"KAÇAK"LARI GÖRMEZDEN GELEN "KAÇIK"LAR

Mehtap DEMİR 10 ub 2019

Skandallar zinciri…

Kaçak katlar…

Kaçak katları görmezden gelen kaçıklar…

"Zemin +5 kat" diye ruhsatlandırılan, ancak sonrasında ‘iki katçık’

hatta sonra ‘bir katçık’ daha çıkılan,

Kat sayısı 8’e daire sayısı 14’e yükseltilen, 

Kolonları kesilen,

Güzel güzel vergisi alınırken ”sus pus” edilen

Sağlam raporu verilerek ölüme “gel” denilen

Çok değil çökmeden iki gün önce, defalarca sallanarak uyarı veren, ancak dikkate alınmayan

Bir bina…

Ve yine ölümler, yine ahlar yine vahlar…

Şu ana kadar 16 insanın ölümü…

Yazık değil mi?

Daha ne kadar karşılaşacağız, daha ne kadar acı yaşamak zorunda kalacağız?

Kimin suçu? diye sorsan

Herkes kaçar!

***

Nereye baktığımız önemli

Estetik ve güzel ile ilgili düşünler, felsefe tartışmalarında çokça boy gösterir…

Bu yüzden sanat felsefesi ve sanat estetiği ve estetik felsefesi gibi derin söylem alanları vardır...

Kant; nitelik, nicelik, ilişki ve yön açısından ele aldığı estetik yargı ve güzel hazzının -hiçbir kavrama bağlamadan- evrenselliğine vurgu yapmış…

Sanatın ve bilimin batılı gözü, insanlar için neyin değerli olduğundan ziyade, maddeye odaklandılar…

Böylece insanlar, bu batılı gözün takdir ettiği sanat eserleri normlarını kendilerine model yaptılar…

Tüm bunların üzerine bir de sektör kavramı oluştu, bir tutam da kapitalizm eklenince…

Sanat tarihi ve felsefe, mükemmelliği, benzersizliği, eşsizliği barındıran estetik hazzı ve güzel yargısını insanlığın ayrılmaz parçası yaptığından beri…

Genel nüfusun değil de, konuşlanmış kısıtlı çevrenin –buna sanat çevresi de denilebilir- normları beğenide ve kabul görmede merkez haline geldi.

Öyle ki, Britannica ansiklopedisi, estetik maddesinde “estetik, bir teoriyi stabilize eden, derinden değerli sanat eserleri için verilebilecek bir açıklamadır” yazıyor…

Oysa,

İstisnasız her canlı eyleminin estetik bir yanı olduğunu savunurum.

Estetik, duyularla ne hissettiğinizle ilgilidir…

Hayatımızdan kopuk, müzede ve sanat merkezlerinde bizlerden koparılmış üretimlerden bahsetmeyeceğim… Aksine, estetiği ve güzeli belirleyen tam da yaşamın içinde, akışında olanlardır…

Beğeniniz,

Yunanistan’ın Karpathos adasında ‘bıyıklı kadınlar’ın en güzel olarak bilinmesi,

İslam hat yazısının veya kitre ile yoğunlaştırılan su yüzeyinde özel boyalar kullanarak yapılan ebru resimlerinin tek ve benzersizliği,

İnsan bedenine yapılan dövmelerin bireyselliği, Tuva ses sanatçılarının gırtlaklarından çıkarabildikleri çoksesli tınılar,

Modern sanat sergilerinde yere açılan bir kuyunun eser olarak nitelendirilmesi…

Tüm bunlar, güzeli ve estetik hazzı, bir kültürün düşünce sisteminden ayırmanın doğru olmadığını göstermektedir…

Yani bir toplumun, estetik verileri genellikle temsilinin önemli belirleyicileridir.

Evlerinin bahçeleri, yolları, binaları, dolaştıkları kaldırımlar…

Nereye baktığımız önemli… Her gün her saniye içimize çektiğimiz görüntü…

Ruhumuzu, düşünce biçimimizi, ülkemize sevdamızı belirleyen baktığımız şeylerdir…

Hiç boşluk bırakmadan dip dibe inşa edilen binalar…

Gri renksiz sıvalar,

Her üç adımda bir ayağımızı burkan çukurlar…

Yalancıktan yapılan tekerlekli sandalye yokuşları veya kaldırım geçişleri…

Bunlara bakmayı, bunlarla yaşamayı görüp öğrenip, kendi estetik değeri yapan gencimizin de elinde akıllı telefon ve tesbih, ağzında nargile, masasında kaldırıma park ettiği arabasının anahtarı…

Kelamında ise “Büyüksün…hallederiz… o iş bende… bizden sorulur” lisanı.

Şimdi diyeceksiniz ki, estetiğinden güzelinden vazgeçtik temeli harcı çimentosu sağlam olsun yeter…

Öyle değil işte…

Estetik ve güzel kaygın varsa, temelin de harcın da sağlamdır…