İSTANBUL'DA YABANCI OLMAK ÇOK AĞIRIMA GİDİYOR!

Fehmi KETENCİ 05 Haz 2022

29 Mayıs İstanbul için çok önemli günlerden biriydi.

      29 Mayıs İstanbul için çok önemli günlerden biriydi. 29 Mayıs 1453 yılı Osmanlı Devleti’nın 21 yaşındaki Cihan Padışahı Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilişinin 569. Seney-i devriyesiydi. Her yıl kutlandı ama bu yıl kutlamalarına bir başka şeyi daha ekleyerek iki farklı kutlama yapıldı. İstanbul’un Fethi’nin 569. Yılı kutlamasının yanı sıra, 1953 yılından beri aralıksız hizmet veren ve dünyanın en büyük ve konum olarak de en büyük havaalanlarından biri olan Atatürk Havaalanı’nın neredeyse devre dışı bırakılarak, kısmı olarak hizmet verecek konuma dönüştürülmesi ve oldukça büyük bir alanının Millet Bahçesi yapılması açılışının kutlanmasından söz ettik.. İstanbulumuz, görebildiğimiz kadarıyla nostaljik havaalanı olarak anılacak olmasının yanı sıra, Millet Bahçesi olarak da ismini yaşatacak duruma dönüştü, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla oldukça görkemli bir açılış töreni düzenlendi. Kısacası İstanbul, Hem Fetih yıldönümünü hem de havaalanında oldukça büyük bir sahaya yerleştirilen Atatürk Millet Bahçesinin açılışını da kutladı.

      29 Mayıs gününde yazdığım İstanbul’un 569. Fetih Yıldönümü kutlamaları ile ilgili  yazımda özet olarak bunları dile getirmiştim;

      “Yaşam şartlarını belirleme konusunda sözümüzün yetmediği bir şehire dönüşen İstanbul, hem hızla betonlaşması, hem hızla göç alması nedeniyle oluşturulan plansız yerleşim alanları, sosyal yapısının kendini hissettirecek derecede değişmesi, birçok bölgesinde giderek farklılaşan, sosyal sınıf yapısıyla kendi yaşamından bile mutlu değil. İstanbul’da yaşam artık iyice keyifsizleşti. Burası İstanbul değil! Güzelim İstanbul’u ne hallere getirmişiz. İstanbul, yaşadıklarına ve geçmişten anımsadıklarına hıçkıra hıçkıra ağlıyor gibi. Eski İstanbul’u bilen, o İstanbul’u yaşayanlar için çekilebilir olmaktan çoktan çıktı.”

      “Bakıyorum, hayal edilen, adına öyküler düzülen o güzelim efsaneler kenti, tarihin tüm güzelliklerini bünyesinde barındıran, gez gez bitiremeyeceğimiz, anlatıldıkça, merakla dinleme isteğinizi daha da artıran o güzelim İstanbul yok gibi. İstanbul ağlıyor, ağlıyor da neden ağladığını anlatamıyor bile”

      “O yedi tepesini eteklerine serili olan, her bölgesini yansıtan muhteşem sosyal yaşam biçimleri ve oraları yıllardır sahiplenenlerin kültürlerinden arta kalan o gizemli öykülerinden eser yok. Ayrıca, o yedi tepe yaşayanlarının öyküleştirdikleri sosyal yaşamlarından söz

edenler de yok artık”

      Akılda kalan ve bölgelerinde farklı ve zengin İstanbul kültürlerini markalaştıran, yaşatanların özelliklerinden söz etmiştim.

      Birçok bölgenin özelliklerinde söz etmiştim ama, asıl söz edilemesi gereken, İstanbul’a gelen herkesin ilk uğrak yerlarında Taksim ve Beyoğlu’ndan fazlaca söz edememiştim. İstanbul’da ilk göze batan değişimlerin en önemlisi, Anadolu ve Avrupa yakasındaki değişimlerdir. İstanbul yakası ile Anadolu yakası arasındaki sosyal yapı dağılımı ve kültür farklılıkları sosyal yaşamlarındaki etkilenmelerle kendini iyice hissettirmeye başladı bile.

      İstanbul’a gelenlerin, mutlaka uğramak istedikleri, bir kez bile olsun keyfini çıkarabilmeye can atılan Taksim, Beyoğlu İstiklal Caddesi eski akıllarda kalan hayalleri süsleyen gündüz ve gece yaşamından eser yok artık. İnsan yapısı tamamen değişmiş. Tanıdık yüze rastlamak neredeyse imkansızlaşmış. Taksim, Beyoğlu’na, İstiklal Caddesi’ne İstanbul demek çok kolay değil. Mağazaların birçoğu değişmiş. İstanbul’u genelde Arap kökenli turistler işgal etmiş gibi.

      Denemek için rastladığım birkaç kişiye adres sormak istedim. Sorduklarım “ben bilmiyorum” der gibi sadece yüzüme bakıp gittiler. Hiçbirisi bana yanıt veremedi, daha doğrusu ne sorduğumu anlayamadı, Türkçe olarak yanıt veremedi.

      Ya ben başka İstanbul’da yaşamışım, ya da altmış yıllık İstnbullu olarak ben yabancılaşmışım.

      Yaşadığım bir olay beni o kadar üzdü ki. Üç-dört mağazaya girdim, birkaç şey sormak istedim. Soruma yanıt alamadım veya yarım yamalak ilgisizce yanıt verdiler. Mağazadaki Arap turistlerle ilgilenmek için beni bırakıp gittiler. Pek Araba benzemiyorum ama, bir mağazada, önce Türkçe sordum bana bakmadılar bile, ama biraz ileride İngilizce sorduğumda hemen ilgilendiler.

      İstanbul bu muydu? Altmış yıldır İstanbul’da yaşayan ben bu değişime şaşırdım. İstanbul bunu hiç hak etmiyor.