KILIÇDAROĞLU'NUN PARTİSİ BAŞSAĞLIĞI BİLE DİLEMEDİ!

ARZU ERDOĞRAL 21 Ağu 2019

Kimsenin keyfine diyecek sözümüz yok ama halen ülkemizde şehit verilirken isterdik ki PKK terör örgütü lanetlensin, hep birlikte kınansın.

Ne buluşma ama!

Neşe içerisinde, gülücükler, gülücükler…

Kimsenin keyfine diyecek sözümüz yok ama halen ülkemizde şehit verilirken isterdik ki PKK terör örgütü lanetlensin, hep birlikte kınansın.

Ama CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu ve Selahattin Demirtaş'ın eşi Başak Demirtaş ile kız kardeşi Aygün Demirtaş buluşmasında böyle bir şey olmadı.

Buluşmada Başak Demirtaş’ın doğum günü için pasta kesildi. Dilek İmamoğlu, Başak hanıma bir fular hediye etti. Sonrasında ise bir takım mesajlar verildi.

Başak Demirtaş “Biz kadınlar birbirimizi iyi anlayabiliriz.” derken Yasin’in, Eren’in ve şehit annelerinin acısını ne kadar anladı?

Hak ve hukuktan bahsederken PKK’nın çaldığı hayatlar hiç aklına geldi mi?

Buluşmaya ev sahipliği yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu , “Başak Hanım’ın da belirttiği gibi derin kutuplaşma var” derken terör örgütüyle ve destekçileri ile mi bu milletin kaynaşmasını bekliyordu acaba!

Selvi hanım, Selahattin Demirtaş’ın hangi insani yönlerini seviyordu mesela!

Oğlunun şehit ailelerine de selamı var mıydı?

Dilek İmamoğlu, Başak Demirtaş’a hitaben “Bir daha ki doğum gününü umut ederim eşiyle birlikte gönlünce kutlar” temennisinde bulunurken evladını şehit veren annelerin bundan sonra çocuklarıyla hiçbir zaman doğum günü kutlayamayacağını da aklına getirdi mi?

Bu ziyareti şehit Eren’in annesi Ayşe Bülbül ile şehit Yasin’in annesi Hatice Börü’ye de sordum.

Eren’in annesi Ayşe Bülbül, “onların görüşmeleri beni bağlamaz ama benim yavrum şehit olduktan sonra Kılıçdaroğlu’nun partisinden bana niye hiç gelmediler, niye hiç yanaşmadılar? Ben parti ayrımı yapmadım, benden uzak durmalarının amacı neydi? Hiçbir Allah’ın kulu telefon açıp da ‘başın sağ olsun, biz de üzgünüz’ demedi. Bırakın Kılıçdaroğlu’nu, partisini tutan köyden bile gelmediler. Ne bir milletvekili ne bir kimse. Cumhurbaşkanı benim yanıma geldi. Kılıçdaroğlu gelseydi onu geri mi çevirecektim? Bir şehit annesi olarak bana kim gelirse gelsin ben onları karşılamak zorundaydım. Benim oğlum şehit olduğunda hiçbir partinin elinden oldu demedim. Gelselerdi memnun olurdum. Benim yavrumun günahı neydi? Şehit olduğu gün ayağında yırtık çorap vardı, karnı açtı. Sırtında babasının kazağı vardı. Yavrumun giymeye elbisesi bile yoktu. Çöplerden ekmek alıp yerdi. Haberlerde kulağımla duydum Kılıçdaroğlu da oradaydı Akşener de orada, bir kadın onların yanında dedi ki, ‘31 Mart seçimlerinde PKK dağdan insin de gelsin bize oy versin.’ Gelip benim oyumu alsalardı, onların oyunu konuşmasalardı. Hiç böyle bir şey olur mu? Ben iki yıldır ne yedim karnımı doyurdum, ne yattım sırtımı rahat ettirdim. Ben yavruma kavuşmayı istiyorum. Artık iki yıldan sonra gelen olursa da asla kabul etmem. Şimdiden sonra bir ana olarak tepki gösteririm. “ şeklinde duygularını dile getirdi.

Yasin’in annesi Hatice Börü ise “Zaten hep beraberdiler, aynı zihniyete sahipler, bizim yanımızda olmadılar, her zaman dışladılar, bugüne kadar da ne arayıp ne de sordular. Bu nedenle bir hayal kırıklığı yaşamadım, onlardan da bunu beklerim.” dedi.  Anne Börü, “Peki sizi aramalarını ister miydiniz?” sorusuna ise “insan olarak isterdim ama biliyorum ki aramayacaklar o nedenle böyle bir beklenti içerisine hiçbir zaman girmedim. Eğer vicdanları olsaydı onlarla yan yana durmazlardı ve gitmezlerdi.  Hadi kendimizi geçtim, PKK tarafından o kadar insan katledildi, asker, polis ailelerinin hiç mi hatırı yok, hiç mi değeri yok! Vicdanları hiç mi sızlamıyor? Tutsak bayram kutladık diyorlar, bizim çocuğumuz hiç yanımızda değil, yaşamıyor, vahşice katledildi. Onlar yine yaşıyorlar, yiyip içiyorlar. Sadece dört duvar arasındalar, aileleri gidiyor yanlarına” sözleri ile cevap verdi.

Evlat acısı içlerine işleyen iki şehit annesinin duyguları çok şey anlatıyor.

Anlayana…

Doğru ya hanımlar, siz onları niye hiç ziyaret etmediniz?