IRAK İZLENİMLERİM

Tarık ÇELENK 04 Kas 2018

"Rehberimiz aşiretler arasında bir tokat için çıkan kavgadan ölen 27 kişiyi anlattı. Bu örneği göz önüne alınca Ortadoğu'da iç savaş çıkarabilmenin ne kadar kolay ve maliyetsiz bir manipülasyon olabileceğini görebiliyorsunuz."

“Yüzyıllık Düğüm Musul Vilayeti” Belgeseli çekimlerimizin saha ayağı için bölgeye gitmemiz artık elzem olmuştu. Benzer belgeselcilerin birçoğunun yaptığı gibi sahanın risklerinin veya maliyetin yüksekliğinden dolayı işi İstanbul masada da toparlayabilirdik. Ama biz bu yolu tercih edemezdik. Tarihsel Musul Vilayetine doğru yolculuğumuz başlamış oldu.

Yolculuğumuzu başta, Irak krallığının/devletinin kuruluş yeri Bağdat’tan başlatıp, Musul Vilayetinin temel şehirlerinden olan Erbil, Musul, Kerkük ve Süleymaniye’ye doğru sonlandırmayı planladık.

Yolculuğumuz boyunca bize merkezi hükümetin etkin olduğu Bağdat, Musul ve Kerkük’te Güvenlik müsteşarlığından Telaferli Türkmen Hüseyin Aslan, Erbil ve çevresinde ise TRT Kürdi baş editörü Erbilli Türkmen kardeşlerimizden Mustafa Kerim Bey eşlik ettiler.

Belgeselin çekim işlerini üstlenen yapımcı şirketten iki arkadaşta bölge riski nedeniyle aramıza katılamadığından bölgede Anadolu Ajansı’ndan çalışan arkadaşlardan da destek aldık.

Bağdat’ta havalimanı ile ticari taksilerin kalkma noktası arası güvenlik nedeni ile 12 km olarak belirlenmiş. Her adımda sık sık check pointler ile karşılaşıyorsunuz. Tabi ki bu kontrol noktaları sırf Bağdat’ta değil, Musul’da oldukça sık. Bağdat ve çevresinde güvenliği polis, asker ve Haşdi Şabi sağlıyor. Haşdi Şabi’ye özel bir parantez açmak gerekiyor. Haşdi Şabi’yi, Şii ulemanın kontrolünde olan bağımsız Haşdi, İran kontrolünde olanlar ve merkez hükümetin eğittikleri olmak üzere üçe ayırabiliriz. Gerçek şu ki, Ortadoğu’da savaşma yeteneği olan ve vekalet savaşlarında tercih edilen gruplar; DEAŞ, Haşdi veya PKK gibi dini ve ideolojik inisiye edilmiş olan gruplar. Haşdi’nin içinde çok ciddi anlamda Şii Türkmenler de var. Uluslararası güçler ve İran gibi güç merkezleri oyunu bu gruplar üzerinden kuruyor.

Bağdat adeta Beyrut’u bir adım geriden takip ediyor. Çok zayıf, henüz inşa edilmekte olan bir merkez var. Mezhep savaşları ve intihar eylemleri nasıl birden başladıysa, adeta gizli bir elin talimatıyla birden son bulmuş. Saddam zamanında güçlü bir merkezi otorite varmış. Ancak hukuksuzluk, hapishaneler ve işkenceler diz boyu imiş. Bu açıdan bazen Saddam’ı savunanlara Tito’nun yapıcı liderliğini hatırlatıyorum. Şii direnişinin temelinde Saddam zulmü, El Kaide ve DEAŞ’ın taban bulmasına da ABD zulmüne duyulan öfke temel teşkil etti deniliyor. İnsanlık tarihinde yapılan her bir zulüm ve aşağılama, bir şekilde birkaç kuşak sonrasında bundan doğan öfke ve şiddet olarak açığa çıkıyor.

Bağdat aslında çok etkileyici bir şehir. Dicle nehri ve yaygın havzası ile egzotik yeşil dokusuyla bir zamanlar Babil’in asma bahçelerinin mirasçısı olduğunu hatırlatıyor. Çevre çöp deposu gibi, şehrin kimlik geçişleri güvenlik duvarlarına yansımış. Ama her şeye rağmen Sünnilik ve Şiilik temkinli bir barış içinde yaşamaya başlamış. Danışmanımız Mustafa bey Erbil çevresinde köylerden geçerken çok dikkatli olmamız gerektiğini, bir kaz kanadı ezmemizin bile bize maliyetinin yüksekliğinden bahsetmişti. Örnek olarak da aşiretler arasında bir tokat için çıkan kavgadan ölen 27 kişiyi anlattı. Bu örneği göz önüne alınca Ortadoğu’da iç savaş çıkarabilmenin ne kadar kolay ve maliyetsiz bir manipülasyon olabileceğini görebiliyorsunuz.

Amerikalılar ve batılılar kendilerini Yeşil bölge adı altında yüksek duvarlarla çevrili bir mahallede güvence altına almışlar. Bu duvar adeti tüm bölgeye de yayılmış.

Bölge de para ve kaynağın bol olduğunu anlayabiliyorsunuz. Yerel bir arkadaşımız esprili bir şekilde; “sizde veya batıda bir yol veya köprü için ödenek çıkınca komisyon/rüşvet maliyeti ne kadardır” diye sordu, biz de yarı şaka batıdan doğuya doğru yüzde 10’dan yüzde 30’a değişir ama sonunda ortaya bir köprü veya yol çıkar dedik. Arkadaş ise bizde bu yüzde 100’dür. Olmayan bir köprünün veya yolun varlığına inandırılır deyiverdi!

Şaka bir yana her şeye rağmen Bağdat büyük yatırımlara gebe. Bölgedeki Türk müteahhitlerinin ve diğer yabancıların güvenilir para transferi yapacak Türk bankalarına ihtiyaçları var. Her ne dense desin Türkiye’ye bazen öfke duyulsa da bölgede en güvenilir ülke.

Bağdat’ta merkezi hükümeti, tamamen Lübnan gibi, dengeler belirliyor. Şu an Liberal ve demokrasiye açık gözüküyorlar, bu da umut verici. Ancak bu merkezde olabilecek bir kaos, tekrar eski karanlık günleri tetikleyebilir. Bundan önceki başbakan eğer DEAŞ tehlikesi gerekçesi ile ABD’nin açık müdahalesi olmasaydı, diktatörlüğünü aşiretine dayanarak ilan edebilirdi. İran ve ABD etkin gözüküyorlar. Şiilerin tamamen İran etkisinde olduğu inancı çok yanlış. Özellikle Necef Şiiliği İran’a açık mesafeli maharet Türkiye’ye kalmış.

Kazimiye denilen Şii bölgesi çok kalabalık, halkın birtakım ritüelleri bizim bazı sofilerin heterodoksi aşırılıklarını anımsatıyor. Şii camilerinde hatta İmam Ebu Hanefi camiinde bizdeki gibi ayaklarınızı yıkayabileceğiniz çok yönlü şadırvanlar bulmak çok güç. Irak’ta dini çevrelerden gözlemlediğim kadınlar tesettürlerine sıkı riayet etmelerine karşın müftülükler ve üniversitelerde mollalar ve din adamları ile yüz yüze uzun münazaralar yapabiliyorlar.

İmam Mürsel Kazım, İmam Ebu Hanefi ve Abdülkadir Geylani Hz. Leri türbelerinde adeta bir Mescidi Nebevi ortamı mevcut. Geylani türbesi imamı içten (TİKA burada onarımı yapıyor) Türkiye’ye dua ediyor.

Bağdat’ta Osmanlı varlığı kendini hep hissettiriyor. Bağdat, Mithat Paşa döneminde adeta İstanbul ile eğitim ve yönetim alanında yarışır olmuş. Şahsi gözlemim olarak Bağdat özelinde Arapları çok daha kentli cana yakın gördüm. Osmanlı’da bunun farkındaymış idari ve eğitim merkezini buraya konuşlandırmış. Dicle kenarında eskinin Osmanlı idadisi, şimdinin Emniyet merkezinin kapısından geçerken güvenlik görevlisinin “Hey Türkler burası sizin” diye espri yapması ilginçti.

Miss Gertrude Bell’in şahsında, İngilizlerin Irak kimliği inşa çalışmaları, bugüne kadar sık sık dikiş atmış. Gertrude’un mezarında çekim yapmak isterdik ancak trafik buna müsaade etmedi. Bu coğrafya da terörden değil ama trafikten ve ters yola girme alışkanlıkları yüzünden ölüm tehlikesi geçirdik diyebilirim.

Irak büyük elçimizden çok sitayişle bahsediliyor. Erbil konsolosumuzda bizle ilgilendiler, kendisinin geçmişine ve yetişmesine bakınca en azından bizim dışişleri geleneğimiz güçlü diye gururlanabildim. Musul’da konsolosluğumuzun açılması an meselesi, bu da umut verici.

Bağdat’tan ayrılıp Erbil’e havadan intikal ettik, zira kara yolunda selefi terör grupları riski vardı. Erbil’de iç uçuşlar olmasına rağmen ayrı bir ülkeye giriyormuş gibi pasaport kontrolü ve Bağdatlı Hüseyin beye 4 günlük vize uygulamasıyla karşılaştık.

Ancak, Erbil güvenlik, temizlik ve düzen açısından bölgenin en seçkin şehri. Bizim ekibin gençleri bile biraz ferahladılar. Erbil’den 10 km dışarı Musul’a doğru çıkarken bu serap birden Ortadoğu gerçeğine dönüşüyordu. Musul’a doğru giderken Peşmerge son kontrol noktasından sonra Irak merkezi yönetim kuvvetlerine yetkiyi bırakmıştı. Hüseyin beyin desteği ile bize güvenlik güçleri tüm Musul incelememizde ters yol düz yol demeden eskortluk ederek güvenliğimizi sağladılar.

Musul’u çevresini, Telaferi ve Kerkük’ü görünce bu DEAŞ hadisesinin, İslam tarihinde -belki de Moğollardan da büyük- nasıl bir tahribata/travmaya neden olduğunu görebiliyorsunuz. Bu insani ve uygarlık trajedisinin ne olduğu oralara gitmeden anlaşılması oldukça zor.

Gittiğimiz Karakuş ilçesi kadim Hristiyan kiliselerini ve Asuri cemaatini barındırıyordu. DEAŞ burada büyük tahribat yapmış kadim kitaplığı yakmış.

Bağdadi’nin hutbe verdiği iddia edilen Nuri Cami ve çevresi adeta Kocaeli depremi sonrası bir görüntüyü andırıyor ve hala çıkarılamayan cesetleri barındırıyordu.

Musul, Bağdat’ı hatırlatıyor. Bağdat nasıl Babilon ise Musul’da Ninova imiş. Musul’da Zengiler ve Atabekler gibi Türkmen beyliklerinin etkisi hemen fark edilebiliyor. Musul’da çok yaygın yan sanayi mahalleleri var. Bu da Musul’un tarihsel ticaret yollarındaki pozisyonunu hatırlatıyor. Bu arada Musul’un Türkiye sınırına 1,5 saatlik mesafe de olduğunu da hatırlatmakta yarar var.

Vamık Volkan sık sık Kıbrıslı Türklerin neden papağan beslediklerini açıklamaya çalışırdı. Irak’ta yaşayanların psikolojileri açısından, özellikle Araplarda her gittiğimiz yerde Musul üniversitesi dahil yöneticiler en ince ayrıntıya kadar ne yaptıklarını, nasıl başarılı olduklarını ifade etmek ve Türkiye’deki kurumlarla ilişki kurmak istediklerini anlatıyorlardı