"İSTENMEYEN GÖÇMENLER" OLMASA EKONOMİNİN HALİ NE OLURDU?

Ozan CEYHUN 01 Ağu 2019

Dünyanın birçok köşesinde göçmenlerin ekonomiye ve topluma etkileri üzerine yapılmış çok sayıda araştırma var. Bu araştırmaların sonuçlarına baktığımız zaman göçmen ve sığınmacı karşıtlarının argümanlarının çok açık bir şekilde yalanlandığını görmekteyiz.

Her geçen gün iletişim teknolojilerinin etkisiyle globalleşen dünyada, ilgi çekici bir fenomen olarak göçmen ve sığınmacı karşıtlığının da globalleşmeye bir tepki verirmişçesine arttığını görmekteyiz. Göçmen ve sığınmacılara yönelik karşıt tutumlar neredeyse tüm dünyada artış göstermekte. Avrupa için Suriye’deki iç savaşın neden olduğu göçmen krizi bu tepkiselliğin bir gerekçesi denilebilir, lakin dünya genelinde de böyle bir eğilim globalleşmeye bir tepki olarak ortaya çıkmış görünmekte.

Amerika örneğine baktığımız zaman, Meksikalı yasadışı göçmenlere yönelik bir karşıtlığın var olduğunu görüyoruz. Ayrıca göçmen karşıtlığının, genel bir yabancı düşmanlığı boyutunun ve Müslümanlara yönelik olarak da bir İslamofobi boyutunun var olduğu da yadsınamaz.

Çoğu zaman göçmenlere ve sığınmacılara karşı olanların argümanlarının, “göçmenlerin ve sığınmacıların yerli halkın ekonomik refahına zarar verdikleri ve suç oranlarının artışında etki gösterdikleri” şeklinde iddialar olduğunu görmekteyiz. Ancak aslında “Gerçekten öyle mi?” diye sormak gerektiği inancındayım.

Dünyanın birçok köşesinde göçmenlerin ekonomiye ve topluma etkileri üzerine yapılmış çok sayıda araştırma var. Bu araştırmaların sonuçlarına baktığımız zaman göçmen ve sığınmacı karşıtlarının argümanlarının çok açık bir şekilde yalanlandığını görmekteyiz. Örneğin Dünya Bankasının verileri, gelişmiş ülkelerde nüfus içerisindeki işgücünün sadece yüzde 3’ü kadar bir miktarda göçmen oranının artırılmasının, global piyasada 356 milyar dolarlık bir gelir artışına sebep olacağını ifade etmekte. OECD verileri göçmenlerin gittikleri ülkelerde vergiler ve sosyal katkılar neticesinde ekonomiye kazandırdıklarının, devlet imkanlarından yararlandıkları miktardan daha fazla olduğunu göstermekte. Yine OECD verileri göçmenlerin gittikleri ülkelerde eksiklik olan alanlardaki işgücünü tamamladıklarını ve böylece yerli işgücünü desteklediklerini gözler önüne sermekte.

ABD özelinde ortaya çıkan veriler ABD Başkanı Trump tarafından istenmeyen göçmenlerin inovasyon, teknolojik gelişim ve araştırma gibi alanlarda gelişimi kuvvetlendirdiklerini göstermekte. Ekonomi tarihi alanında yapılmış olan bir araştırma ABD’de, geçmişinde göçmen almış yörelerin bugün geldikleri konumda ekonomik ve sosyal olarak göçmen almamış yörelere göre daha gelişmiş oldukları belgelenmekte. 1860-1920 yılları arasında göçmen almış bölgelerin bugünkü refah seviyeleri göç almamış bölgelerle kıyaslandığında, adam başına gelir oranında yüzde 20’ye varan avantaja sahip oldukları görülmüş. Bu yörelerde işsizlik oranları daha düşük, fakirlik oranı daha az ve eğitim seviyeleri ile şehirleşme oranları daha yüksek görülmektedir. Anlaşılan o ki ekonomik açıdan bakıldığında göçmen almak özellikle uzun vadede bir ülkenin kuvvetlenmesini sağlamakta.

Bir kıyaslama yapmak açısından, göçmenlere kapısı kültürel gerekçelerle genel olarak kapalı duran Japonya örneğine bir bakmak yerinde olacaktır. İşgücü potansiyeli açısından kendi yağıyla kavrulan Japonya, dünya ekonomisinin bir devi değil bilakis ekonomik açıdan kriz halinde olan bir ülke olarak karşımıza çıkmak. Uzmanlar Japonya’nın ekonomik sorunlarında gerilemekte olan nüfusun daralttığı işgücünün büyük bir etmen olduğunu söylemektedir. Her ne kadar bu duruma verilecek öncelikli yanıt “o zaman nüfuslarını artırsınlar” olacakken, pratikte bunu yapmak o kadar da mümkün görünmemekte. Daralan bir ekonomide çocuk yapmak ve büyütmek kolay değildir, nüfusun gelişmiş bir ülkede artışa geçebilmesi için öncelikle ekonominin toparlanması gereklidir. Böyle bir durumda göçmen iş gücü, ülkeye ihtiyacı olan o anlık itişi sağlamak açısından çok faydalı görünmektedir. Nitekim Japonya bu durumun canlı bir kanıtıdır.

Öte yandan İkinci Dünya Savaşı’nın ardından toparlanma sürecinde göçmenlere kapılarını açmış olan Almanya’ya baktığımızda, bugün dünyanın önde gelen ekonomik güçlerinden biri olduğunu inkar edemeyiz. OECD verileri Almanya’nın bu ekonomik gelişmişliğinde göçmenler neticesinde sahip olduğu kültürel çeşitliliğin büyük bir etkisinin olduğunu ortaya koymaktadır. Almanya içerisinde göçmen işgücünün yoğun olduğu 16 bölgeye bakıldığında bu bölgelerde işsizlik oranının daha düşük olduğu ve bu bölgelerin daha fazla patent ürettiği görülmektedir. Berlin, Bavyera ve Baden-Württemberg gibi çok kültürlü eyaletlerdeki yatırım gücü yüksek olan şirketlerin bolluğu ve bu bölgelerde alınan patentlerin çokluğu göçmenlerin ekonomiye ve gelişmişliğe olan katkısını gözler önüne sermektedir.

Aynı durum ABD örneğinde de yine karşımıza çıkmakta. Fortune 500 şirketlerine bakıldığında 2010 yılı verilerinde bunların yüzde 40’ının göçmenler tarafından kurulduğu tespit edilmektedir. Google, Apple, McDonald’s, General Electric gibi büyük Amerikan şirketlerinin göçmenler tarafından kurulmuş olduğu göz ardı edilmemelidir. Bu şirketlerin bugün ABD ekonomisine büyük istihdam sağladığı düşünülünce, göçmenlerin işsizliği tetiklediği söylemi çok da mantıklı gelmemekte. Ekonomik trend göçmen varlığının bir zarar değil bir avantaj olduğunu hangi ülkeye bakarsak bakalım bize göstermekte. Örneğin Avustralya ve Kanada gibi kapılarını göçmenlere açan ülkelerde ekonomik açıdan kuvvetlenme görülmekteyken, İngiltere gibi göçmen hareketlerini kısıtlayıcı politikalar yapan ülkelerde zayıflama görülmektedir.

Ekonomiyi bir kenara koyup göçmen karşıtlarının ikinci argümanı olan “göçmenlerin ve sığınmacıların” suç işleme riskine baktığımız zaman da sadece ABD örneği bile bu argümanın realitenin tam tersi olduğunu göstermektedir. Amerikan vatandaşlarının suç işleme oranının göçmenlerden çok daha fazla olduğu tüm istatistiklerde sergilenmektedir.

Tüm bu gerçeklerin ışığında, aşırı sağ grupların oy potansiyellerini artırmak amacıyla ortaya koyduğu göçmen ve sığınmacı karşıtı, korku ve nefret söylemiyle dolu argümanların gerçeklikle bir bağlantısının olmadığı ve hatta korumayı iddia ettikleri ekonomiye bizzat zarar verdiği ortaya çıkıyor.

Özellikle son yıllarda tüm Avrupa ülkelerinde ve son aylarda maalesef ülkem Türkiye’de moda haline gelen göçmen ve sığınmacı karşıtlığının bir de bu açıdan ele alınması iyi olur.