine kapılırdı. İşte bu şoförde kendi alanında yaptığı işte bir rol modeldi. Bu modelleri çoğaltmak bizim elimizde. Farkındalığımızla, merhametimizle, gönül padişahlığımızla.

Seyyid Hoca bir rol model

Geçtiğimiz pazar günü hocamın hocası Seyyid Hoca Hakka’a yürüdü. Ne sosyal medya hesabı vardı ne de meşhur sözleri yayınlanmış kitabı. Sadece öğrencileri vardı cenazede vakti zamanında elinden tuttuğu okuttuğu, yediği, içirdiği, giydirdiği. Hilafsız insan ayırmadan, çocukların elinden tutan artık torun torbaya karışmış yüzlerce öğrencisi taçlandırdı Seyyid hocanın gidişini. Dünya hayatında adının önünde hiçbir unvanı olmayan hocaya elinden tuttuğu öğrencileri tabutunun baş ucuna bir sarık koyarak uğurladılar kutlu menziline.

HAKİKAT BİR SIRDIR

Hakikat bir sırdır. Bu sır aramızdaki bir anlaşmadır ezelden ebede. Onu bir sen, bir de ben biliriz. Kuşlara fısıldadıklarımız hakikatten ancak bir nüvedir. Onlar ancak bu kadarını taşıyabilirler. Altın tozunu kanatlarında taşırlar, sessizce uçarak serperler ovalara, kırlara, dağların eteklerine hatta denizlere. Yaşamda nasiplensin bu hakikatten. Öyle değil mi? Ağırlığınca yükler taşıyan insan, ancak hakikatin bir parçasına talip. Ama öyleleri de var ki hakikati yüklenmiş giderler, yüzlerinden anlaşılır; dingin, telaşsız, vakur ve sevdalıdırlar. Hakikate sevdalı bu bilgelerin sırlarını taşıyanlar da vardır elbet. O kendini bilemeyen hakikat taliplisi bir gün bu sırra ortak olduğunu, altın tozunun gözlerinde ışıldadığını anladığında; sevdadan gayrisi yoktur der.

HEDİYE ALIRKEN DİKKAT

Bir vesile ile hediye alacağınız zaman, ıvır zıvır şeyler alıp götürmeyin. Özellikle biblo, süs eşyası en gereksiz en çok yer tutan şeylerdir. Hediye aldığınız kişi minimalist bir anlayışı varsa bu tür şeyleri evine koymayacaktır. Ama sizi kıramayacağı için gülümseyecek teşekkür edecektir. Bir dahaki gelişinizde büyük ihtimal o bibloyu veya süs eşyasını göremeyeceksiniz. O yüzden sadelikten yana olan kişilere işlevsel, günlük kullanımda işe yarayan eşyalar alınmalı. Kıyafet bile alırken rengarenk çiçekli, dalı şeyler değil siyah, beyaz, gri her şeye uyabilecek tonlarından bir tercihiniz olmalı. Sadelik her zaman güzeldir.

BUGÜN TIP BAYRAMI

Günümüzde sağlık sektörü bir sanayi halini almış durumda. Ancak bizler Hazreti Peygamber’in sağlıkla ilgili uygulamalarından en önemlisi olan sofradan yarı tok yarı aç kalkmak reçetesini uygulayabilseydik bu kadar fazla sağlık sorunları yaşamayacaktık. Her türlü şehvet geçer fakat yeme, içme şehveti çok zor geçer diye bir söz duymuştum. Ne kadar çok yersek o kadar çok hastalık çağırırız. O yüzden oruç tutmayı artık batı alemi en büyük sağlık mucizesi olarak kabul etmiş durumda. Hastalanmadan koruyucu önlem almak için az yemek gerekiyor. O yüzden Hazreti peygamber midesinin 1/3’ünü yiyeceğe, 1/3’ünü suya ve 1/3’ünü ne nefes almaya ayırırmış.

·         İki nimet vardır ki insanlar onun kıymetini bilmezler: Vücut sağlığı, vicdan rahatlığı.

Hazreti Muhammed

·         Her hastalık Müslümana şifadır. Bazısı nefsini temizler, bazısı da günahlarını.

Hazreti Ebubekir

·         İki şeyin elden gitmeden değerini takdir etmek zordur: Biri sağlık, öteki gençliktir.

Hazreti Ali

·         İnsan için meşguliyetten daha iyi bir tedavi yoktur.

Râzî

DAVRANIŞLARIMIZ

Artı

Dün arabamla yolda ilerlerken bir anda arkadan gelen araç arabama çarptı. Durdum arabadan indim. Kazayı yapan araçtaki şoför de indi ve hemen elini uzatarak; “Hanımefendi ben hatalıyım. Hemen fotoğrafları çekelim. Araçları da kenara alalım trafik oluşturmayalım” dedi nezaketle. Ben aslında trafikte ilerlerken o gün başıma gelen onca aksi işi düşünürken bu oldu. Demek ki kurallardan biride ‘aksilikleri ve olumsuzlukları’ çağırmaya devam etmeyeceksin. Ardından beyefendi bana kartını verdi. Ben telefonumu verdim. Ertesi gün birbirimizi aramak üzere ayrıldık. Sonuçta kazaya bakış açımız, olayları büyütmeden halletme yoluna gitmek, işlerin kolayca çözülmesini sağladı.

Eksi

Komşumun eşi evden Cuma namazı için camiye çıktı. Elinde bir kağıt vardı, buruşturdu ve sokağa fırlatıp ilerledi. Öyle garipsedim ve tuhafıma gitti ki. Evinde çöpe atabilirdi veya sokaktaki çöp konteynırına atabilirdi. Ama o duyarsızca sokağı çöp olarak kullanabildi. Bu olumsuz davranışı görmezden gelip aman ne olacak diyemeyiz. Davranışlarımızla toplumun içinde örnek oluyoruz. Özellikle de yetiştirdiğimiz çocuklarımıza. Olumsuz davranışlar başka olumsuz davranışları beraberinde getirir. O yüzden yanlış, hatalı davranışlar ağaç yaşken düzeltilmelidir. Yetişkin olunca yerleşiyor ve alışkanlıklardan kurtulmak imkânsız hale geliyor.

EVLİLİK KURUMU BİTECEKMİŞ

Popüler kültürün isimlerinden Tuba Ünsal geçen hafta 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle katıldığı Boğaziçi Üniversitesi’nin etkinliğinde bir cümle söyledi. “Evlilik kurumu bitmeye mahkûm” diyen Ünsal’ın ne yapmaya çalıştığını anlamak çok da zor değil. İletişim uzmanlığı açısından baktığımızda medyanın popülere rağbet göstererek sloganlar çıkartması yeni bir şey değil. Gerçek sorunları, esas muhatapları yerine şişme gündemlerle gerçek olmayan kimliklere söyletmek; insanlara merak uyandıran, yakası açılmadık sözlerle medya ile alışveriş yapmak; boş zamanı yaratan kültür endüstrisinin bir oyuncağı olmak demektir.