KAZIN AYAĞI

Ekin GÜN 08 Ara 2019

Asıl mesele, herkesin yaşam tarzına ve düşüncesine katılmasak bile olduğu gibi kabul etmek ve kendi fikrimizi başkalarına dayatmamaktan geçer.

Senelerdir savunduğum bir husus var; kutuplaşma kötü bir şey değil, düşünce özgürlüğünün olduğu yerlerde kutuplaşma pek tabii ki olur.

Öte yandan kutuplaşmanın olduğu ülkelerde her türlü fikrin özgürce söylenebildiği de ifade edilebilir.

Çoksesliliği 17 senedir dilediğimizce yaşadığımız Türkiye düşünce özgürlüğü bakımından çok yol aldı.

Önemli olan fikir çatışmasından çekinmek değil, çatışmanın toplumsal uzlaşma zemininde buluşması demokrasiyi kurumsallaştırır.

Eğer fikirlerin çatışması bir düşünceyi dayatmak üzerine kurulu olursa işte o zaman düşünce özgürlüğünden bahsedemeyiz.

Açıkçası 2002 yılına kadar 28 Şubat’ı bize yaşatan zihniyetin başını çektiği anlayış tek tipçiliği dayatmaya çalıştı, bugün o günlere lanet ediyorsak fikirlerimizi özgürce ifade edebildiğimiz, demokrasinin havasını içimize çekebildiğimiz bir ortamı yaşıyoruz demektir.

Asıl mesele, herkesin yaşam tarzına ve düşüncesine katılmasak bile olduğu gibi kabul etmek ve kendi fikrimizi başkalarına dayatmamaktan geçer.

Müzmin muhaliflerin anlamadığı (ya da anlamak istemediği) çağdaşlığın tanımı da budur.

***

Organizasyonunu bir gazetecinin yaptığı konuklar arasında Ekrem İmamoğlu ve Canan Kaftancıoğlu’nun olduğu kaz ziyafeti son günlerde çok tartışılıyor.

Açıkçası ben bu konuda birçok kişinin aksine farklı düşünüyorum, kimin ne yediğine, ne içtiğine kimsenin karışma hakkı yok, afiyet olsun.

Zaten sorun da burada başlıyor, Sözcü yazarı Deniz Zeyrek’in İmamoğlu ve Kaftancıoğlu’nun “şarap değil, su içtiler” savunmasını da anlamam mümkün değil, kimseyi ilgilendirmeyen bir durumun savunması mı olur Allah aşkına?

Bu anlamda bazı muhafazakârları da anlamam mümkün değil, akıllı telefonlarından sofranın fotoğrafını iki parmakla yakınlaştırıp kimin ne içtiğini soruşturmak demokrasiyle bağdaşmıyor, “içecek siyasetine” savrulmak İmamoğlu’nun değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz.

Gelgelelim, AK Parti’ye oy veren herkes muhafazakâr değil, seçmenleri arasında sekülerlerin de olduğu bir kitle partisinden bahsediyoruz nihayetinde.

Böyle bir durumda Ekrem İmamoğlu’nu eleştirirken farklı yaşam tarzına sahip olan seçmenlerini de incitecek konuma gelmek zarar mı verir, fayda mı?

Kararı siz verin.

***

Aynı şekilde şunu da söylemeden edemeyeceğim… Bu sofra AK Partili siyasetçilerin olduğu bir masa olsaydı, tüm müzmin muhalifler “işsizlik şöyle, ekonomi böyle, bunlar ziyafette” diyerek demediğini bırakmayacaklardı.

Hatırlayın, başörtülü bir kadının kimseyi ilgilendirmeyen Bebek Mevlidi’ni yerden yere vuranlar da bu tayfa değil miydi?

Kendileri yapınca normal, kendinden başka düşünceye sahip olanlar yapınca “şatafat” diyerek linç etmek ne kadar doğru?

Başka bir açıdan, Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, Ekrem İmamoğlu ve Canan Kaftancıoğlu ile aynı masada buluşunca “objektif gazeteci” oluyor ama AK Parti’yi savunan bir gazeteci AK Partili siyasetçilerle böyle bir masa etrafında buluşsaydı “yandaş” sıfatlarına maruz kalacaktı.

2020’ye ramak kala bunları konuşmak bile acı veriyor.

Artık asıl modernliğin bir yaşam tarzının başka bir yaşam tarzına tahakküm kurmaması anlamına geldiğini öğrenmemiz gerekmiyor mu?