KAFKAS BAHARI VE İRAN

DR. FURKAN KAYA 05 Oca 2021

2020'den yeni yıla kalan en önemli dış politika miraslarından biri şüphesiz ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttükleri tahrik politikasının karşılık bulması halinde Basra körfezinde başlayacak sıcak saatlerin bölgesel savaşa dönüşme ihtimalidir.

Dünya tehlikeli bir yol ayrımında. Büyük çaplı askeri ve gizli operasyonlar, eş zamanlı Ortadoğu, Doğu Avrupa, Sahra altı Afrikası, Orta Asya ve Uzakdoğu’da gerçekleşiyor. 2020’den yeni yıla kalan en önemli dış politika miraslarından biri şüphesiz ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttükleri tahrik politikasının karşılık bulması halinde Basra körfezinde başlayacak sıcak saatlerin bölgesel savaşa dönüşme ihtimalidir. Pandemi başlamadan önce birçok televizyon programında ve yazılarımda ABD ve İsrail’in Arap Baharından istediği neticeyi elde etmesinden sonraki hedefinin Hazar Havzasında “Kafkas Baharı” başlatmak olduğunu ifade etmiştim.

Trump, Biden dönemine enkaz bırakmak istiyor

2020 yılının başında Kasım Süleymani ve yıl sonunda Fahrizade suikastlarının gerçek amacı İran’ın misilleme yapmasına ve ABD’nin müdahalesi için meşru bir zemin oluşturmasına yönelikti. İran bugüne kadar itidalli davranarak seçilmiş Biden’ın ABD başkanlık koltuğuna oturacağını düşünerek aynı oranda tepki vermedi. Fakat Trump yönetimi eğer gerçekleşirse Biden dönemine büyük bir Ortadoğu enkazı bırakmak üzere İran ile sıcak çatışmanın fitilini ateşleyebilir.

ABD, haritada görünmeyen bir imparatorluk olma peşinde

11 Eylül, ABD için travmatik bir uyanış çağrısıydı fakat gerçekte neye uyanış olduğu tam olarak kestirilemiyordu. Artık ABD kendi küresel liderliği için iki radikal düşünce arasında dünyaya adalet ve barış vaat ediyordu. Yaygın muhalefete rağmen Washington’un “ön alıcı savaş” planları Irak’ta tüm muhalefete karşı uygulanmaya başladı. Bu artık ABD’nin kontr-terörizm bayrağının ateşli milliyetçilik ikliminde dalgalandığı dönemin başlangıcıydı. Artık ABD için geçerli olan “megaterörizm” ve “megaterörist” kavramlarıydı ve bu durum aslında küresel ölçekte postmodern bir jeopolitik anlayışın inşa edilmesini gerektiren bir güvenlik yapısının kabulünü gerekli kılıyordu. ABD’nin yeni politikalarında ama küresel bir imparatorluktu fakat haritada görünmeyen, müdahil olduğu ülkelerin farklı renklere bürünmesini sağlayan bir yapıydı.

Irak’ın savaş sonrası dizayn süreci ve Arap Baharı ile son olarak Hazar havzası-Transkafkasya coğrafyası üzerindeki gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, İran-Afganistan-Hazar bölgesinin yeni ring alanı olacağı anlaşılıyor. 11 Eylül’den beri Washington’un Ortadoğu angajmanı, teröristlerin yuvalarını çevrelemek, yok etmek, bölgede ABD’nin çıkarları doğrultusunda güç dengesi sağlamak ve Ortadoğu’nun üç jeostratejik deniz geçiş koridoruna ev sahipliği yapması nedeniyle enerji rezervlerinin kontrolünü sağlamaya yönelikti. Sadece 2018 yılı içinde ABD Ortadoğu’ya yaklaşık 6 milyar dolar değerinde mühimmat desteği sağlamıştı. Bu rakam ABD’nin o yıl içinde toplam silah transferinin yaklaşık yüzde 55’ine denk gelmektedir. Yeni dönemde ABD önceliğini Hint-Pasifik havzası ve Avrupa’ya vermekle kalmayacak, Çin ve Rusya’nın hegemonya alanlarını çevreleme çalışacak.

Çin, ABD’nin dost veya düşmanlarıyla iyi ilişkiler kuruyor

Ulusal egemenliklere saygı gösteren imajını başarıyla tesis eden Çin, ABD’nin bölgesel stratejilerinde en büyük tehdit unsuru. Washington’un dostları veya düşmanlarıyla çok yönlü iş birliğine dayalı ortaklıklar kurmayı başardığını gösteren en önemli gelişmelerden biri, Latin Amerika’da son dönemde yapılan bir araştırmada halkın Çin’e dair “iyi” veya “çok iyi” yaklaşımı göstermeleridir. Diğer taraftan Çin 2004 yılında Arap devletleriyle ortak ekonomik paylaşımlar için “Çin-Arap Devletleri İşbirliği Forumunu” kurarken, son on yıl içerisinde Arap Ortadoğu ülkelerine yaklaşık 130 milyon dolar yatırımda bulundu. Yumuşak gücünü arttıran Pekin yönetimi, Ortadoğu bölgesi çağında 14 adet Konfüçyüs Enstitüsü kurdu.

İran, Çin için neden önemli?

Son büyük ticari anlaşmalar vasıtasıyla Yeni İpek yolu artık ete kemiğe bürünmeye başladı. Hava-kara-deniz-demir İpek Yolları ile birlikte artık dünyanın jeopolitik ve jeoekonomik ağırlık merkezi doğuya doğru kayıyor. Fakat daha önemli mesele artık bölgelerin ayrı ayrı kontrolünden ziyade, geçiş koridorlarının hakimiyetidir. Ayrıca bu güzergahların “köprü başı” olarak tabir edilen coğrafyaların kim tarafından kontrol edileceği son derece hayati. Bu noktada Yeni İpek Yolu, hatta Büyük Avrasya Birliğinin (BAP) en kritik coğrafyası Hazar Havzası-Güney Kafkasya-İran ve Türkiye’dir. Dolayısıyla Çin, Ortadoğu üzerinde gücünü arttırmak üzere İran ile iş birliğine gidiyor ve yeni Hazar denkleminde ben de varım diyerek kendi satranç tahtasını ortaya koyuyor. Çünkü Yeni İpek Yolu’nun güvenliği, Hazar ve Kafkasya coğrafyasından geçiyor.

Son olarak Çin, İran’da askeri üs kurma kararı alarak, ulaşım, enerji, telekomünikasyon gibi başlıklarda iş birliğine gidiyor. İki ülke arasında ortak tatbikatlar ve istihbarat paylaşımı yeni dengeyi belirleyebilir. Dolayısıyla İran’ın üzerinde ağırlığını arttıran Çin ve bölgesel destekçisi Rusya’nın ABD’nin önünde engel teşkil etmesi Büyük Ortadoğu’nun (BOP) başarısızlığı olacak. Çünkü Hazar’dan Fas’a uzanan coğrafyanın bütünü BAP ve BOP’un bilek güreşi sahasıdır. Bu toprakları yöneten, dünya siyasetine yön verecektir.

ABD neden “Kafkas Baharını” isteyebilir?

İran üzerine savaş senaryoları yazanların esas amacı bu gelişmeler ışığında değerlendirildiğinde büyük resimle birlikte çok daha iyi ortaya çıkacaktır. Rusya, İran’da olası bir çatışma ortamına önem olarak savunma hattını Afganistan’a kadar genişletmek zorunda olduğunu biliyor. ABD’nin olası  “Kafkas Baharını” İran üzerinden başlatma stratejisinin arkasında artık Karadeniz’e girebilmek ve kalıcı olmak yatıyor. Hazar havzasında Rusya, Türkiye’nin etkisinin kırılması, Hazar’ın doğusunda bazı sinir uçlarının tetiklenmesiyle ABD’nin BOP’u Karadeniz zaferiyle taçlanabilir. Dolayısıyla her zaman ifade ettiğim Türkiye’nin çevre coğrafyasındaki ülkelerin toprak bütünlüğü, Türkiye’nin ulusal çıkar ve güvenliğini direkt ilgilendirmektedir.

Hülasa

Küresel ve bölgesel türbülanslar, Türkiye’yi yeni askeri aktivizmlere zorladı. Suriye, Irak, Doğu Akdeniz ve Libya denklemlerinde Türkiye, askeri olarak en son müdahil olmasıyla bölge sadece halkının barış ve güvenliği için orada bulunduğu ispatlamıştır. Dünya savaşların tarihidir, barışların değil. Fakat Basra Körfezinde çıkacak bir savaş kıvılcımı, coğrafyayı önü alınamaz bir felaket sürecinin kapısını aralayabilir.