İMPARATORSUZ İMPARATORLUKLAR ÇAĞI DA SONA ERDİ

DR. FURKAN KAYA 19 Oca 2021

Aksine dünya her an parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya.

Dünyadaki küresel farklılıklara rağmen toplumların ve bireylerin benzer güvenlik ihtiyaçları söz konusu. Bir kıta veya bölgede meydana gelen bir olayın bir diğer bölgeyi ilgilendirmemesi artık mümkün değil. Tarihte kıta ve dünya savaşlarının ardından ulusların, daimi barış arayışı içinde bölgesel iş birliğine yönelmesinin olumlu neticelerine henüz kavuşmuş değiliz. Aksine dünya her an parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya.

Ulusla güvenlik mi, yoksa bölgesel güvenli mi daha önemli?

Örneğin Asya-Pasifik bölgesinde ekonomik küreselleşmeye dönük politikalar sert milliyetçi hal aldı. ABD, Asya’daki güvenlik mimarisini mevcut ikili güvenlik ittifaklar ile askeri ve stratejik güç projeksiyonuyla şekillendiriyor. Bunun karşılığında Çin, Rusya ve İran gibi güçlerin Asya’daki güvenlik dengelerinin ABD tekelinde şekillenmesinin önlenmesinin kendi ulusal menfaatlerinin yararına olduğunun bilincindedir. Bu denklem, Orta Doğu ve Afrika coğrafyaları için de geçerli. Büyük güçler, henüz ulusal güvenliğin mi, yoksa bölgesel güvenliğin mi daha faydalı olacağı hususunda mutabakata varabilmiş değil.

Uluslararası kurumlar dünyanın ihtiyaçlarına artık cevap veremiyor

Büyük veya ortak ölçekli devletler, ortak güvenlik ilkeleri temelinde daha güçlü bölgesel kurumlar inşa etmek zorundadır. Bunun uzun vadede sonucu, yeni ittifakların temelindeki birçok stratejik ve toprak gerilimlerini neticeye ulaştırmada ve potansiyel krizleri çözmede yardımcı olmasıdır. Dolayısıyla dünya genelinde askeri yapılanmaların çoğalmasının siyasi ittifak haritasının değişmesine engel olmak için tüm uluslararası veya uluslar üstü kurumlar yeniden inşa edilmelidir.

3. Dünya Savaşı ile birlikte Yeni Orta Çağ’ın içindeyiz

Şunu rahatlıkla ifade edebiliriz ki, genel bir çöküşün küresel savaşa dönüşme tehlikesini, felaket çağını önleyecek büyük bir devlet sistemi yok. Belki de küresel salgın bile birlikte bir çeşit “3. Dünya Savaşını” yaşadığımız bugünlerde, cephe savaşlarının yerini devletlerin terör grupları alırken, savaş lobileri üzerinden vekaleten yönetilen bir zamanı yaşıyoruz. Sonuçları uzun vadede toplumsal ve sosyolojik açıdan diğer iki büyük dünya savaşından daha acı sonuçları olabilir. Çünkü öngörülemeyen, sonu gelmeyecek, hangi barışın hangi savaşa son vereceğinin bilinmediği bir “yeni orta çağ” dönemini yaşıyoruz.

Kaosun düzeni

Önümüzdeki yıllarda askeri gücün rolünün artacağını oldukça muhtemel. Çünkü Ortadoğu ve Yakın Doğu coğrafyalarında istikrarsızlık devam ederken, uluslararası ilişkilerin değişken yapısı, bölgeler arasında ve içinde güç dengesi mekanizmasının çok yönlü değiştiğine şahitlik ediyoruz. Yeni küresel tehditler ile baş edebilmek için dünya bu “kaos düzeni” içinde yaşamayı öğrenirken, farklı coğrafyalarda yeni güç dengelerinin oluşmasına yardımcı olacaklar. Bu koordinasyon içerisinde ancak terörizm, radikalizm ve istikrarsız devlet sistemlerinin biraz olsun önüne geçilebilir. Barışa son verecek barışlar arayışı içinde olmak, küresel kaos ve istikrarsızlık sarmalına hizmet etmekten başka işe yaramayacak.

Günümüzde “yeni Soğuk Savaş” olarak adlandırılan dönemin diğerinden temel farkı, hiçbir ülkenin ulusal güvenliğini korumak adına bir kampa dahil olma zorunluluğunda olmamasıdır. Küçük veya büyük ölçekli devletler öncelikle kendi coğrafya çevresinde ekonomik ve siyasi ittifaklar kurma peşindeyken, Soğuk Savaş kurumlarının hantallaşmış yapı ve eskimiş politikalarını reddetmektedir.

Devletlerin dış politikası coğrafyalarında saklı

ABD şunu iyi biliyor ki, artık dünyada her coğrafya kendi “bölgesel NATO”sunu oluşturacak potansiyele sahip. Elbette silahlanma maliyetleri üzerinde büyük farklar olacaktır fakat her aktör dünyanın en modern silah teknolojilerine sahip olan ülkenin en güçlü ülke demek olmadığının farkındadır. Bu bağlamda bir devletin güvenlik aralığı, diğer bir devletin tehlike aralığıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin çevre coğrafyasıyla ne kadar çok güvenlik aralığı tesis edebilirse dış müdahalelere imkan vermeyecektir. Çünkü coğrafya uluslararası ilişkilerde en temel unsurdur ve en kalıcı olan da odur.

Hülasa

Bu bağlamda Türkiye’nin “bölgeselcilik” adına üstlendiği sorumluluk ve rol büyük önem arz etmektedir. İki büyük dünya savaşı arası dönemde Türkiye’nin gayretleriyle inşa Balkan Antantı ve Sadabad Pakt’ları günümüz bölgeselciliği adına önemli ilham kaynaklarıdır. Bunun bilincinde olan Türkiye özellikle doğu Akdeniz, Güney Kafkasya ve Hazar Havzasında yeni bölgesel paktlara önderlik edecek oluşumların hazırlığı içindedir. Son olarak Türkiye-Azerbaycan-Pakistan arasında İslamabad Deklarasyonuna imza edilmesi bu açıdan değerlendirilmelidir. Artık hiçbir ülke dünyanın efendisi olacak kadar güçlü değil.