​HUMMUS FELAFEL-LAHMACUN REKABETİ!..

Vehbi BAYSAN 01 Mar 2017

Sevgili lahmacunumuz bir kez daha 'tehdit' altında! Batıdan kaynaklı hamburgere karşı tahtı kısa süreliğine sallanmış olsa da, şimdi doğudan gelen bir taarruza karşı akıbetinin ne olacağı merak konusu.

Sevgili lahmacunumuz bir kez daha ‘tehdit’ altında! Batıdan kaynaklı hamburgere karşı tahtı kısa süreliğine sallanmış olsa da, şimdi doğudan gelen bir taarruza karşı akıbetinin ne olacağı merak konusu.

(Yüz)yıllarca sevimli koltuğunda oturan lahmacunun karışanı görüşeni pek olmadı. Kimi zaman ‘gıda teröristleri’nin tarafından berbat hallere sokulduğu oldu. Ama, cingöz sokak satıcılarının elinde üstten iki tarafı açılabilen beyaz oval sepetlerin içinde patiskaya sarılı halde dumanı tüterken ‘Yiyen de pişman, yemeyen de!..’ sloganıyla yine satılmayı başardı.

Üstelik, orta yaş ve üstü hanımlarımız çocuklarına yedirme bahanesiyle lahmacuna sahip çıktı. Dışarıda yeme kültürünün gelişmesine en büyük katkıyı lahmacun sundu. Lahmacun onlar için dışarıda yeme ve sosyalleşme kültürünün en ucuz ve cazip unsuru idi. Kendilerine yaptıkları bir ‘über-ikram’ ziyafetiydi. Aslında amaç karın doyurmak değildi, zira her biri evde çok daha enfesini yapabilecek kudrette olan hanımlarımızı cezbeden farklı bir şeyler sunuyordu lahmacun.. 

Anneliğin yazılı olmayan anayasasında hiçbir çocuk ellere kolayca bulaşan, altından yağ damlayan bol soğanlı bir sandviçi evinde özgürce yiyemez. Üstelik, sadece çocuklar değil, evin bilumum efradı da buna dahildir.

Lahmacun salonları bu özgürlüğün yaşandığı yegâne kalelerdir.

Ülkemize artık alternatif yemek kültürünün iyi örneklerini görmek mümkün.

Bunların başında sessiz sedasız ilginin giderek arttığı hummus geliyor. Yıllar önceydi, Ürdün’ün başkenti Amman’da bir taksi şoförü: Siz hiç “hummus” benzeri bir yiyecek gördünüz mü? diye söze başladı. Sabah kahvaltıda yeriz, öğle yemeklerimizi onunla süsleriz, akşam yemeğinin vazgeçilmezidir.. Üstelik her öğün arasında atıştırmalık onu yeriz… Ve, hiç bıkmayız.. 

Gerçekten de öyledir.. Arap yarımadasının her köşesinde mutlaka hummus yapan bir dükkan bulunur ve içerisi her daim kalabalıktır. Hele yanına yeni kızarmış felafil eklenir, bir tarafa da mütebbel ve fuul konursa mükellef bir sofra hazırlanmış olur. Klasik hummusun çeşitleri de denenebilir, en çok sevileni fette’t hummustur. 

Yolunuz düşerse Amman’da şehrin eski yakası, yani Beled’de, mutlaka Haşim’e uğrayınız. Salaş görünümlü lokantanın küçük taburelerinde otururken sizinle aynı zevki paylaşanlarla birbirinizin dilini anlamasanız dahi güzel bir sohbetin ortasında bulacaksınız kendinizi.

Yolunuz Kudüs şehrine düşerse, eski şehrin dar sokaklarında dolaşırken hummus ve türevlerini yapan Lina’ya mutlaka uğrayınız. O tatlar yüzünden yeniden Kudüs’e gitmenin yollarını arayacak yada gidememenin ızdırabıyla yaşayacaksınız.

Artık İstanbul’un çeşitli semtlerinde de çok iyi hummus, felafil, mütebbel, fuul yapan yerler açılmaya başladı. Tramvayla kolayca ulaşabileceğiniz Yusufpaşa’dan başlayarak Millet Caddesi üzerinde, Fatih Camii’nin hemen çıkışında Malta Çarşısında, hatta Merter’de, birbirinden iddialı, birbirinden güzel tatlar sunan Suriye’den gelenlerin işlettiği lokantalar mevcut.

Bazılarında uzun süre sıra beklemeniz gereken bu lokantalar şimdilik çoğunlukla Ortadoğu kökenli müşterilerini ağırlasa da yerli müşterilerin de sayısı günden güne giderek artmakta.

Hatta bu artışın yakın bir gelecekte lahmacunun tahtını tehdit eder hale gelmesi kuvvetle muhtemel. Ciddi rakiplerin yer aldığı bu yarışta kazananı belirleyecek en büyük etmen ‘fiyat-kalite’ paritesi olacaktır. 

Ama her şeyden önemlisi asıl kazanan sağlıklı ve farklı tatları denemekten yüksünmeyen halkımız ve de yemek kültürümüzün daha da çeşitlenmesi olacaktır.

Nablus künefesinden başlayarak ‘Turkish Baklava’ dünyasının rakiplerini bir başka yazıda irdeleyeceğiz.