KANDIRMACA MI BU?

Mehtap DEMİR 07 Kas 2021

Son haftalarda ciddiyeti gittikçe artan bir tartışma konusu, İklim krizi.

Son haftalarda ciddiyeti gittikçe artan bir tartışma konusu, İklim krizi. 

Açıkçası uzun bir süredir bu kadar ciddi bir şekilde dünya kamuoyunun önüne gelmesi sevindirici.

Ancak dünya liderleri, sivil toplum kuruluşları, uluslararası küçük-büyük örgütler yıllardır çözümün kıyısına bile yanaşamıyor…

Neden? 

Çünkü her atılan adımın karşılığında daha büyük bir insan-tabiat-yaşam katliamı ile karşılaşıyor dünya. 

“Karbon salınımını engelleyelim” deyip bize yapmamız gerekenler salık veriliyor

Ne diyorlar;  

“Enerji tüketimi: Ulaşım, endüstriyel işlemler, elektrik ve fosil yakıt kullanımı yüksek miktarda enerji tüketimine sebep olur.

Sanayileşme: 20. yüzyılın ortalarından itibaren sanayileşmeyle birlikte karbondioksit salımı kontrolsüz ve çok hızlı bir şekilde arttı ve artmaya devam ediyor.

Hayvancılık: Artan et tüketimiyle birlikte besi hayvanlarının seri üretime geçmiş olması atmosfere fazla miktarda metan gazı salınımına neden olmaktadır.

Atık maddeler: Hangi işlem ya da aktivite sonucu olursa olsun, dünyadaki atık madde miktarı oldukça yüksek bir seviyede. Bu durum aynı zamanda dünyanın doğal kaynaklarına ve yaşam alanlarına da zarar veriyor.

İnsan faaliyetleri: İnsanların günlük hayatlarında birçok işi verimli ve hızlı bir şekilde yapma adına edindikleri alışkanlıklar da karbon ayak izinde büyük bir paya sahip…”

Tamam güzel… 

Karbon salınımını engelleyelim, 

Engelleyelim de

Hadi biz karınca kararınca üstümüze düşeni yaparken iklim krizinin en büyük sebeplerinden biri olan silah sanayindeki büyüme ne olacak?

Her silah insanlığın kalbine saplanan bir kurşundan ibaret değil ki sadece. 

Bir bombanın düştüğü yere, bölgeye, toprağa verdiği zarar sadece insan bedenini yere düşürmüyor, geride kalanların daha sonraki yaşamlarını da yere seriyor.

Mesele bu kadar basit mi? 

“Karbon Ayak İzimizi azaltalım…”

-Nasıl? 

Enerji tasarrufu yapalım

-Nasıl?

Araba kullanmak yerine otobüse binelim

-Nasıl?

Tasarruflu ampul kullanalım

-Nasıl?

Evimizin ısı yalıtımını güçlendirelim.

-Nasıl?

Ağaç dikelim.

Vs… vs…

Elbette ki yapalım.

Ama ben bunları yaparken dışarıdaki devasa dünyanın patronları bomba olup yağıyor.

Bu nasıl olacak?  

Kandırmaca başlığında bir oyun mu bu, 

Çözemiyorum. 

Musk 42 milyon aç insanı kurtarır mı?

Dünyanın patronları demişken, aklıma güzel bir açıklama geldi. 

BM Dünya Gıda Programı Direktörü dedi ki; 

“Musk'ın servetinin sadece yüzde 2'siyle açlık sorunu bitebilir…”

Direktör David Beasley, dünyadaki açlık krizinin çözümü için mesaj gönderdi o patronlara…

Elon Musk’a, 

Jeff Bezos ve Richard Branson'a çağrıda bulundu. 

"Servetlerinizin sadece küçük bir kısmıyla dünyadaki açlık sorununu çözebilirsiniz''

BM raporlarına göre, 

Dünyada şu anda açlıktan ölebilecek 42 milyon insan var. 

Direktör Beasley der ki bu insanların kurtulması için sadece Musk bile yeterli. 

Servetinin yalnızca yüzde 2'sini oluşturan 6 milyar dolarla bu sorun çözülür.

Musk’tan henüz yanıt yok… Diğerlerinden de… Geleceğini sananlar ise yanılıyor. 
Pandemi sürecini bile fırsata çevirip yüz binlerce insanın ölümünü izlerken servetlerine servet katan milyarderler bir de sizin karnınızı mı doyuracak?  

Daha neler…

Yeni AKM…

Taksim'de 75 yıl önce temeli atılmıştı.

Bir sembol o.

Atatürk Kültür Merkezi… 

Uzunca bir süre önce kullanılamaz haldeydi.

Bakımsızlığı, ilgisizliği… Artık bezdirmişti.  

Yenilenmesi bile ideolojik bir saplantı haline getirildi. 

Bir sanat mecrasını, bir sembolü çok fazla kurcaladılar, engelledil er, 

Ancak nihayet yenilendi.

Altyapısı, binlerce kişilik salonları kütüphanesi, çocuk sanat merkezi, sineması, sergi salonu, müzik platformları, kafeleri, restoranları ve tasarım dükkanları… Modern yapısı ile güzel bir kültür-sanat mabedi ortada.

Gelin her şeyi bir kenara bırakın.

Farklı fikirlerimiz olabilir ancak birbirimize teşekkür etmeyi unutmayalım. 

Anlaşılması gereken iki söz:

Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir.   

Mustafa Kemal Atatürk

 

Uygarlık, bir durum değil, bir hareket; bir liman değil, bir yolculuktur.

Arnold Joseph Toynbee