HAZİRAN OLA HAYROLA!

Fehmi KETENCİ 31 May 2021

Geçtiğimiz haftaki yazımızın girişini şöyle bir paragrafla başlatmıştım.

      Geçtiğimiz haftaki yazımızın girişini şöyle bir paragrafla başlatmıştım. Şimdilik,

olumlu gelişmelere doğru bir değişim var diyebilecek durumda olmadığımızı rahatlıkla görebiliyoruz.

      “Birkaç haftadan beri pandemi dönemindeki gelişmeleri dikkatle takip eder olduk.

Bir süre önce, üzerimizde iyice ağırlaşan psikolojik durumumuzla ilgili; “Korkmayalım da ne yapalım” başlığıyla yazmıştım. Anlatmaya çalıştıklarımda değişen pek de farklı bir durum yoktu. 17 Mayıs’ta sona eren “Tam Kapanma” döneminden geriye neler kaldığı konusunda tam olarak tatmin edici bilgilerle beslenebildiğimizi söyleyemeyiz”.

      Son günlerde, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan günlük turkuaz raporlara göre, vaka sayıları, hasta sayıları ve en önemlisi vefat sayılarında günden güne dikkat çeker azalmalar var. “Tam Kapanma” sonrasında uygulamlar ve kısıtlamalarda bir düzenleme yapıldı. Hafta arası sokağa çıkma kısıtlamaları, hafta arası günlerinde 05.00-21.00 saatleri arasında olma üzere kaldırıldı.

      Bu arada her zaman olduğu gibi, kısıtlama ayarlamasında hep unutulan 65 yaş üstülerle ilgili dişe dokunur hiçbir bir değişiklik yapılmadı. Yine, eskiden olduğu gibi, “uzağa gitmemek” kaydıyla mahalle arasında sokaklarda dolaşmalara izin verildi. Toplu taşıma kullanmadaki “yasak” aynen devam ediyor.

      Hep yazıyorum ve yazmaya da devam edeceğim. Bu ülkede 65 yaş üstüler diye milyonlarca vatandaş var ve pandemi dönemindeki bu kısıtlamalarla sınırlanan yaşamlarında ne kadar zorlandıkları, ne zaman hatırlanacak!

      Son haftalarda yaşamımızda değişen hiçbir şey yok gibi. Pandemi döneminin şu aşamasında ne durumda olduğumuzu hiç bilemiyoruz. Son gelen bilgilere göre;

01 Haziran’da, 17 günlük Tam Kapanma Uygulaması’ndan bugüne ne durumda olduğumuz değerlendirilecek ve salgında görülen bu iyiye gidişin değerlendirmesi paralelinde yapılacak yeni düzenlemeler, “tiknefes” hale dönüşen yaşam biçimimize ne gibi bir rahatlama getirecek.

      Son gelen bilgilere göre; aşı stoklarımız arttırılıyor. Elli yaş üstülerin aşılanmalarına başlanacak, aşılama çalışmaları daha da hızlandırılacakmış.

      Geçtiğimiz günlerde televizyonda bir uzman doktorumuzun söyledikleri, bu konuda ne yapmamız gerektiğinin en mantıklı açıklaması gibiydi. Uzmanımızın söylediğine göre; “Ülkemizde, yaz ayları süresince, aşılama sayısı konusunda yüzde 70 oranlarına yaklaşabilirsek, Ekim sonrasında maske takma zorunluluğumuzdan kurtulabilirmişiz!”

      Bu söylenenlerin çok doğru bir yaklaşım olduğuna ben de inanıyorum. Pandemi döneminde yapılması gereken en önemli şey, en azından aşılama oranının yüzde 50’nin üzerine çıkarılması, “sürü bağışıklığı”nın sağlanabilmesidir.

      Bu konuyla ilgili olarak geçtiğimiz yazımda yazdığım gibi, var olan rakamlar, bu oranlarda nerelerde olduğumuzu çok net gösteriyor.

      Edinilen bilgilere göre; “Ülkemizde toplam yapılan aşı sayısı; 26.835,306. Birinci doz yapılan aşı sayısı; 15.374,917 ve ikinci doz aşı sayısı ise; 11.460.389 civarındaymış. Bu bilgiler, Kovid-19 aşılaması konusunda almamız gerekenden çok geride olduğumuzu gösteriyor”.

      Bugünkü değerlendirmeler sonrasında kısıtlamalar konusunda nasıl bir uygulama başlatılacak bilemiyoruz ama, bir umut ışığı ile rahatlayabilmeyi bekleyen vatandaşlarımız salgınla ilgili, az da olsa olumlu bir yöne gittiğimizi görebilmeyi hak ediyor,

      Tam Kapanma sonrasında bu güne kadar sokak ve caddelerden yansıyan insan kalabalıklarının, neredeyse, salgın öncesi görüntülere dönüşmeye başladığını endişeyle izliyoruz. O gördüklerimizde maskeler konusunda olması gerekenlere uyumda bir sorun yok gibi ama, mesafeler hiç de olması gereken gibi değil.

BİR TUTAM TEBESSÜM   

BEN YUMURTLAMADIM!

      Neyzen Tevfik’e muharrir yazacağı kitabı anlatıyordu.

      Dinledi, dinledi kitabın sonuna doğru yaklaşınca, Neyzen

Tevfik beğenmediğini belirten bir tavır takınarak yüzünü buruşturarak fikrini beyan eder:

      - “Kitabın bu mevzuu beğenmedim!..” der.

Muharrir;

      - “İyi ama üstad, siz şimdiye kadar hiç roman yazmadınız ki!... Nasıl bu kadar net bir fikir yürütebiliyorsunuz?”

      Neyzen Tevfik kızararak yanıt verir:

      - “Ben yumurtanın da iyisini bilirim, bayatını anlarım. Fakat şimdiye kadar hiç yumurtlamadım.”