KADER İNANCI

İsmail ÖZCAN 08 Haz 2016

Kur'an'da Yüce Rabbimizin her şeyi ölçüp biçerek, hesaplı ve dengeli olarak yarattığına ilişkin ayetler bulunmaktadır.

Kur’an’da Yüce Rabbimizin her şeyi ölçüp biçerek, hesaplı ve dengeli olarak yarattığına ilişkin ayetler bulunmaktadır.

O’nun katında herşey bir ölçü iledir.

“Şüphesiz ki biz her şeyi bir takdir (ölçü, hesap, plan) ile yarattık. Bu anlamdaki ayetlerdendir.

Bu ayetler bize şunu anlatmaktadır: Evrende ve onun bir parçası olan dünyamızda hiçbir varlık (yaratık), hiçbir olay kendiliğinden veya tesadüfen (rastlantı sonucu) meydana gelmez. Ancak Allah’ın takdiriyle, iradesiyle, dilemesiyle ortaya çıkar, gerçekleşir. Kur’an ayetlerinde, “ölçü”, “hesap”, “takdir” kelimeleri karşılığı hep “kader” ve ondan türeyen (takdir de aynı köktendir) sözler kullanılmıştır. Kader, iman esaslarından biri olarak şöyle tanımlanıyor: “Allah’ın, tüm evrende olmuş, olmakta ve olacak olan şeylerin nerede, ne zaman, nasıl ve nice olacağını önceden bilmesi ve buna göre takdir etmesi (kararlaştırması) dir.” Bu takdir tüm varlıklar için geçerlidir. İnsan, hayvan, eşya, canlı, cansız hiçbir şey bunun dışında değildir. Evrende hiçbir şekilde başıboşluktan, tesadüften söz edilemez. İlk çağın ünlü filozofu Sokrates “Evrende tesadüfe tesadüf edilmez.” diyor. 20. yüzyılın büyük fizik bilgini Einstein ise “Tanrı zar atmaz.” (hiçbir şeyi tesadüfe bırakmaz) sözüyle Sokrates’i onaylıyor. Ünlü yazar Anatole France da, “Tesadüf, Tanrı’nın kendi imzasını atmak istemediği yerde kullandığı takma addır.” diyerek, dünyada hiçbir olayın, hiçbir gelişmenin, kimi insanların sandığının aksine kendiliğinden ortaya çıkmadığını anlatmak istiyor. Gerçekten evrende her şey, en ince ayrıntısına kadar Allah tarafından önceden programlanmıştır. Evrende ve dünyamızda gelişen olaylar, durumlar Allah’ın önceden belirlediği programa göredir. Buna din dilinde “kaza” denir. Kaza Allah’ın önceden, ta başından bildiği ve takdir ettiği (programladığı) şeylerin o programa uygun olarak saati, dakikası gelince ortaya çıkması, gerçekleşmesidir. Buradaki kaza, verilmiş bir kararın infaz edilmesi, uygulanması anlamındadır. Kader, karar verme; kaza da onun uygulanmasıdır.

Evrenin bir parçası olarak insanların da bir kadere sahip olduğu açıktır. Yüce Allah bizimle ilgili her şeyi, bizim asla bilemeyeceğimiz şeyleri de bilir. Çünkü her bilgi O’nun katında mevcuttur. Nerede, ne yapacağız; hangi sevabı, hangi günahı işleyeceğiz; nerede neyle karşılaşacağız? Hepsini Allah bilir. Allah’ın bunları bilmesi, bizim kaderin mahkûmu olduğumuzu göstermez. Çünkü biz bir şeyi Allah bildiği için yapmayız, biz zaten yapacağımız için Allah bilir. İrademiz dışında gerçekleştiğini düşündüğümüz bazı olayların da, tedbirli ve temkinli davranmamak yüzünden başımıza geldiği söylenebilir. Ama “Kulun tedbiri takdirin sınırına kadardır.” sözü de bir gerçeği ifade etmektedir. Sonuç olarak biz insanlar irade ve insiyatif sahibi varlıklarız. Buna bağlı olarak da yapıp ettiklerimizden sorumluyuz. Her şeye rağmen kaderle ilgili olarak kafamızı kurcalayan bütün sorulara cevap verecek ve açıklama getirecek bilgi ve birikimden yoksunuz.

Bu açıklamalar kadere teorik bir yaklaşım denemesidir. Pratik ve pragmatik olarak kadere nasıl yaklaşmamız gerektiğini ise peygamberimizden öğreniyoruz. Peygamberimiz, ashabını kader konusunu çok fazla kurcalamamak yönünde uyarmış, daha önce birçok kavmin kader hakkında ileri geri konuşmak, dipsiz tartışmalara girmek yüzünden sapıttıklarını ifade etmiştir. Ashabının bu uyarıları doğru değerlendirdiğinin şöyle bir belgesi de vardır: Bir gün bir sahabî,  bir başka sahabîye soruyor:

-Kader konusunda ne düşünüyorsun?

Şöyle cevap veriyor:

-Yarın huzuruna vardığımda Cenab-ı Hak bana, “Kader hakkında ne düşünüyorsun?” diye sormayacak, “Benim için ne yaptın?” diye soracak. Kadere pragmatik yaklaşım da budur.

Kur’an, Ra’d 8.

Kur’an, Kamer 49.