İKBALİYAT

Pakistan'dayım. Pak insanların ülkesi. Okullar, öğrenciler, yeni sayfalar. Detaylarını gazete haberlerinde okumuşsunuzdur zaten başka bir şeylerden söz etmek istiyorum. Muhammed İkbal'den, Allame İkbal'den, büyük şair İkbal'den.

Pakistan, önceleri sadece bir fikir olarak ortaya çıkmış. Hindistan Müslümanlarının ayrı bir ülkeye sahip olmaları gerektiğini ortaya koymuş. İslam dünyasının son yüzyıllardaki fikir serüvenini önemli duraklarından İkbal… Fikren Namık Kemal’den etkilendiğini okumuştum, tıpkı Mehmet Akif gibi. Pakistan için İkbal bizim için Mehmet Akif ne ise biraz daha fazlası. Birçok okulda her gün İkbal şiirleri okunur ve düşünceleri tartışılırmış. Bunun sorumlusu da bir öğretmen. Şöyle diyor bilenler: İkbal şiiri, şairane bir dil olan Urducada öyle bir zenginliğe kavuşur ki hiç anlamasanız gibi o şiirin ritmi sizi içine alır. Yani? Bir fikirle bir şiir bir şiirle bir ülke kurulabiliyormuş. Yani? Şiirin gücü milyonlarca insanı İkbal ismindeki ikbale götürebiliyormuş.

İkbal Günü de var Pakistan’da ve o gün milli bir gün. Ne güzel değil mi? Siyasetçiler İkbal’in düşüncelerini taşıyan kişi olarak kendilerini gösteriyorlar. İkbal’in düşünceleriyle yeni bir gelecek tasarlamak için düşüncelerini bir araya getiriyorlar. İkbaliyat denilen kavramın tam karşılığı da şu: Muhammed İkbal’in hayatını, düşüncelerini ve şiirini bir araya getiren çalışmalar. Hayatını, düşüncesi ve şiiriyle birleştirmek deyince aklıma iki isim daha geliyor: Namık Kemal ve Mehmet Akif. Bu iki değerimizi ne kadar anlayabiliyoruz. Akifiyat veya Kemaliyat isimli bir düşünceyi hayata geçirmek bizim için neden bu kadar zor. Dilimizi sevmeden düşüncelerimizi ne kadar sevebiliriz. Kendi dilimizdeki şiirle beslemediğimiz düşünceler ne kadar bize aittir? Hayatımızla sulamadığımız düşünceler ne kadar bizimdir?

Şiir bizi anlatır, dilimizin tapusudur şiir. Budur şairi benzersiz kılan. Bir şiirle beslenmeyen millet, aynı şair etrafında tek yürek olamayan millet ne kadar millettir.

Pakistan bize çok şey öğretiyor. Öğrenmenin yeri zamanı olmadığını, bir düşüncenin ne kadar değerli olacağını gösteriyor. Pakistan, tüm İslam dünyası için umut ışığı olmuş bir projeydi ve bunun patenti bir şaire aitti. Onu devlet haline getiren Muhammed Ali Cinnah olsa da Pakistan İkbal ülkesidir.

Sokaklarda en sıradan kelimeleri kaligrafi şaheserine dönüştüren Urdu yazı biçimi, İkbal’den beslenen kocaman bir nehir olan Pakistan’ın yatağında akıyor. İkbaliyat’ı tanıdığım bu ilk gün, Pakistan’ın sadece bir düşünce değil, kocaman yürekli bir dost olduğunu da bizzat yaşadım.

İkbaliyat’ın yeni sayfalarını Türkiye ve Pakistan birlikte yazıyor. Başka hiçbir kimsenin anlamayacağı bir dostluk dilinde, Namık Kemal’den İkbal’e, İkbal’den Akif’e kıvrılan sularda.

Sadece şunu diyorum. Bir Akifiyat olsaydı da cenazesini yalnız bırakmadığımız gibi fikriyatını da orta yerde bırakmasaydık. Benim bugünkü İkbaliyat dersim bu kadar. Umarım hepimiz ufak da olsa ders alabilmişizdir İkbal’den. Sabır gösterip okuduğunuz için teşekkür ederim.