"KILAVUZUMUZ BİLİM OLACAKTIR…"

Mehtap DEMİR 31 Eki 2021

Unutmak temelimize saygısızlık olur.

Hatırlayalım… Hatırlayalım… Hatırlayalım…

Unutmak temelimize saygısızlık olur.

Osmanlı’dan günümüze gelişen mazimizi taçlandırdığımız bir 29 Ekim’i daha geride bıraktık.

Ama geride bırakmayalım,

Yani unutmayalım.

Hatta unutturmayalım…

Tekrarlayalım

*****

Nedir Cumhuriyet:

Halk egemenliğidir…

Halk egemenliği nedir?

J.J Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi” adlı kitabında özetlenir:

“Devlet on bin yurttaştan oluşuyor diyelim… Buna göre, egemen varlığın uyruğa oranı, on binin bire oranı gibidir. Yani devletin her üyesinin payına, egemen yetkenin onda biri düşmektedir”

Atatürk'ün cumhuriyetçilik ilkesi, halk egemenliğini tam olarak işaret eder…

Sonra Tam Bağımsızlık…

Milletin onurlu bir biçimde yaşaması esastır.

“Yabancı bir devletin koruma ve desteğini kabul etmek, bağımsızlıktan yoksun olmak demek, diğer devletler karşısında uşak durumuna düşmektir…”

Atatürk'ün cumhuriyetçiliğinde "ya bağımsızlık, ya ölüm" temel ilkedir.

Ardından Ulusal Bütünlük…

Ulusal bütünlük halk egemenliği ve tam bağımsızlık anlayışının doğal sonucu olur…

Temel belgemiz Misak-ı Milli…

Milli sınırlar içinde, kendi gücüne dayanarak varlığını korumak, ülkenin mutluluğuna çalışmak anlamı taşır.

Atatürk milliyetçiliğinin karşı olduğu durumlar ise bölücülük, adaletsizlik, baskı, yasadışılık, eşitsizliktir…

Ya sonra?

Çağdaşlaşma

Ne anlama geliyor…

Bakın Mustafa Kemal’in iki ayrı konuşması ile özetleyelim:

Kurtuluş Savaşı zaferinden tam 3 ay sonra Bursa’da öğretmenlere sesleniyor:

“Gözlerimizi kapayıp soyut yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünyayla ilgisiz yaşayamayız. Tersine ileri, uygar bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız. Bu yaşantı ancak bilimle olur. Bilim neredeyse oradan alacağız ve her ulus bireyinin kafasına koyacağız. Bilim için bağıl ve koşul yoktur. Ulusumuzun siyasal ve toplumsal yaşamında, ulusumuzun düşünsel eğitiminde de kılavuzumuz bilim olacaktır”

1924 yılında ise bu kez Samsun’da öğretmenlere seslenir:

 “Dünyada her şey için, uygarlık için, yaşam için, başarı için, en gerçek yol gösterici bilimdir. Bilimin dışında yol gösterici aramak aymazlıktır, bilgisizliktir, sapkınlıktır. Yalnız, bilimin yaşadığımız her dakikadaki evrelerinin gelişimini algılamak ve ilerleyişini zamanla izlemek koşuldur. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki bilim dilinin çizdiği ilkeleri, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette bilimin içinde bulunmak değildir.”

Belki de en önemlisi gelir “çağdaşlık”tan sonra,

O da Laiklik…

Devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan bir prensip.

Mustafa Kemal şöyle anlatıyor:

“Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir…”

“…Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, İlerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz…”

“…Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur…”

Ve

Barışçıl olmak,

Temel ilkelerimizden…

Tüm ulusları insanlığın birer parçası olarak görmek, ayrım yapmadan saygı göstermek…

"…Bugün dünya milletleri aşağı yukarı akraba olmuşlardır ve olmakla meşguldürler. Bu itibarla insan mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar, bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa, bütün dünya milletlerinin saadetine hâdim olmağa elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Çünkü dünya milletlerinin saadetine çalışmak diğer bir yoldan kendi huzur ve saadetini temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında sükun, vuzuh ve iyi geçim olmazsa bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan mahrumdur…”

Diyor,

Mustafa Kemal…

Türkiye’nin Doğu ile Batı arasındaki bu ayrıcalıklı ilkeleri, hem demokratik ve laik

Hem de Müslüman bir ülke olarak “model devlet” olma konumu, öylesine özel bir konumdur ki bu yüzden yıllardır başımızı kaldırmamız istenmez…

Rousseau’dan bir yorum…

“Ancak toplum bağları gevşemeye, devlet gücünü yitirmeye, özel çıkarlar kendini duyurmaya, küçük toplumlar da büyükleri etkilemeye başladı mı, ortak yarar değişikliğe uğrar ve bir takım muhalifler çıkar ortaya. Artık oy birliği diye bir şey kalmaz, genel istem de herkesin istemi olmaktan çıkar. Tartışmalar baş gösterir. En iyi düşünce bile çekişmesiz, gürültüsüz kabul edilemez olur. Gizli etkenlerin güttüğü insanlar sanki devlet yokmuş, hiç de var olmamış gibi artık bir yurttaş olarak düşüncelerini ileri süremez. Özel çıkarlardan başka amaçları olmayan bir takım haksız kararları yasa diye benimserler…”

Benzer sözler…

“Devlet adalet üzerine inşa edilir...”

Kanuni Sultan Süleyman

“Devletin hazinesi adalettir…”

Konfüçyüs