GERÇEK BİR KOMEDYEN: LEVENT KIRCA

İsmail ÖZCAN 18 Eki 2016

Bizim gibi toplumların önemli açmazlarından biri liderlerin, iktidar sahiplerinin gerekli hoşgörü düzeyine erişememiş olmasıdır. İktidar sahipleri muhalefetin siyasal eleştirilerine olduğu kadar düşünce ve sanat planındaki eleştirilere de tahammülsüzdür. Tarihimizin başından beri bunun birçok örnekleri vardır. Ama günümüzde bunların aşılması şarttır. Levent Kırca son senelerinde ve ölümünden önceki son günlerinde iktidar sahiplerinin, muhalifliği ve eleştirelliği yüzünden kendisine çıkarılan zorluklardan ve devlet yardımlarının kesilmesinden şikâyet etmiştir. Bu alanda Batılı bir anlayışa ulaşmaya çok ihtiyacımız var.

Unutulmaz oyunlara, rollere, tiplemelere ve bunların arkasındaki senaryoların çoğuna imza atmış olan büyük sanatçı Levent Kırca bir yıl önce, 12 Ekim 2015’te, 67 yaşında vefat etmiş; 13 Ekim 2015’te büyük bir cenaze töreniyle bu dünyadan uğurlanmıştı.

Levent Kırca, kazanılmış değil, doğal yeteneğe sahip bir komedyen, bir tiyatrocuydu. Doğuştan oyunculuk yeteneğiyle donanmıştı. Gerek yaşayan gerekse bu dünyaya veda etmiş olan Türk sanatkârları içinde Levent Kırca çapında bir kabiliyete sahip olan sanatçıların sayısı çok fazla değildir. Levent Kırca; her rolün, her tiplemenin hakkını hiç zorlanmadan, hiçbir yapmacığa başvurmadan verebiliyordu. Jestleri, mimikleri de aynı doğallığı içeriyor; hemen herkesin tebessümüne ve sempatisine yol açabiliyordu. Kolayca güldürdüğü kadar en basit yöntemlerle düşündürmesini de biliyordu. Aynı rolü, aynı tiplemeyi onlarca defa tekrarlasa seyirci yine de bıkmıyordu. Mizahın ve eleştirinin dozunu ayarlamakta, aşırılığa kaçmamakta da usta idi.

Mesleğinde gerçekten büyüktü, komedyenliğin gurusuydu. Mesleğinin doruklarına çıkarken kimsenin himmetine, desteğine, kayırmasına yaslanma ihtiyacı duymamış sanatçıların da önde geleniydi. Bizim gibi muhafazakârlıkla çağdaşlık arasında bocalama evresindeki toplumlarda böyle bir ayrıcalık da asla yabana atılmamalıdır. Çünkü böyle toplumlarda bir yerlere ulaşmak için ahbap çavuş ilişkilerinin daima rolü olmuştur. Levent Kırca böyle bir eksiklikten, yumuşak karından da uzaktı. Tiyatro dünyasında alnının akı, bileğinin gücüyle sağlam bir konuma ulaşmıştı. “Sırça köşkte oturan, komşusuna taş atmamalı” sözünün kendisi için söylenmeyeceği, söylenemeyeceği bir kişilikti.

Levent Kırca’nın 2012’de “Önüm Arkam Sağım Solum Dönek” adlı bir kitabı yayımlanmıştı. Adı geçen kitabı ve bazı çıkışlarıyla o günlerde epeyi gündem oluşturmuştu. Kitabında, adı şimdi Vatan Partisi olarak değiştirilen İşçi Partisi’ne ve onun lideri Doğu Perinçek’e bağlılığını ilan ediyordu. İşçi Partisi’ni en iyi parti olarak niteliyor ve onun lideri Doğu Perinçek’i hayran olduğu dürüst bir adam olarak kutsuyordu.

Hangi partiye, hangi lidere olursa olsun, acaba bir sanatçının bir lidere ve partiye bu kadar açık ve net bağlılık ifade ve ilan etmesi doğru mudur? Sanatçının aktif bir politikacı gibi muhalefet yapması sanatı için doğru bir tutum mudur? Sanatçı kendini muhalifliğin dozunu herkesten daha iyi ayarlamak zorunda hissetmemeli midir?

Sanatçı, toplumun her kesimine hitap eden, bir anlamda buna mecbur olan insandır. Açık seçik bir politik ve ideolojik kanaat ortaya koyan sanatkar, kendisininkinden farklı politik ve ideolojik kanaat sahibi insanla nasıl empati yapacaktır? Çünkü sanatkârla aynı kanaatlere, aynı inanç ve ideolojilere sahip olmayan toplum kesimleri vardır ve hep olacaktır. Bir sanatkâr “Ben yalnız benim gibi düşünen ve inananlar için mesleğimi icra ediyorum” diyebilir mi? Derse haklı sayılır mı?

Bunlar ne ülkemizde ne de çağdaş Batılı ülkelerde yeterince tartışılmıştır. Ama mutlaka tartışılmalıdır.

Bizim gibi toplumların önemli açmazlarından biri liderlerin, iktidar sahiplerinin gerekli hoşgörü düzeyine erişememiş olmasıdır. İktidar sahipleri muhalefetin siyasal eleştirilerine olduğu kadar düşünce ve sanat planındaki eleştirilere de tahammülsüzdür. Tarihimizin başından beri bunun birçok örnekleri vardır. Ama günümüzde bunların aşılması şarttır. Levent Kırca son senelerinde ve ölümünden önceki son günlerinde iktidar sahiplerinin, muhalifliği ve eleştirelliği yüzünden kendisine çıkarılan zorluklardan ve devlet yardımlarının kesilmesinden şikâyet etmiştir. Bu alanda Batılı bir anlayışa ulaşmaya çok ihtiyacımız var.

1960’larda Fransa’da ünlü yazar ve filozof Jean Paul Sartre, Cumhurbaşkanı De Gaulle’e acımasız eleştiriler yöneltiyormuş. Yakın çevresi De Gaulle’ü kışkırtıyormuş:

— Sayın Başkan, Sartre’ın yaptığının bu kadarı da fazla! Kim olursa olsun herkes haddini bilmeli. Siz her şeyden önce Fransa’yı temsil ediyorsunuz!

De Gaulle bunlara hiç beklemedikleri ve düşünmedikleri bir cevap vermiş:

— Evet, ben Fransa’yı temsil ediyorum, ama bir yazar ve filozof olarak Jean Paul Sartre da Fransa’yı temsil ediyor.

Bizde ne yazık ki ülkeyi yönetenler, liderler, muhalif aydın ve sanatçılara yaklaşmada hiçbir zaman böyle bir anlayış seviyesine ulaşamadılar.