HER ŞERRİN KÖKÜ

Refik ERDURAN 16 Eyl 2016

Fransızlar "Kadını arayın" derler. Yani çözülmesine çalışılan her sorunun anahtarı kadın parmağıymış.

Fransızlar “Kadını arayın” derler. Yani çözülmesine çalışılan her sorunun anahtarı kadın parmağıymış. Bu cins-i latif ile bozmuş olan Fransızların kafa takıntısı. Yanlış tabii. Baba Bush’un Irak’a saldırısının gerisinde bir kadın hikâyesi mi vardı? Doğru yanıt apaçık: Para. Bütün büyük çatışmaların kaynağındaki avanta hırsını görmeden çözüme ulaşamazsınız. Batılıların bir başka sözü de doğrular bunu: “Her şerrin kökü paradır. En sevgili dostlarımdan birinin katili hapisten erken erken koyuverilince anılarını satmaya çalıştı. Batı basını bunu lanetleyeceğine “Cani para peşinde” diye alay konusu yaptı, uzun uzun dalga geçti.

Doğru, kanlı bir maşanın dolarlara uzanması iğrenç bir güldürü görüntüsüydü. (Dante de cehennem turunun hikâyesine “İlahî Komedi” adını vermişti. Ama caniyi kullanan ve Türkiye’nin değerli insanlarını bin bir Azrail çalımıyla yok ettiren “istikrarsızlaştırma” uzmanları neyin peşinde? Onların da efendisi olan petrol tiryakisi güçlerin derdi ne? Para değil mi? Türümüzün doğasındaki doymaz avanta keşliği frenlenmedikçe canavarlık ağır basacak bu dünyada.

Bu işleri en iyi bilenlerden biri sabık Bulgar istihbarat şefi Dino Stankov’dur. (Kendisini hatırlayacaksınız. YeniBirlik birkaç ay önce anılarından bölümler yayımladı). Bir sözünü unutmuyorum: “Namussuzluklar ‘dezenformasyon’ uzmanlarının tarihe bulaşmış pislikleri.” Sözünü ettiğim melanet mühendislerinin başlıca marifeti hedef ülke kamuoyunda kafa karıştıracak senaryo üretip piyasaya sürdürmek. Ancak o üretimin pek ustası değiller.

Bendeniz birkaç yıl Kaliforniya’da kazançlı ama abuk sabuk senaryoculuk işlerine karışmış olduğum için zanaatın püf noktalarına vakıfımdır. En gözetilecek kural ölçüyü kaçırıp inandırıcılıktan uzaklaşmamaktır. Türkiye’yi karıştırma görevlileri bereket versin o noktada çuvallıyorlar. Başlıca iddiaları ülkemize faşizmin gelmekte olduğuydu. Dokuz yıldır pazarlıyorlar bunu. “Nerede, nerede?” diye ufukları taramaktan ahalinin gözleri yoruldu.

İrili ufaklı başka iddialar da ölçüsüzlük örnekleriydi. “Balyoz” senaryosunun bölümlerini hatırlayın. Kendi jetimizi düşürme planları gibi. Pilotunu öldürmeyi göze almadan bir uçağa ateş açamazsınız. Ben barışta ve savaşta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içinde bulundum, en üst kademedekiler dahil çok subayımızı yakından tanıdım. Çok sevip saydıklarım da oldu, hiç beğenmediklerim de. Ama bir tekinin bir jetimizi düşürmeyi planlayabileceğine inansam, TC vatandaşlığından çıkarım.

Kanıt var deniyordu. Öyle bir şeyler olsa da, nasıl hazırlanmış? Kim hazırlatmış? Yalnız bir balyozu değil. Bütün çekiçleri, keserleri, kazmaları, kürekleri? Hasıl-ı kelam: Para canavarlarının önünüze koydukları tabaklardaki bütün hikâyeleri yutmayın dostlarım. En az bir kere yutkunup iki kere düşünün.