HDP İLE İLİŞKİ PKK'YI ZAYIFLATMAZ, GÜÇLENDİRİR

Faruk AKTAŞ 21 Oca 2020

Kırk yılı aşkın bir geçmişi olan PKK'nın örgütlenme ve yapılanma biçimini az çok bilen hiç kimsenin bu tezlere inandığı yok.

Türkiye günlerdir, HDP eski eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Devran adlı öyküsünün uyarlandığı tiyatroyu üzerinden bu partiyi ve öykünün yazarını tartışıyor.

Söz konusu tiyatronun izleyicileri arasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun eşleri ile CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun da bulunması nedeniyle tartışma doğal olarak HDP-CHP ilişkisine odaklanmış durumda.

Hükümete yakın kesimler, HDP’nin PKK ile bağı üzerinden CHP’yi dolaylı olarak terörle iş birliği yapmakla suçlarken CHP’liler partilerini temize çıkarmak için HDP’nin PKK ile ilişkisi olmadığı konusunda toplumu ikna etme çabasında.

Kırk yılı aşkın bir geçmişi olan PKK’nın örgütlenme ve yapılanma biçimini az çok bilen hiç kimsenin bu tezlere inandığı yok.

Bu çabaların tümü, CHP’nin HDP ile ilişkisini meşrulaştırma çabası.

Eleştiriler karşısında sıkışan kimi CHP’liler çözüm sürecinde hükümet ve devletin HDP ve PKK ile görüşmelerini gündeme getirerek karşı saldırıyla tepkileri savuşturma gayretine giriyor.

Şüphesiz çözüm sürecinde sözü edilen görüşmeler gerçekleşti.

Ancak devletin ve hükümetin söz konusu görüşmelerinin CHP’nin HDP ile ilişkisiyle aynı kefeye konması imkânsız.

Zira adı üstünde, söz konusu görüşmeler bir terör sorununun çözümü ekseninde yapılan görüşmelerdi.

CHP’nin HDP ile ilişkisi ise herhangi bir sorunun çözümüne yönelik atılan bir adım değil.

Bu ilişkinin tek maksadı var, o da AK Parti’yi ve onun Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidardan indirmek.

Tabi söz konusu tartışmalarda CHP’lilerin dile getirdikleri bir doğru var ki o da HDP’ye oy veren 5-6 milyonluk bir kitlenin terörist olarak kabul edilemeyeceği gerçeği.

Ancak bu doğru, HDP’nin PKK’nın uzantısı olduğu gerçeğini değiştirmez.

Şüphesiz burada terör ile ilişkili bir parti ile o partiye oy veren geniş bir kitlenin varlığının yarattığı ciddi bir sıkıntı var.

Yapılması gereken şey bu partiyle iş birliği yapmak yerine söz konusu kitlenin terörle bağlantılı partiyle bağlarını koparmaktır.

Bu da ancak bu kitlenin talep ve beklentilerinin saptanarak, bu beklentilere yönelik politikalar oluşturmakla mümkündür.

HDP tabanını az çok tanıyanlar bilirler ki, bu kitlenin ezici çoğunluğunun oy verdikleri partiden herhangi bir beklentilerinin olmasından ziyade, diğer partilerde kendilerini göremedikleri için bu yönde bir eğilim içine girmişlerdir.

HDP de kendisine oy verenler dâhil Türkiye’deki hiçbir kesimin hiçbir sorununa hiçbir çözüm üretmediği halde diğer partilerin bu kitlenin talep ve beklentilerine çözüm üretememesinden dolayı yüzde 10 civarında bir oyu rahatlıkla alabilmenin keyfini yaşıyor.

Türkiye’nin geleceğini önemseyen her partinin öncelikli hedefinin, söz konusu 5-6 milyonluk kitleyi, tek varlık nedeni PKK’nın amaç ve hedeflerini gerçekleştirmek için siyaset zeminini kullanmak olan HDP’den koparmak olmalıdır.

Bu gerçekleştiğinde, hem 40 yılı aşkın süredir ülkenin başına bela olan terör sorununun çözümü çok daha kolaylaşır hem de Türkiye’nin iç barış ve huzurunun çok daha güçlü bir şekilde sağlanmasının koşulları yaratılmış olur.

Bunun yerine, çeşitli siyasi hesaplar nedeniyle HDP ile iş birliği yapmak ise tersi şekilde hem terörün güçlenmesine hem de iç barış ve huzurun giderek daha bozulmasına yol açmaktan başka işe yaramayacaktır.