HİÇ SEVMİYORUM..

Psikolog genç kadın.

Toplam 10 dakika sohbetin ardından, bana Müge Anlı'yı tanıyor musunuz diyor.

Evet tanırım, arkadaşım, dostum, çok sağlam kadındır, akıllıdır, dürüsttür, canımın en içidir diyorum.

Hiççç sevmiyorum onu, diyor .

Programını hiççç seyretmedim, ama onu hiççç sevmiyorum, diyor. 

Programını hiç seyretmediğin bir kadın ise, o senin hiç tanımadığın, bilmediğin, hakkında hiçbir fikrin olmadığı, bir kadın, neden hiçççç sevmezsin diyorum..

Hiççç sevmiyorum diyor.

Benim en sevdiğim insandır, bunu duymak istemem ve asla izin vermem diyorum..

Okan Bayülgen'i tanır mısınız diyor, tanırım, Habertürk televizyonunda, Beyin Bedava diye program yaptık diyorum.

Hiç sevmem dedi, programlarını hiç seyretmedim ama, hiçç sevmem diyor.

Programını seyretmediğine göre hakkında en küçük fikrin olmayan birini neden hiçççç sevmiyorsun diyorum..

Ben, bana, sevdiğim insanlara hiç sevmiyorum denmesine izin vermem diyorum. 

Ve...

Sen, neden hiç tanımadığın insanları hiç sevmiyorsun diyeceğim vazgeçiyorum.

Sen psikolog olduğundan emin misin diyorum, hani insanların dertlerini, çıkmazlarını dinlemek, anlamak, yardımcı olmak falan diyorum.

Psikolog, en çok, hep çok, daha çok halden anlamak değil midir..  

Üstelik, benim yanımda, bana sorarak çok severim dediğim insanları, hiç sevmem diyorsun.

Ayıplısın da yani diyorum.

Ve bu olaydan sonra, HİÇÇÇÇ SEVMEM cümlesi kırılma noktam oluyor.

İnstagram’da, şöyle bir nostalji olsun, Hülya Avşar'ın eski yıllarda söylediği, "sensiz kaldım inanki, dünyama gün doğmuyor" şarkısının videosunu paylaşıyorum..

Altına kadın şöyle yazıyor, kendisini hiç sevmem. 

Cevap veriyorum, tanımadığınız bir insanı ve sizi hiç tanımayan bir insanı, nasıl oluyor da hiç sevmiyorsunuz.

Sevmiyorum, zorla mı diyor. 

Bundan böyle sevdiğiniz insanı yazın, sevmediğiniz insanı yazmayın, hayatımız başka türlü iyileşmez diyorum.

Aleyna Tilki, genç şarkıcı, Barış Manço’nun Gülpembe şarkısın söylemiş.

Ev ortamında, sıcacık güzel sesiyle.   

Demediklerini bırakmamışlar, ben de destek olmak için sayfamda paylaştım.

Kadın yazmış, kendisini hiç sevmem.

Cevap verdim, çok gencecik bir kız, sesi şahane, yeni neslin en iyi çıkış yapanlarından bir kız, neden hiç sevmediğinizi sormayacağım, ama neden yazıyorsunuz diyorum.

Bilmem, hiç sevmiyorum diyor.

Bundan sonra sevdiğinizi yazın, sevmediklerinizi yazmayın diyorum.

Beğenmeyin tamam, hatta sevmeyin tamam, bak ona da razı oldum. 

Ama! 

Hiç sevmediklerini, acıta acıta söylemek, yazmak, nasıl oluyor derken geceliğimi giyiyorum.

Yatarken, kendime sarılıyorum, iyileşmiş kalbimi öpüyorum..

Ve kendime diyorum ki.

Umutlarına, zorlandığın ümitlerine, düşlerine, kalbine sıkı sıkı sarıl.

Hiç sevmiyorlar hiççç.

Fundanın aklındakiler…

... Enis Fosforoğlu vefat etti.

Çok kıymetli bir adamdı ve çok kıymetli bir tiyatrocuydu.

Televizyonda, sabah program yaparken, Enis bey ile ilgili yorum yaparken "Çok kıymetli bir insan onunla ilgili konuşurken, on kere düşünmelisiniz, kırmamak, üzmemek lazım", demiştim. Bana instagram dm’den mesaj atmıştı, çok duygulandığını, çok memnun olduğunu söylemişti. 

Allah gani gani rahmet eylesin.

Cenaze töreninde, tabut başında Hamdi Alkan'ın eşi Selen hanım, poz veriyor, kocası da fotoğraf çekiyor.

Sosyal medya ve demediğini bırakmama hali ile karşı karşıya kalıyorlar. 

Hamdi Alkan açıklama yapıyor, aile arşivleri varmış, koleksiyonerlermiş.

Yahu! Bu adam senin ailen değil ki.

Bu olmayınca, ileride Enis Fosforoğlu belgeseli yapacakmış, bu nedenle tabut başında cep telefonu pozu vermişler.

Vah vah.

Ne kadar iyi oyuncudur, Hamdi bey, yapımcıdır, yönetmendir, kendi eli ile çektiği o fotoğrafın, Enis Fosforoğlu gibi değerli bir adamın belgeselinde kullanamayacağını bilmelidir.  

O dudaklar ile tabuta eğilmiş tuhaf poz ile olmaz Hamdi bey, olmaz.

Aslında tabut başında hiç olmaz, sizin gibi bir adama yakışmadı.

... Erhan Çelik, boşandığı karısından hırsını alamamış ve kadının bir şekilde sitesinin garajına girip, eski eşi Gülben Ergen'in arabasını kendi elleri ile çizmişti. 

Kadın, site kamera görüntüleri ile şikâyetçi oldu, davacı oldu.

Davanın iki bölümü var, gece vakti konut dokunulmazlığı eylemi ve mala zarar vermek.

2017’den beri devam eden dava sonuçlanmış.

Anlaşılamaz bir durum var, gece vakti konut dokunulmazlığında, 2 yıl hapis cezası vermişler, sonra iyi hal görmüşler, 1 yıl 8 aya düşmüş, sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermişler.

Mala zarar vermek suçundan, bu arada, yine iyi hal görüyorlar ve 60 bin TL ceza veriliyor.

Hiç anlamadım.

Yanı eve, gece gizli gizli girmek, arabayı çizmekten daha mı iyi bir şey?