İŞ ADAMLARI ŞİKAYET ETMEYİN!

Benim gördüğüm, benim anladığım bu dönem üreten herkesin işleri çok iyi.

Bir arkadaşım ile buluşuyorum.

Çay kahve içerek sohbet ediyoruz

İş adamı, akıllıca yatırımlar yaparak yıllar içinde işini hem büyütmüş, hem de çeşitli iş kollarına atlamış.

Şahane evde oturuyor, karı koca şahane arabalara biniyor, çocukları şahane okullarda okuyor.

Maşallah çok para kazanıyor ve gitgide işi ve iş kolları büyüyor.

Keyifler çok yerinde.

Hayatlarını iyi yaşadıklarını görüyorsun, paraları çok var ve çok rahatlar.

Çok iyi para kazanıyorlar.

Diyorum ki!

Benim gördüğüm, benim anladığım bu dönem üreten herkesin işleri çok iyi.

Okuyorum, cirolara bakıyorum, maşallah çok iyi.

Aman diyor, elini kolunu silkeleyerek, aman diyor kafasını sağa sola sallayarak.

İş sahibi olmak çok zor, işçilerle uğraşmak çok zor.

Yapılacak iş değil diyor.

Ama para kazanıyorsunuz, tabi ki zorluklar olacak, aslında o işçilere hayat daha zor değil mi, ucu başı yaşam sürüyorlar.

Ucu başı evde çorba, ekmek savaşı yapıyorlar.

Çoluk çocuk, devlet okullarında dahi nasıl okutacaklar derdi var.

Yıllar önceydi.

Bir arkadaşım vardı.

Çalıştığı yerden ayrıldı, kendi işini kurdu.

İhracat yapan şirketinde ufak ufak imalata başladı.

Ufacık bir atölye kurdu, önce küçük küçük siparişler alarak ile başladı. 

Zaman içinde çok büyüdü.

Atölye koca fabrika oldu.

Yıllık ihracatı milyon euroları buldu.

Ne zaman sohbet etsek, otursak, bu hafta kapıya kilit vuracağız hayatım, maliyetler kurtarmıyor diye anlatırdı.

Ödeme yapmıyorlar diye anlayıp dururdu.

Derken 2. fabrikayı, derken 3.fabrikasını kurdu.

Yanında yüzlerce çalışanı oldu. 

İşler çok kötü kurtarmıyor işte diye diye, bu hafta kapıya kilit diye diye bilinen 6 ev aldı ve arsalar aldı.

Arabalar git gide en pahalı arabalara dönüştü.

Öyle şikayet ederdi ki, lüks arabası ile geldiğinde, dönerken cebine biraz para koyasın gelirdi.

Yıllarca ahh ahh diye üzüle üzüle dinlediğim o kadar çok zengin insan oldu ki.

Maşallah.

Bu olaydan sonra iş adamlarının şikayeti ben de dikkat konusu oldu.

Pandemi ve bu virüs başladığından beri üreten atölyeler, fabrikalar gidin bakın nasıl çok iş yapıyorlar.

Valla sipariş için gün alamazsınız.

Mesela evinize gerekiyor ve pimapen yaptırmaya kalkın, bakın adamın günleri ne kadar dolu.

Atölyeleri ağzına kadar sipariş ve malzeme dolu.

Gazete haberlerine bakın.

Ekonomi kanallarını izleyin.

Herkes bulunduğu sektörün son durumunu anlatıyor.

Cirolar nerelerden nerelere gelmiş.

Turizm büyümüş. 

İnşaat sektörü büyümüş.

Tekstil büyümüş.

Araba üreten fabrikalar.

Yemek sektörü almış başını gitmiş.

Ortada rakamlar varken.

Oturduğunuz evlerin sayıları çoğalırken,

Bindiğiniz arabalar her sene değişirken, trilyon liralık arabalara binerken,

Çocuklarınız yurt dışında okurken,

Eşek yükü paralarınız varken,

Alış-veriş sorunu yok, yemek sorunu yok, seyahat sorunu hiç yok iken. 

Hayırdır.

Bu ne şikayet hali.

Sahip olduğunuz her şey sizin olsun, kimsenin gözü yok.

Ama.

Ağlaya ağlaya, insanları yıldırmayın.

Çok şikâyetçi isen kapat o zaman değil mi?

Bakın bu yazdıklarımı siz de deneyin, iş sahibi parası çok olan arkadaşınızla sohbet edin.

Şikayet edip anlatıp duracaktır.

Oysa hayat başka insanlara başka şeyleri avaz avaz bağırıyor.

Paranın hükmü çok var biliyorum.

Para büyük güç biliyorum.

O zaman.

Şikâyet edip durmayın.

Fakir insan çok var, gidin bir ekmek kuyruklarına bakın.

İyilik yapın.

Hayat bazen bir fırına girip ihtiyaç sahibi insanlar için iplere asılan ekmeğin parasını sessizce ödeyip gitmektir.

Acımasız dünyanın unutturmaya çalıştıklarını unutmayın.

Şikayet etmeyin.

Kimsenin dinleyecek hali yok.

O eskidendi.

Funda'nın aklındakiler…

… Malûm korona denen bulaş ile uğraşıyoruz.

Ve sayılar çoğaldı, hastaneye yatan sayısı çok ve ölüm sayısı çoğaldı.

Aşı üstüne aşı oluyoruz.

Maskeleri ağzımızdan burnumuzdan çıkaramaz olduk.

İlk defa duyuyorum ve çok şaşırdım.

Şimdilerde virüsü kaptığından endişe duyanlar, yani kendine hasta hissedenler, özel bazı yerlere test yaptırıyorlarmış.

Ya da eve test için özel olarak çağırıyorlarmış. 

Ve çıkan sonuç pozitif ise sisteme kayıt yaptırmıyorlarmış. 

Ve böylelikle Hayat Eve Sığar’da ve HES kodunda kayıt bulunmuyormuş.

Ve böylelikle 14 gün karantinadan kurtulduklarını düşünüyorlarmış.

Ve hastalığı hafif geçiriyorlarsa, sokakta gezip duruyorlarmış. 

Yani günlük yaşamlarına devam ediyorlarmış.

Yani taşıyıcı olarak hayatlarına devam ediyorlarmış. 

Bulaştırıp geziyorlar yani.

Bu ne sorumsuzluk ve aymazlık.

Kırk yıl düşünsem aklıma gelmez.

Bunu yapan kim varsa, bulaştırdığınız her kişinin vebali tek tek üzerinize olsun.

İnşallah. 

Funda'nın aklındakiler…

 ... Çok ilginç.

Instagram’da story var biliyorsunuz ve hepimiz orada paylaşımlar yapıyoruz.

Instagram ana sayfamızda kim gördü kim görmedi bilmiyorsun.

Ama story tek tek kim baktı ise görünüyorlar. 

Ve bunu kim icat etti ise Allah razı olsun.

Görüştüğün ve bir şekilde ilişkin olan insanlar için orası gerçekten samimiyet testi oluyor.

Daha şahanesi yok.

Mesela.

Sana yeni yıl kutlaması ileti yolluyor, yani ona geleni bir uyduruk dokunuş ile sana yolluyor.

Zahmet edip 2 satır yazmıyor.

Ama story’e sen neredesin diye meraktan tek tek bakıyor. 

Acaba sen ne yapıyorsun merakı ruhunun fırtınasına karışmış.

Telefon edip tebrik etmiyor, hatır sormuyor, nasılsın demiyor ama story’e tek tek bakıyor.

Maalesef! 

Aklı fesatlıkta.

Maalesef!

Çok anlaşılıyor 

Ve maalesef!  

Allah kalbinize göre versin. 

Amin.