HER GÖRDÜĞÜNE İNANMA

Ümit G. CEYLAN 03 Oca 2019

Bir yanılsama içindeyiz. Gördüğümüz her şeyi gördüğümüzden ibaret sanmak ve tanımlamakla meşgulüz.

HER GÜNE MİNİK İYİLİKLER

Yeni yılda kendinize güzellikler düşünün. Mesela her gün minik iyilikler yapmaya kendinizi adayın. Yarın uyanır uyanmaz sabah göreceğiniz şekilde baş ucunuza: Bugün bir iyilik yapacaksın unutma! yazan bir not bırakın. Gün içinde bu iyiliğin peşinden gidin. Belki yerden bir çöpü atıp çöp konteynerine atmak bir iyilik olabilir. Asıl iyilik yapmak; yüksündüğünüz bir şeyi yapmaktır. Her sabah asık suratla kalkmak adetinizse, kendinize bir iyilik yapın ve bunu değiştirin.

Çantanızda bez torbanız olsun

Artık alışveriş için kullanacağımız bez torbalarımızı çantalarımızda, arabalarımızda bulundurmalıyız. Zira 25 kuruşa satılacak olan naylon poşetleri çevreyi korumak için kullanmayacağız.

HER GÖRDÜĞÜNE İNANMA

Bir yanılsama içindeyiz. Gördüğümüz her şeyi gördüğümüzden ibaret sanmak ve tanımlamakla meşgulüz. Gördüğümüzün dışında bir alemin varlığını tasavvur edebilseydik acaba sadece gördüklerimize mi inanırdık? Öyle ki elimizdeki bir kalemi sadece yazan bir araç olarak görmenin dışında da bir anlamı olamaz mı? Elimizdeki kalemi paramparça etsek hatta yüz derecede eritsek acaba elimizde ne kalır? Elimizdeki erimiş olan o maddeye kalem diyemeyiz öyle değil mi? Ama biraz önce o bir kalemdi. Tam tersini de düşünebiliriz elimizdeki bu maddenin ne olduğuna dair bir fikrimiz olmayabilir. Onu biraz önce yeminler de etsek bir kalem olduğuna inandırmak zor hatta imkânsız olacaktır.

Gördüklerine inanmak

Bir mezarlıktan geçerken insanın içini ağır bir hüzün kaplar. Artık yanımızda olmayanları düşünürüz. Özlem ve hüzün birbirine karışır. İşte yaşadığımız dünya işte öte aleme intikal etmiş olanlarla tek bağlantımız olan mezar taşları. Ama yine de salt gördüklerimize inanırız her daim. Sanki gözlerimizin gördüğü dışında görünecek bir şey yokmuş gibi. Peki nerede bu insanlar. Toprağın altında bedenleri ancak ruhları nerede. Neden göremeyiz onları? Bu gözler neden sadece önündekine yani gördüklerine inanmak ister inatla?

Zanlarımızın objeleri

Duyu organlarımızın yetkisi sadece bu dünya ile sınırlıdır. Bir objeye anlam yükleyen de sadece zanlarımız yani vehimlerimizdir. Oysa hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Duyularımız bize bir konuda bilgi verir ancak o bilginin esas kaynağı hakikat ilmi değilse yanılsama içindeyiz demektir. Duyular hata işler çünkü salt bir bilgiye ulaşma çabası içindedirler. Deniz suyunun şeffaf olmasına rağmen biz denizi mavi diye algılarız. Oysa denizden bir bardak su aldığımızda onun şeffaf olduğuna yemin edebiliriz.  Bu durumda duyularımız bizi nasıl yanıltır. Denizden uzaklaştıkça mavi görürüz. İçindeyken şeffaf deriz. Objeler veya gördüğümüzü sandığımız her şeyin bir hakikat bilgisi vardır. Hoca mumu üflemiş ve çocuğa sormuş “nereye gitti ışık”? Çocuk cevap vermiş “geldiği yere” demiş.

Allah’ın sanatı nasıl tarif edilir?

Yaratılmış her şey, gördüğümüz göremediğimiz tarif edilebilir mi? Allah’ın sanatının tarife ihtiyacı var mı? Duyular buna aklımızı da dahil edebiliriz gördüklerimizi tarif etmekte acizdirler. Doğruya yakın bilgi verebilseler dahi kendi tecrübelerimizin getirdiği anlayış, kavrayış, tereddütlerimiz, inanmalarımızın sınırı içinde kalacaktır. Duyu ve aklımızın da ötesindeki hakikat alemini anlamak ancak kalbi melekelerin yeteneği ile mümkündür. Bu durumda ruhun her daim temizlenmesi, güzellikleri görmesi suretiyle kalbin cilalanması gerekir ki hakikat perdeleri açılsın. Zira gözümüzde sorun yoksa bile perdeleri açamadıkça gördüklerimize inanmanın bir yanılsaması içinde olacağız demektir.

MADAM ELENİ

Yüreğime üfle nefesini. Serinlesin içimde kavrulan yangınlar. Ama alevi söndürmeden üfle ara ara yansın közdeki hatıralar. Öğrendim o büyük sırrı. İstanbul, içinde saklarmış ecdadımın gizli hayatını. Eleni’ymiş büyükannemin adı. Kim bilir hangi aşk ile sarmaşık bağladı sığınamadığı coğrafyaya. Bu şehir içinde bir yerlerdesin biliyorum. Her yerde senden iz var. Sırlar nereye kadar Eleni? Bak masallara gizlediğin küçük oyuncaklar oradalar. Şarkılarda bağırarak Eleni diyor bir adam. Hangi aşkın büyüsü seni benden uzakta tuttu Eleni. Söylesen de şu kelimeler, harfler dökülse bir bir kağıda. Eleni benim ben. Senden bir ben. Kaçma artık bu topraklar bağrında çok yüreği avuttu.

FEDAKÂRLIK NEREYE KADAR?

Her konuda olduğu gibi fedakârlık konusunda da bir dengeye ihtiyaç vardır. Bu konuda aşırıya gidildiğinde adalet duygusunu kaybedebiliriz. Çünkü fedakârlık yaparken kendimizi unutup hasta edercesine başkası için var olma hatası işliyor ve adaletsiz davranıyoruz. Hal böyle olunca kendisine adil olamayan bir kimse başkalarına nasıl adil olacak? En fedakâr kim desek? Şüphesizi hepimiz anneler diyeceğiz. Ancak çocuklarımıza aşırı fedakârlık yaparken kötülük yaptığımızı bilseydik acaba yapar mıydık? Çocuğun odasını toplamak onu tertipli yapmayacaktır. Ödevlerini sürekli hatırlatmak, hatta ödevlerini yapmaya kalkışmak onu iyi bir öğrenci yapmayacaktır. Hayatın her alanında cinsiyetimiz ne olursa olsun dengeyi bulduğumuz sürece huzurlu ve mutlu oluruz.

Zamanımızın hemen hemen tamamını dolduran uğraşların içinde, kendi çıkarımızdan başka hiçbir kurala uymuyorsak, çıkarsız iş yapma, kendini unutma, fedakârlık zevkini nasıl edinebiliriz?
Emile Durkheim

Fedakârlık yapmadan hiçbir bilgeliğe ulaşılamaz.
C. S. Lewis

Hakikî bir dost sahibi olmak kadar hakikî bir dost olmak da zordur. Dostluk büyük tahammül ve büyük fedakârlık ister. Dostumuzun da bizim gibi sayısız kusurları, her insandan başka bir teamül veren budalalıkları, soğuklukları ve acılıkları, keder ve fırtına anları vardır. Bu kusurları bilmeye, değiştiremezsek olduğu gibi kabul etmeye mecburuz; bu keder ve fırtına anlarında, kendi derdimiz yetişmiyormuş gibi, dostumuzun yanı başında bulunmaya, yükünün büyük kısmını üstümüze almaya mecburuz; bütün bunları angarya gibi soğuk bir vazife hissiyle değil, sevgiyle yapmaya mecburuz; dostumuzu hicap içinde ve minnet altında bırakmadan, kendiliğinden oluveren tabîî ve zahmetsiz bir iş gibi yapmaya mecburuz; icabederse kendi menfaatlerimizi derhal feda etmeye mecburuz.
Peyami Safa

Halka fedakarlık yaptırmak için önemli olan öteki ilkesinin korunmasıdır
Max Horkheimer

Gerçek sevgi fedakârlık gerektirir. Bunu tarif etmeye kelimeler yetmez. Kötülükle savaşacak kişi çok yorucu bir mücadeleyi göze almalıdır.
Scott Peck 

POZİTİF

Çevreci seçim

Mart ayında yapılacak olan yerel seçimlerde hükümetin sokaklarda bayrak, flama, afiş vb baskılı malzemelerle propaganda yapmayacağını duyurmasına sevindik. Ayrıca arabalarla gürültü çıkararak aday tanıtımı da yapılmayacak. Bu tür seçim propagandaları eski yöntemlerdir ve artık halk bunlardan etkilenerek oy vermemektedir. Çevreyi kirleten, aynı zamanda da gürültü kirliliğine yol açan bu yönteme son verilmesi isabetli bir karardır.

NEGATİF

İstanbul ve inşaat

İstanbul Küçük Çamlıca mahallesinden Libadiye caddesine doğru inerken sağ tarafta içinde fıstık çamı ağaçları olan bir arazi vardı. Şimdi o ağaçların birçoğu sökülmüş. Eminim başka yerde oksijen vermeye devam edecekler. Ancak şehir içinde zaten bir avuç kalmış yeşil alanlara inşaat yapmak zorunda mıyız? Hem de bir okul inşaatı. Bu okulda çevrecilik anlatırken arazideki ağaçların sökülüp başka yere ekildiğini söyleyeceksiniz. Ancak aynı şey olmadığını da belirtmeliyiz. Çünkü bir bölgenin yeşilliğini yok ediyorsunuz. O ağaçları başka yere ekmek suretiyle yeşil alanları bir yerde topluyorsunuz. Oysa yeşil alanlar eşit dağılmalı ki insanlar hafta sonları yeşil görmek için ormana akın etmesinler. Ağacı görerek yaşamak başka sadece hafta sonlarını ağaç görmek için iple çekmek başka. Şu inşaat işine bir son verelim artık.

EV SAHİBİ KİRACI İLİŞKİSİ

Şu dünyada, kısacık ömrümüzde geride bırakacağımız sadece güzel anılar ve arkamızdan “ne güzel bir insandı” dedirtecek amellerimizdir. Yaratılmış her şeyle muamelemizi Hak’la yapar gibi yapmadığımız sürece buhran, çöküntü, bunalım ve benzeri ruhi karışıklıklar insanı esir alır. Herkesin bir vazifesi var doğal olarak. Ev sahibimin de vazifesi kiracılarını arada yoklamak, bir sıkıntıları olup olmadığını sormaktır. Vaktinde ödenen kiraların karşılığını boş çevirmemek, herkesin kendi sorumluluğunu yerine getirmesi bakımından önemlidir. İnsanlar arası ilişkilerin istenildiği gibi olması ve birbirine olan güvenin zedelenmemesi için hepimize görevler düşüyor. Bunun yanında sorumluluğunu yerine getirmeyen ev sahibini de uyarmak ve gereğini yapmadığında da yasal haklarımızı kullanmak en doğal olanıdır. Bu yüzden her vatandaşın ve kiracının evin demirbaşı nelerdir? Ev sahibinin bu demirbaşın arızalanması durumunda ne yapması gerekiyor kiracı ne yapması gerekiyor tüm bu yasal düzenlemeleri bilmeli ve gerektiğinde de toplum adaletinin tesisi için kanunların uygulanması adına mercileri harekete geçirmelidir.