#HAYVANATBAHÇELERİKAPATILSIN #CLOSETHEZOOS

Çocukları eğlendirmek için popüler aktivitelerdendir hayvanat bahçesi ziyaretleri...

Kendi isteğimizle, kendi evimizden çıkamadığımız şu günlerde düşünmeye ve empati kurmaya bolca vakit bulduk. Kendimizi hayvanat bahçelerinde zorla tutulan masum canlılar gibi hissettik. Belki de bu global pandemi insanlığa bir ders; önceden yaptığımız korkunç hataları telafi etme şansı... Ya şimdi ya hiç; #hayvanatbahçelerikapatılsın 

Çocukları eğlendirmek için popüler aktivitelerdendir hayvanat bahçesi ziyaretleri... Birçoğumuz da ya bir okul gezisiyle ya da ailemiz ile birlikte mutlaka en az bir kez gitmişizdir bu ‘harikalar diyarı’na... insanlara doğal yaşamı yakından göstermek, doğayı anlamalarını sağlamak ve hayvan sevgisini aşılamak gibi naif ve öğretici sebeplerle yapılan bu ziyaretlerin aslında nasıl büyük dramlar barındırdığını yeni yeni anlıyoruz...

Wikipedia’daki havalı tanımı ile hayvanat bahçeleri; doğada yaşayan hayvanların yaşam ortamları, beslenme ve üremeleri, yaşam şartları, hastalık ve tedavileri hakkında bir taraftan bilimsel araştırma ve çalışmalar yapan, diğer taraftan elde edilen bilgileri üniversiteler ve diğer bilimsel kuruluşlarla paylaşarak önemli hizmetler yapmaktalar. Gerçekten öyle mi? Bugün hangi hayvanat bahçesi, doğada yaşayan bir hayvanın hastalığına çözüm bulabiliyor? İnsanoğlu yüzünden nesli tükenmekte olan birçok türün, hayvanat bahçelerinde koruma altına alınması da ayrı bir ironi...

Maalesef bu tesislerde canlılar, küçücük kafeslerde, yanlarında türlerini anlatan bir tabela ile insanların görmesi için sergilenmekte, ne kadar doğal ortamlarının birebir taklit edildiği söylense de aslında doğalarına çok aykırı bir biçimde, ihtiyaçları kadar avladıkları diğer canlılarla değil, buzhaneden getirilen et ve leşlerle beslenmekte, zorla çiftleştirilmekte ve içgüdülerinden uzaklaştırılmaktalar... Bazı canlılar, bu hayvanat bahçelerinde doğup, bütün ömürlerini burada geçirmeye mahkum ediliyorlar... 

Hayvanat Bahçelerinin Tarihçesi

‘Hayvanat Bahcesi Kültürü’ binlerce yıl öncesine, Çin İmparatorluğuna kadar dayanıyor. İmparator, geniş bahçesinde gelen ziyaretçilerine sergilemek için birçok hayvan barındırmaya başlıyor. Haydi o imparator, ülke zaten adamın, binlerce yıl önce de koşullar çok farklı; zalimlik iktidar olmanın vazgeçilmezi de bize ne oluyor? 

1789’da insanların özgürlüklerini ilan ettikleri, hür iradelerini insan hakları bildirgesi ile kazandıkları Fransız ihtilalinden hemen sonra nedense hayvanların özgürlüğünü alma ironisi aklımıza geliyor ve Avrupa’da bugün bildiğimiz hayvanat bahçelerinin kurulmasına başlanıyor. Önce Paris, Sonra Londra derken, 50 sene içinde neredeyse bütün büyük şehirlerde birer hayvanat bahçesi oluşturulmuş ve şehirde yaşayan insanların, doğal ortamlarından koparılıp küçücük kafeslere mahkum edilmiş hayvanları ziyaret ederek onları gözlemlemesi sağlanmış.

O kadar ki İkinci Dünya Savaşı insanlar arasında yapılmasına rağmen, Almanya’daki birçok hayvanat bahçesi, savaş sırasında bombalanmış, hayvanlar da bu saçmalıktan nasiplerini almış...

Koşullar korkunç

Peki kafesin arkasındaki masumlara fındık fıstık atarken hiç aklınıza geldi mi oraya nasıl getirilmiş olabilecekleri?

Bir hayvan bu bahçelere getirilmeden önce biz insanlarla pazarlık yapmıyor, ikna edilmiyor, hür iradesinin olduğu hiçe sayılıyor. Bildiğiniz tuzağa düşürülüyor! Olumsuz koşullarda, haftalarca süren kara ve hava taşımacılığı ile yeni YUVAsına getiriliyor ve hiç alışık olmadığı bir iklimde, kısıtlı bir ortamda, tel örgüler arkasında hayatını geçirmeye zorlanıyor... İşin bize gösterilmeyen bir başka kısmı ise bu tuzağa düşürme ve nakliyeler sırasında birçok hayvanın da TELEF olduğu gerçeği... 

Eğitim adı altında dayak yiyen, aç bırakılan, kırbaç ve kancalar kullanılarak işkence yapılan hayvanlar, ziyaretçilerin onları daha net izleyebilmesi için ilaçla uyuşturuluyor. Bu koşullar altındaki hayata mahkum bırakılan hayvanların yaşadığı stres, hem psikolojik hem de fiziksel sağlık sorunları yaşamalarına sebep oluyor ve tedavileri de tabi ki kimyasal ilaçlarla yapılmaya çalışılıyor. 

Tarihteki bir diğer utanç: İnsanat Bahçeleri 

Avrupa’da 19 ve 20. yüzyıl başında hayli popüler olan ‘insan hayvanat bahçeleri’nin olduğunu biliyor muydunuz?  Özellikle Afrika’dan kaçırılan, köle olarak satın alınan, ‘beyaz’ ırktan olmayan insanların sergilendiği parklar... Çok da uzak bir tarihte değil; en sonuncusu 1956 yılında Belçika’da kapanmış... İnsanlık ileride hayvanat bahçeleri için de aynı utancı duymayacak mı?

Neden kapatılmıyorlar?

Hayvanat Bahçelerinin kuruluş amacı artık gerçekçi mi? Çocuklara doğada yasayan canlıları göstermek için ille şehrin ortasındaki bir parka mı götürmemiz gerekiyor?

Dijital çağda, birçok belgesel kanalının, eğitici kitap ve web sitelerinin olduğu bu zamanda elbette çocuklar yine aynı amaçla eğitilebilirler. 

Ama işin arkasında farklı dinamikler var... Birçok devlet, bu düzenden milyon dolarlarca para kazanıyor... Yine aç gözlülük devreye giriyor... 

YeniBirlik Gazetesi olarak, Haytap ve Peta gibi Sivil Toplum Örgütlerinin de yaratmaya çalıştığı bu farkındalığın artmasında biz de rol almak istiyoruz. 

Sizleri aşağıdaki etiketleri kullanarak, sosyal medya hesaplarınızda, hayvanat bahçesinde yaşayan, empati kurduğunuz canlıların fotoğraflarını paylaşmaya davet ediyoruz.

#Closethezoos #hayvanatbahçelerikapatılsın

Doğa artık isyan ediyor.. Bazı şeylere hep beraber dur demezsek, daha çok salgınlar, felaketler yaşarız. Çünkü ders, öğrenci öğrenene kadar tekrar eder...