HDP'Yİ ETKİSİZLEŞTİRMEK, TÜRKİYE'Yİ KURTARMAK

Faruk AKTAŞ 04 Mar 2022

Bu yazımızda önümüzdeki dönem bu senaryoların hangi akslar üzerinden hayata geçirilmeye çalışılabileceğini ve hükümetin bunlara dair ne tür önlemler alması gerektiğine dair görüşlerimizi paylaşmaya çalışalım.

“Donetsk-Lugansk’ta Yaşananların Türkiye İçin Hatırlattığı Tehditler” başlıklı önceki yazımızda küresel güçlerin Kürt meselesi üzerinden ülkemiz için de benzer senaryoları devreye sokmaya çalıştığına ve bu çerçevede Türkiye’nin iç politikasına müdahale edilmekte olduğuna dikkat çekerek, bu senaryoların boşa çıkarılarak ülkenin birlik ve bütünlüğünün korunması için iktidar partisine büyük sorumluluklar düştüğünü vurgulamıştık.

Bu yazımızda önümüzdeki dönem bu senaryoların hangi akslar üzerinden hayata geçirilmeye çalışılabileceğini ve hükümetin bunlara dair ne tür önlemler alması gerektiğine dair görüşlerimizi paylaşmaya çalışalım.

Sözünü ettiğimiz senaryonun temel hedefinin, Türkiye’nin zayıflatılıp bölünmesi ve ülkede bir kukla yönetiminin oluşturulması olduğunu hatırlatalım.

Bunun için önümüzdeki yıl yapılacak seçimler bir fırsat olarak görülüyor.

Millet İttifakı’nı oluşturan 4 partinin aynı cephede yer alan iki parti ile birlikte sürdürdükleri görüşme trafiği, söz konusu küresel güçlerin “Erdoğan’ı devirme” hesaplarının bir parçası.

HDP’nin bu ittifak içinde yer almadığı görüntüsü verme çabası da bu 6 partiyi bir arada tutabilme ve söz konusu partilerin tabanlarında rahatsızlık yaratmamaya çalışma gayretleriyle ilgili.

Seçimlerin hemen öncesinde Millet İttifakı ile HDP’nin masaya oturtularak varılacak bir anlaşmayla bu partinin de ittifakın göstereceği adaya oy vermesinin planlandığına kuşku yok.

Türkiye’yi küresel güçlerin boyunduruğu altına sokacak ve de bölünmeye götürecek bu sürecin engellenmesi için özellikle iktidar partisine büyük sorumluluklar düşüyor.

Bir yandan bunun dış destekli bir “şer ittifakı” olduğu ve ülkeyi büyük bir bataklığa sürükleyeceği konusunda toplumun ikna edilmesi gerekirken diğer yandan bu ittifakın bir parçası olan terör örgütünün güdümündeki partinin etkisizleştirilmesine yönelik yönelik hamleler geliştirilmesi şart.

Terör örgütüyle son yılların en başarılı mücadelesi yürütülürken bu örgütün denetimindeki partinin yüzde 10’lara tekabül eden bir oy almasının Türkiye için büyük bir tehdit olduğu açık.

Ülkemizin bu tehditten kurtulması için bu partinin oy potansiyelinin eritilmesi elzemdir.

Bunun için öncelikli olarak, bu partiye oy veren seçmen kitlesi nezdince derinlikli bir araştırma yapılması, bu kitlenin bu partiye neden oy verdikleri ile bunların talep ve beklentilerinin saptanarak bunları karşılayacak adımlar atılması gerekmektedir.

Kişisel kanaatim, HDP’ye oy veren kitlenin büyük bölümünün, hiçbir talep ve beklentilerini yerine getirmeyeceğine emin olmalarına ve hatta siyasi görüş ve politikalarını hiçbir şekilde benimsememelerine karşın ısrarla ve inatla bu partiye oy vermelerinin en önemli nedeninin, diğer partilerde kendilerini bulamadıkları algısıdır.

Bir başka deyişle “biz ve onlar” yanılgısıdır.

Bu seçmen kitlesinin büyük çoğunluğunda “Yanlış da yapsa, siyasi görüşlerine katılmasam da, bizim için hiçbir şey yapmayacağını biliyor da olsam buna oy veriyorum. Çünkü bu bizim partimizdir” görüşü hakimdir.

Bunda PKK ve HDP’nin bu kitleler üzerindeki propagandalarının etkisi kadar diğer partilerin bu kitleye hitap edecek etkili bir dil geliştirememelerinin de etkisi vardır.

HDP’ye oy veren kitledeki bu yanılgılı algının değişmesi için AK Parti’nin daha etkili bir dil geliştirmesi kanaatindeyim.

Bir diğer konu “Kürt sorunu” algısıdır.

Kuşkusuz “Kürt sorunu” Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, çoğu zaman devletin ve hükümetlerin olumsuz yaklaşımları ve terör meselesiyle iç içe süregelen bir konuydu.

Gelinen aşamada hükümet, “Kürt sorunu yok, terör sorunu var” demekte, buna karşın kendini bu sorun üzerinden var etmeye çalışan PKK ve HDP aksini dile getirmekte, muhalefet cephesi de aynı yönde bir tutum sergilemekte.

Doğru olan şudur ki, Kürt sorunu vardı ve bu sorun geçtiğimiz 10-15 yıl içinde AK Parti hükümetleri tarafından atılan adımlarla önemli çözüldü.

Hükümet, özellikle 2012-2015 tarihleri arasında yürütülen Çözüm Sürecinde Kürt sorunu ile birlikte terör sorununu da “barışçıl” yollardan çözmek istedi.

Ancak küresel güçlerin güdümündeki terör örgütü buna yanaşmadı ve Türkiye’ye yönelik terör tehdidini devam ettirmeyi tercih etti.

Doğal olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti de, hükümeti ve tüm organlarıyla birlikte her devletin yapması gerekeni ve yaptığını yaptı.

Terör örgütüyle mücadelede askeri yollara ağırlık verildi.

Güvenlik güçleri karşısında ağır darbeler alan terör örgütü, varlığını sürdürmek için kendini “Kürt sorunu ambalajı” içine sokmaya çalışıyor.

HDP’ye oy veren kitlenin büyük bölümü maalesef buna inandırılmış durumda.

Terör sorununu “Kürt sorunu” olarak görmeye devam ediyorlar.

Eskiden terör örgütü unsurları köylere baskınlar düzenleyerek onların desteğini almak için propaganda yapıyorlardı.

Gelinen aşamada ülke topraklarının genelinde güvenliğin güçlü şekilde sağlanmasıyla bunu yapamıyorlar.

Ancak terör örgütü üyelerinin yapamadığını bugün Türkiye Cumhuriyeti devletinden maaş alan, TBMM çatısı altındaki HDP milletvekilleri ile bu partinin yöneticileri yapıyor.

Köy köy, ev ev dolaşarak çözüm süreci konusunda hassas olan kitleleri “Masayı Erdoğan devirdi” yalanıyla arkalarında tutmaya çalışıyorlar.

AK Parti’nin Doğu ve Güneydoğu illerindeki üye ve yöneticileriyle bu illerden seçilmiş milletvekillerinin bunlardan daha fazla çalışarak, bu kitlelere ulaşarak Kürt sorunu ile terör sorunu arasındaki farkları, devletin ve hükümetin Kürt sorununun çözümü konusunda attığı adımları, hatta terör meselesini de barışçıl yollardan çözmek için ne denli büyük gayretler sarf ettiğini, buna karşın dış güçlerin payandasına dönüşen terör örgütünün bu çabaları nasıl sabote ettiğini, dolayısıyla bölgede barış ve huzur ikliminin tamamen egemen olması için terör örgütü ile birlikte bu örgütün uzantısı siyasi partinin de siyaseten silinmesinin önemini anlatarak bu kitleleri ikna etmesi gerek.

HDP’nin zayıflatılarak etkisizleştirilmesi, terör örgütünün ortadan kaldırılmasına da büyük etki sağlayacağı gibi küresel güçlerin bu parti ile Millet İttifakı bileşenleri üzerinden Türkiye’nin iç siyasetine müdahale etme emellerini de kursaklarında bırakacaktır diye düşünüyorum.