İNSAN HAKLARI EYLEM PLANI'NIN SİYASİ ETKİLERİ

Faruk AKTAŞ 05 Mar 2021

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki hafta içinde buna ilişkin eylem takvimini de açıklayacaklarını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı, önümüzdeki dönemin en yoğun tartışılacak gündem maddelerinden biri olacak gibi görünüyor.

9 amaç, 50 hedef ve 393 faaliyet içeren ve nihai hedefinin “yeni ve sivil bir anayasa” olduğu açıklanan Eylem Planı’nın 2 yıllık bir zaman dilimi içinde uygulamaya geçmesi öngörülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki hafta içinde buna ilişkin eylem takvimini de açıklayacaklarını bildirdi.

Kuşkusuz bu Eylem Planı’nın hayata geçmesi ülkemizde demokrasi ve insan hakları standartlarının yükseltilmesi açısından oldukça büyük öneme haiz.

Eylem Planı bu yönleriyle tartışılıyor ve daha uzun süre tartışılacak da.

Hayata geçirilmesinin hepimizin hayatına ciddi olumlu yansımaları olacak.

Bunun hem iç hem de dış siyasette de etkileri olacak.

Hatta Eylem Planı açıklandığı ilk andan itibaren özellikle iç siyasete etkisini göstermeye başladı bile.

Türkiye’nin iç siyaseti uzun süreden bu yana dış siyasetle iç içe tartışılageldiği için Eylem Planı’nın etkilerini henüz hissettirmediği ancak önümüzdeki günlerde yansımalarını görmemizin muhtemel olduğunu düşündüğüm dış siyasi etkilerini öncelikle ele almakta yarar var.

Malum, yeni ABD Başkanı Joe Biden, göreve gelir gelmez öncelikli hedeflerinden birinin “insan hakları ve demokrasi”nin desteklenmesi olduğunu söyledi.

ABD’nin özellikle dış yaklaşımlarında insan hakları ihlalleri konusundaki sicilinin dünyadaki tüm ülkelerden daha kabarık olduğu notunu düşelim önce.

Buna karşın ABD, dünyanın süper gücü olmanın etkisiyle bugüne dek insan hakları ve demokrasi kavramlarını bir sopa gibi kullanarak birçok ülkeyi hizaya getirme çabasına girişti.

Ki yeni yönetim de bunu yoğun bir şekilde kullanacaklarını beyan etti zaten.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın “yeni dönemde artık ABD'nin 'totaliter' rejimleri askeri güç kullanarak devirmeyi değil muhalifleri destekleyerek 'demokrasi' getirmeyi hedefledikleri” yönündeki açıklaması tam da buna işaret ediyor.

Bu ifadeler, Joe Biden’ın seçimler öncesinde “Türkiye’deki muhalefeti destekleyerek Erdoğan’ı devirecekleri” yönündeki açıklamasıyla paralel.

Yani Blinkin’ın sözleri ABD’nin, Biden’ın adaylık döneminde yaptığı ve Türkiye’de büyük tepkiyle karşılanan açıklamasını hayata geçirmeye çalışacağını gösteriyor.

Deneyimli bir siyasetçi ve devlet adamı olarak Erdoğan, ABD’nin yeni dönem yaklaşımının böyle olacağını çok önceden gördüğü için seçim sonuçlarının belli olmasından bu yana bir yandan yeni yönetime yönelik iş birliği mesajları verirken bir yandan da insan hakları ve demokrasi kavramlarının Türkiye’ye yönelik bir sopa olarak kullanılmasının önüne geçmek için gerekli hazırlıkları başlatmıştı.

Çalışmalarına, ABD seçimlerinin çok öncesinde başlanmış bile olsa bu Eylem Planı’nın sözünü ettiğimiz sopanın, düşmanların elinden alınmasına yönelik bir amacı olduğunu vurgulamak gerek.

Eylem Planı’nın açıklanmasının hemen öncesinde ABD Temsilciler Meclisi'nin 170 üyesinin Blinken'e yazdıkları mektupta Biden yönetimini “Türkiye'ye dönük politikasını formüle ederken ‘tedirgin edici insan hakları meselelerini’ ele almaya çağırması”, Türkiye’nin bu hamlesinin ne denli isabetli olduğunu ortaya koyuyor.

Benzer bir yaklaşım Biden yönetimi ile ortak hareket eden Avrupa Birliği (AB) ve bağlı kurumlar ile üyesi birçok devlet açısından da geçerli.

Dolayısıyla bu Eylem Planı’nın dış politika açısından hem Batı’da Türkiye’nin imajının düzeltilmesi hem de ABD ve AB’nin Türkiye’yi baskılamak amacıyla kullanmaya çalıştıkları insan hakları ve demokrasi sopasının ellerinden alınması açısından büyük önem arz ediyor.

Eylem Planı’nın iç politik yansımalarına gelince…

Ne yazık ki muhalefet cephesi, ülkenin ve halkın yararına politikalar üretmek yerine sözünü ettiğimiz güçlerin hükümeti devirme çabalarına umut bağladığı için sözünü ettiğimiz nedenlerden dolayı bu Eylem Planı’ndan rahatsız.

Planın içeriğini tartışmak, varsa eksik ya da yanlış tarafları bunları düzeltmek ve de planının en etkin şekilde hayata geçirilmesi konusunda baskılayıcı bir rol oynamak yerine toptancı bir reddediş yaklaşımını benimsemiş görünüyorlar.

Eylem Planı’nın toplumun geniş kesimleri üzerinde yarattığı olumlu hava, bu yaklaşımın muhalefete ciddi şekilde oy kaybettireceğini gösteriyor.

Sonuç olarak bu Eylem Planı, hem Türkiye’nin dışardaki imajının düzeltilmesine sağlayacağı katkı, hem dışarıdan Türkiye’ye yönelik saldırılara karşı bir barikat işlevi görmesi hem de insan hakları ve demokrasi çıtasının yükseltilmesi açısından ülkemize büyük katkılar sağlarken iç politikada da iktidara artı, muhalefete eksi oy olarak yansıyacaktır.