İSTANBUL'UN BAHARI

Mahmut BIYIKLI 27 Nis 2019

Benim erguvanla ilk tanışmam, şimdilerde Kültür ve Turizm Bakan Yardımcılığı görevinde bulunan ve İstanbul'da yaşama sanatını gençlere hakkıyla öğreten muhterem Haluk Dursun Hoca'mızın üniversite döneminde yaptığı Boğaz gezisindeki eşsiz anlatımıyla olmuştu.

İstanbul mükrim bir anne gibi en yoksul zamanlarda bile sakinlerine sürekli ikramda bulunan bir şehir. Bütün yokluklara rağmen çıkınından bir güzellik çıkarıp en nazik bir şekilde sunmasını biliyor. Yeter ki istifade etmesini bilelim.

Biz ne olacak bu yerel seçimler derken erguvanlar Dersaadet’e çoktan misafir olmuş. İtiraf etmek gerekirse yoğun gündemlerin arasında benim de dikkatimden kaçmış. İstanbul sevdalısı Hüseyin Emiroğlu’nun bir gazetedeki beyanatını görmesem ben de gafil avlanacak, bu görsel şölenden mahrum kalacaktım. Erguvan aşığı Emiroğlu, mezkur beyanında herkesi bu görkemli ziyafete ortak olmaları noktasında çağrıda bulunarak şöyle demiş:

“Trabzon sahilinden tutun başka şehirlerden her tarafta, park ve bahçelerde erguvanlar ekiliyor. İstanbul dışındaki vatandaşlarımıza, dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan doğa ve ağaç severlere ve dostlarıma, özellikle nisan ve mayıs aylarında İstanbul'a gelmelerini tavsiye ediyorum. İstanbul'a gelmek için en güzel zaman erguvan ağaçlarının çiçeklendiği zamandır. İstanbul'dan çeşitli deniz seferleri yapan pek çok kurum ve şirket var; Boğaz’da bir gezi yapıp erguvanları seyretsinler.”

Hüseyin ağabeyi uzun yıllardan beri tanırım. Bu konudaki hassasiyeti ve dikkati takdire şayandır. Erguvan yüzlü bir adamdır. Yıllardır toplumda farkındalık oluşturmak noktasında esaslı bir çaba sarf etmiştir. Onun çağrısına bütün kurumların kuruluşların memnuniyetle katılacağına inanıyorum.

 ERGUVANLA TANIŞMAK

Benim erguvanla ilk tanışmam, şimdilerde Kültür ve Turizm Bakan Yardımcılığı görevinde bulunan ve İstanbul’da yaşama sanatını gençlere hakkıyla öğreten muhterem Haluk Dursun Hoca’mızın üniversite döneminde yaptığı Boğaz gezisindeki eşsiz anlatımıyla olmuştu. O yıldan itibaren gözüm gönlüm erguvana ve hep açık oldu. Dursun’un o programda anlattıklarından şunları not almıştım:

“Erguvan denince akla, önce İstanbul ve hassaten Boğaziçi gelir. Bu imparator şehrimiz MS 330 yılında Constantinus tarafından kurulduğunda, başka bir deyişle surlar bitirilip şehrin açılışı yapıldığında, mevsim, erguvan mevsimiymiş. Tarihçiler, bugünü 11 Mayıs olarak kabul ederler. Yani tam İstanbul'da erguvanların açtığı, tabii bir dekor halinde şehri süslediği mevsim.”

 İSTANBUL İNCELİĞİ

Erguvan bir İstanbul inceliğidir. Şair Gülten Akın, “Ah, kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya” dese de, “İklimimizde gülden sonra bayramı yapılacak bir çiçek varsa, o da erguvandır.” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar da, "Neden İstanbul'da mayıslara erguvan ayı demezler" diyen Süheyl Ünver de bu inceliğin farkına varıp insanların dikkatini de bu yöne çekmişlerdir.

Bir zamanlar adına bayram ilan edilen erguvan için yeniden büyük şölenler düzenlense keşke. Şairler yeni şiirlerini okusa, sanatçılar en güzel şarkılarını söylese, çocuklar koşsa gençler yarışsa, bayram sevinci yeniden yaşansa… İhtiyarların geçmişin derinliklerinde sakladığı huzur yüzlerine yansıyıp hepsi de istikbale kutlu bir tebessüm armağan etse ne güzel olur. Millet olarak birbirimizi çok yoruyor, çok hırpalıyoruz. Erguvan şenlikleri kim bilir yeniden barışmamıza, güzel olanda buluşmamıza vesile olur. Çünkü Erguvan tarihten bu yana hiç ayırmamış ayrıştırmamış ne varsa hazinesinde paylaşmış, farklı medeniyetlere farklı kavimlere farklı dönemlere aynı nefesi sunmuş, Bizans’a da Osmanlı’ya da cömert davranmıştır.

 MERHABA BAHAR

Şimdilerde siyasetle sahte bahar getirdiklerine söyleyenlere inat, baharın coşkusunu neşesini şehre yaşatan erguvanları seyre dalmanın tam vaktidir. Uzaklara çok uzaklara açılmaya da ihtiyaç yok bunun için. Ansızın girdiğimiz bir caddede, işe giderken bindiğimiz bir otobüsün camından bakarken gözümüzün daldığı bir tepede ya da adres ararken kaybolduğumuz mahallede mutlaka gözüme çarpacak bizi kendinse çağıracaktır. Ziya Osman Saba’nın dediği gibi:

”Düşünceli yürürken bir yol dönemecinde
Çıkacak önümüze beyaz dallarla bahar…
Hatırlatacak bize şen çocukluğumuzu,
Erguvanlı bir bahçe, mor salkımlı bir duvar”