İSLAMİ FİNANS SAHİPLİĞİ

Yusuf DİNÇ 22 Haz 2021

Türkiye her anlamda İslami finansa olan ilginin küresel merkezlerinden birisidir.

İslami finans, bir taraftan farkındalığı üzerine çalışmalar yapılan diğer taraftan pozitivist eleştirilerin odağına yerleşen finansal mimarinin genel adıdır. He ne olursa olsun global trend Asya’dan Avrupa’ya Afrika’dan Amerika’ya kadar tüm coğrafyalarda İslami finansı hem finansal pratiğin, hem akademik araştırmaların, hem iktisadi paradigma tartışmalarının ön plana çıkan öznelerinden birisi yapmıştır.

Türkiye her anlamda İslami finansa olan ilginin küresel merkezlerinden birisidir. Gerek pratik, gerekse akademik olarak Türk ekonomisi belirleyici bir rol üstlenmiş yahut bu rol jeoiktisadi önemi gereği Türkiye’ye yüklenmiştir.

İslami finans soyut bir kavramlaştırma olarak görülmemelidir. İlkesel farklılıklarla ekonomi içinde yapıcı bir aktör oluşturmak iddiasıyla ortaya atılmış bir kavramdır. Cari faizsiz finans uygulamalarının ekonomi içindeki rolünün tam konumlandırılamamış olması kavramın altını boşaltma iştahını beslemekle beraber asıl problem İslami finansın paradigma değerinin faizsiz finans kuruluşlarında henüz yerleşmemiş olmasıdır.

İslami finansın katılım finans yöneticileri indinde ve toplum nazarında bir alt segment olarak konumlanması bunun en önemli göstergesidir. Oysa faizli finans çok dar bir çerçeve içine sıkışır. Katılım finansının, teorik temeli kurulmadan yahut teorik temeline sahip olmayan idareler altında gelişimine başlamış olması bu handikapın belirleyicisidir.

Keza finans profesyonellerinin değil, farklı geri plandan kimselerin katılım finansını tutundurma gayretleri müspet bir çaba olmakla beraber tatmin edici sonuç üretmekten uzaktır. Bir sahiplik sorunu anlamına gelen bu problem, iyi niyetli gayretleri göz ardı etmeden hak ettiği konumlanmaya katılım finansı taşımak için doğru çevresinin kurulması gerektiğini göstermektedir.

Düzenleyicilerden kamuoyuna daha da önemlisi sektör oyuncularına kadar sığ bir bakış açısı sunulması, tatmin edici akademik birikimin sektör iletişiminin bulunmaması, sektörün belli bir akademik alanın rant ilişkileri üzerine kurgulanması ve dahası segment bazında sektörün yanlı(ş) tartışmalarla iğdiş edilmiş olması gibi problemler sahiplikle aşılabilecek sorunlardır.

Asli değil tali unsurların idaresine terk edilen ve sorumluluk çerçevesi dahi belirlenemeyen bir katılım finansının kendi potansiyelini gerçekleştirmekten uzak kalması olasıdır. Dahası entelektüel derinliğin uzun yıllara dayanan tecrübeye rağmen kurulamamış olması sahiplik sorunun sektör üzerindeki etkisinin en belirleyici göstergesidir.

Bu şartlar altında İslami finans okuryazarlığının ve İslami finansa dönük algının geliştirilmesi için yeterli argüman bulmakta zorluk yaşanmaktadır. Segment bazında “yastıkaltı, düşük gelirli” gibi hedef iletişimleri konvansiyonel finansı rahatlatan bir temas biçimi kurmuştur. Katılım finansının bu iletişimi düzeltmesi daha yorucu ve zahmetli bir iş olmadan evvel doğru iletişim argümanlarıyla, doğru birikim ve entelektüel derinlikteki bir çevreyle katılım finansına yapıcı bir dokunuş gereklidir.

Finansal segmentlerin en üstünde ve en yapıcı dille katılım finansının yeniden konumlandırılmasına dönük çalışmalar yapmak, yapılan bu çalışmalara kendi güvenliğimiz ve refahımız gereği ilgi göstererek anlamak gayreti sunmak durumundayız. Çünkü katılım finansı, gelişmiş ekonomilerde ana akım finansın yerleşmeye çalıştığı alanı dolduran iyi bir konumlanmaya sahiptir ve konvansiyonel finansı bu konumlandırmaya taşımak güçtür.