İBRETLİK

Yok TFF, yok MHK, yok VAR, tapeler, mapeler deyip ağzımızın tadını kaçırmayalım. Bugün sizlere ibretlik bir hikâye anlatalım istiyoruz; Boris Becker'in hikâyesini.

Öncelikle hepimizin mübarek Ramazan Bayramı kutlu olsun.

Bab-ı Âli’nin Bab-ı Âli olduğu zamanlarda matbuat camiası yılda iki kez (Ramazan ve Kurban bayramlarında) hep birlikte tatile çıkar, günlük gazeteler bu bayram sürelerince yayınlanmaz ve Gazeteciler Cemiyeti tarafından hazırlanan Bayram Gazetesi çıkardı yılda sadece yedi günlüğüne.

Bayramlara mahsus bu gazetelerde Cemiyet’e üye bütün gazeteciler bir imece ile sayfaları hazırlar ve genellikle de “sade suya tirit” kıvamında, etliye-sütlüye karışmayan, şimdiki ifade ile “light” haberlerin yer aldığı bir günlük gazete yerini alırdı gazete bayilerinin, bakkalların gazete tezgâhlarında.

Bu gelenekten her ne kadar uzak kalsak da gazetelerimizde bayram günlerine denk gelen nüshalarda genellikle ağır gündemden uzak, daha magazinel, aktüel sayfalar yapma alışkanlığı devam ediyor günümüzde de.

Yok TFF, yok MHK, yok VAR, tapeler, mapeler deyip ağzımızın tadını kaçırmayalım. Bugün sizlere ibretlik bir hikâye anlatalım istiyoruz; Boris Becker’in hikâyesini.

Teoman’ın şarkısındaki gibi “daha on yedi, on yedi” yaşındayken (1985 yılında), meşhur Wimbledon Tenis Turnuvası’nı kazanan en genç tenisçi unvanı ile taçlanan ve daha sonra tenis dünyasının en baba turnuvalarını beş kez daha kazanarak 1999’a kadar bu işlerden 50 milyon Dolar servet yapan bu Alman sporcu geçtiğimiz hafta “hileli iflas” suçundan İngiltere’de hapse düştü maalesef.

Kendine has stili ile kortları kasıp kavuran, sağa-sola hoplayıp, zıplamaları ile aldığı imkânsıza yakın sayılarla kariyer yapan, sapsarı saçları ile kilometrelerce öteden bile tanınan bu sporcu kardeşimiz “güzel bir kariyer nasıl mahvedilir?”, “zirveden kodese giden yolda” başlıklarında birçok teze de konu olacaktır bundan böyle.

Bir aralar Novak Djokovic’in tenis hocalığını da yapan, Sırp sporcuyu zirveye taşıyan Boris Becker sporun içinde kalsa, Eurosport’da BBC’de yorumculuğa devam etse, yeni sporcular yetiştirmek için emek sarf etse belki kendisi için daha iyi olabilecekken tuttu tekstil, konfeksiyon işlerine girdi adını taşıyan “Boris Becker” giyim markası ile modanın kalbi Londra’da ben de varım dedi.

Sporculuğundan beri çalkantılı geçen özel hayatı ile maruf bir şahsiyet olduğu için de o manita senin, bu manita benim, hop evlendim, hop boşandım tarzı bir çizgisi vardı elbette Alman sporcunun. E ne oldu sonunda 50 milyon Dolar güneş görmüş kardan adam gibi eriyip gidiverdi avuçlarından. Boşanma tazminatına, hızlı ve lüks gece hayatına, istikrarsız ilişkilere ve tekstil-moda piyasasının dipsiz kuyularına “gömülüverdi” koskoca serveti. Oysa gelse Merter’deki bu işin kompetanı olmuş abilerimize sorsa onlar söyledi “bu nevi tekstil konfeksiyon işlerine hiç bulaşma, bulaşacaksan da evini, yuvanı bil, alemlere akma” diye.

İngiltere gibi hayatın en pahalı olduğu yerlerin birinde aylık 22 bin Pound’a ev mi kiralanır kardeşim? Hadi imaj her şeydir, itibar iyidir ama ne emiş atalarımız “ayağını yorganına göre uzatır” insan birazcık. Dört tane de evladın var, hiç mi onların geleceğini düşünmedin be kardeşim. Lüks, şatafat, debdebe, ne derseniz deyin en başta akılsızlık bütün bunlara sebep.

Şimdi yat bakalım 15-16 ay hapiste aklın başına gelsin. Sen hem de İngiliz hukuk sistemine yalan beyan verirsin ha, mal varlığını saklarsın ha. Ne oldu kaçabildin mi kanundan? Ne demişler “kanundan kaçılmaz, bazı şemsiyeler açılmaz” haydi geçmiş olsun sana.

Hepimize tekrar hayırlı bayramlar.