KİMSE KUSURA BAKMASIN AMA UZAKTAN EĞİTİMDE BÜYÜK ÇUVALLADIK

Micheal KUYUCU 10 Eki 2020

Bu Kovid-19 hepimizin hayatını çok olumsuz etkiledi.

Her şey Wuhan’dan çıkan bir virüsle başladı. Bin sene düşünsek hiçbirimizin aklına gelmeyecek bir sene yaşadık ve yaşıyoruz. Gözüken o ki daha da yaşamaya devam edeceğiz. Kim derdi ki taaa Çin’den bir virüs çıkacak, dünyayı saracak, insanlığın sağlığını tehdit ettiği gibi, yaşam standardını da mahvedecek. Bu Kovid-19 hepimizin hayatını çok olumsuz etkiledi. Ciddi ciddi dağıldık. Sektörler alt üst oldu, ekonomi alt üst oldu vs vs vs . Bundan herkes payına düşeni çekti. Bu beladan en mağdur olan sektörlerden biri de eğitim sektörü oldu.

Bin yıl düşünsek aklımıza gelmezdi

Benim en çok desteklediğim konu uzaktan eğitim konusuydu. O kadar savunuyordum ki uzaktan eğitim konusunu, bir gün kampüslerin, okulların bile gereksiz olacağını bile düşünüyordum. 2020 yılının Mart ayında ülkemizde de kendisini gösteren bu virüs yüzünden tüm Türkiye apar topar ilkokuldan üniversiteye kadarki tüm eğitim evrelerini uzaktan eğitimle yapmaya başladı. Paldır küldür dersler başladı. İlk ve orta eğitim EBA ile yüksek öğretim ise üniversitelerin kendi sistemleri ile derslere başladı. Yüz sene düşünseydim televizyonun tekrar eğitim amaçlı kullanılacağı aklıma gelmezdi. Derslerin başlaması ile bitmesi bir oldu. Bir yandan can havli diğer yandan eğitim verme kaygısı ile  günler geçti ve eğitim dönemi bitti.

Kabus geri döndü

2020 yazı normalleşme geyikleri ile geçti. Dersler yüz yüze mi olacak, uzaktan mı olacak derken. Lanet virüsten kurtulamadık ve Eylül ayı ile beraber kabus yine başladı. Kabus diyorum çünkü uzaktan eğitim hem öğrenciler için hem de eğitmenler için bir kabusa dönüştü. İlkokullar açılsın, açılmasın geyikleri ile geçti tüm yaz. Dersler yine uzaktan başladı. Herkes elinden geleni yaptı ama olmadı. Çok ciddi aksaklıklar yaşandı. İlk ve orta okullarda milyonlarca gencin internet üzerinden eğitim alması güzel bir şeydi ama internet alt yapıları buna yetmedi. Evinde internet olmayanları saymıyorum bile. Belki büyük şehirler için bu komik ama herkesin evinde bilgisayar ve internet yok. Biz daha o kadar zengin bir ülke olamadık maalesef. Ama burada Sağlık Bakanlığının hakkını vermek lazım, televizyonu da kullandı ve bu kitleye yardımcı oldu.

İlk ve orta okullar bu “uzaktan eğitim” mevzusunu az hata ile kıvırıyor belki ama yüksek öğretim kurumları bu işi kıvıramıyor. Üniversiteler de bu yıl ekim ayında eğitimlerine uzaktan başladılar. İlk eğitim haftası hemen hemen tüm üniversitelerde büyük fiyaskolar yaşandı. Her üniversite bir dijital eğitim hizmet alt yapısı kurdu. Kimisi yurt dışından kiraladı, kimisi kendi yazılımını yazdırdı.. Herkes bir şey yaptı ama hiçkimse bir şey yapamadı. İlk hafta tüm üniversitelerde ciddi aksaklıklar yaşandı. İnternet bağlantıları kesildi, mikrofonlar açılmadı, kameralar açılmadı, dersler sistemde gözükmedi... Bir ton aksaklıkla geçti ilk eğitim haftası. Türkiye’nin dört bir yanından eleştiriler topladım. Herkes mutsuz, herkes memnuniyetsiz., herkes bıkkın. Buna ben de dahilim.

Bu hızlı tanışma iyi olmadı

Uzaktan eğitim için çok erken bir dönemdi 2020. Zaten Kovid-19 olmasaydı buna makkum olmayacaktık. Ama bu hızlı tanışma iyi olmadı. Geleceğin eğitim modelinden soğuduk hepimiz. Ben kendi adıma söylemeyeyim hiç zevk almadım uzaktan eğitimden ders vermekten. “Gelecekte okul binaları ve kampsüler kapanacak” diyen bana bile ders oldu bu. Hiçbir iletişim türü yüz yüze iletişimin yerini alamıyormuş. Hele mevcut teknolojik koşullarda asla.

Uzaktan eğitimde yok yok

Uzaktan eğitimde interaktiflik yok, olsa da donan ekranlarda, gelmeyen seslerle, kötü görüntülerle işin tadı kaçıyor.

Uzaktan eğitimde derslerin sürelerinin uzun olması çok saçma. Bugün bırakın gençleri, benim kuşak bile bir ekrana 15-20 dakikadan fazla bakamıyor. Bazı üniversiteler dersleri 2x45 dakika yapmak istedi. Süreler arasında bir standart yakalanamadı. Kimseyi ama kimseyi uzaktan eğitimde iki adet 45 dakika kadar bir süre boyunca ekranda tutamazsınız. En çok izlenen dizi bile 90 dakika ve onlarda bile en az dört, beş kez ara veriliyor. Siz bir dersi neden bu kadar demode bir yöntemle yaparsınız bilemem.

Uzaktan eğitimde öğrenci ile öğretmenin beden dili tamamen pasifleşiyor. Robota dönüyor herkes. Kötü kameralardan cıvık cıvık bir görüntü eşliğinde size bir şeyler anlatmaya çalışan birini görüyorsunuz. Sıkıcının da ötesinde. Kimse kusura bakmasın ama herkesinde evinde Apple yok ki full HD görüntü izleyelim.

Uzaktan eğitimde öğretmen robotlaşıyor demiştim. Mesela ben sohbet ederek, soru sorarak, yaşayarak ve yaşatarak dersi anlatmayı seven biriyim. Böyle olunca benim içinde öğrenci içinde yüz yüze derslerde zaman daha çabuk akıp gidiyordu.  Sabit kafalı bir hoca iseniz, yani önünüze bir slayt veya bir ders notu alıp, 1960 model ders anlatan hocalar için iyi bir yöntem uzaktan eğitim. Ama işe uygulama veya biraz lezzet katmak isteyen hocalar için kötü.

Biz Kovid-19 yüzünden uzaktan eğitime pat diye girdik, evet mecburduk. Yapacak bir şey yoktu. Uzaktan eğitim vermek için eğitimcilerin özel bir eğitim alması da lazımdı. Teknoloji eğitiminden tutun da padagojik eğitime kadar. Bu hocalar nasıl ders işlemeli? Ders notları nasıl hazırlanmalı? Multimedya kullanımını nasıl yapmalı? Bunun gibi bir ton soru cevap bekliyor.

Uzaktan eğitimde uygulama da hayal oldu. Zaten uygulama dersleri üniversitelerde hayal gibiydi. Zeki Müren’in şarkısında dediği gibi “Hiç ayrılmayız derken, kavuşmak hayal oldu”. Uygulama zaten yoktu, artık hiç yok.

Kimsenin gündeme getirmediği ya da getirmekten çekindiği bir şey daha var: Uzaktan eğitimde akademisyenlerin de, öğretmenlerin de iş yükü arttı. Bir dersin hazırlık süresi işini hakkı ile yapanlar için arttı ama  o hocaların geliri değişmedi.

Mimik yok, sohbet yok, paylaşım yok. Yok babam yok. Sıkıcının da ötesinde.

Bunun nedeni uzaktan eğitim modelinin yetersizliği değil. Bunun asıl nedeni Türkiye’de uygulanan uzaktan eğitim modelinin teknolojik yetersizliklerinden dolayı.

Gönül isterdi ki herkeste fiber hızlı internet olsun. HD kameralı bilgisayarlar olsun. İyi ses iletebilen bilgisayarlar olsun.  En önemlisi ise profesyonel kurgulanmış ara yüzler ve yazılımlar olsun. Bunların yetersiz olduğu bir ekonomik ve teknolojikortamda uzaktan eğitimin mükemmel olması imkansız.

Yavaş yavaş yüz yüze eğitim başlamalı

Bu konu bu kış da öyle gidecek gibi. Sağlık Bakanı işin psikolojik ve ekonomik boyutunu da düşünüp 12 Ekimde kısmi yüzyüze eğitime olanak verdi. Bu çok doğru bir karar. Diğer yaşlarında yavaş yavaş yüz yüze eğitime başlaması lazım. Bunun kantincisi var, kitapçısı var, serviscisi var, var da babam var. Binlerce kişinin ekonomisi alt üst oldu. Bu da önemli bir faktör. Bu aileler Kovid’den ölmez belki ama açlıktan ölebilir.

YÖK’ün de üniversitelere el atması lazım. Özellikle para ile eğitim veren üniversitelerin uzaktan eğitim standardına bir kalite standardı getirmesi lazım. Bu iş öyle açılmayan kameralarlar olmaz. Bu geleceğin eğitim yöntemi, madem ki erken başladık bari düzeltelim ve geleceğe hızlı gidelim. Bu şekilde olmaz. Ben mevcut teknolojik şartlarda yapılan uzaktan eğitimden zerre zevk almadım. Hatta aksine sıkıldım. Çocuklar da sıkıldı. Oflarla pofllarla geçiyor dersler. Bunu üniversiteler de biliyor, akademisyenler de. Ama herkes idare modunda. Eğitim idare ile yürümez. Eğitimde harcanan her bir dakikanın bile önemi vardır. Yüksek öğretim kurumları orada burada “biz başardık, ettik” diye hava basıyor. Kimse kusura bakmasın ama yüzde 80’ni bu işte çuvalladı.

Hadise bir kez daha dünyaya adını duyurdu

'Küçük Bir Yol’ adlı şarkısının tanıtımında giydiği Valentino imzalı elbisesiyle dikkatleri üzerine çeken Hadise’ye markadan jest geldi.

Tarihinde ilk kez Türk bir sanatçıyla çalışan dünyaca ünlü modaevi, resmi instagram sayfasında, Hadise’nin kreatif danışmanlığını İnan Kırdemir’in yaptığı ve fotoğrafçı Emre Ünal’ın fotoğrafladığı single kapağından kareleri paylaşarak takipçilerine sürpriz yaptı. Valentino’nun bu paylaşımı dakikalar içinde on binlerce beğeni ve yüzlerce yorum aldı. ValentinoNewsstand hashtag’iyle duyurulan paylaşımlarda modaevinin birlikte çalıştığı Lizzo, Sarah Paulson, Christina Aguilera gibi dünya yıldızları da yer alıyor. Bunlara Hadise’nin de eklenmesi çok güzel bir olay. Yıllardır odaklandığım bir konu var. Türk sanatçısı Avrupa’da yok. Dünyada yok! Bu benim takıntım oldu. Ben artık Türk sanatçısını dünyada görmek istiyorum. Hadise’nin bu başarısı bu açıdan çok anlamlı ve alkışlanması gereken bir başarı.

Eğitimden bir kare sergisi ANKAmall’de

Eğitim-Bir-Sen tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen ‘Eğitimden Bir Kare’ Fotoğraf Sergisi, Başkentin en gözde alışveriş merkezlerinden ANKAmall’da sanatseverlerin ilgisine sunuldu. Sergide, 815 katılımcının gönderdiği 2 bin 460 fotoğraf arasında gerçekleşen yarışma sonunda dereceye giren ve sergilenmeye hak kazanan fotoğraflar yer alıyor. Muğla’dan ‘”Gamze de okula gitsin diye” fotoğrafıyla birinci olan Osman Akça’nın, Aydın’dan “Sevgi” fotoğrafıyla ikinci olan Mehmet Karcıdağ’ın ve İstanbul’dan “Eğitim izi” fotoğrafıyla üçüncü olan Adem Tayfun Eser’in eserlerinin yanında Türkiye’nin dört bir yanından katılan eserler Başkentlilerle buluşuyor. 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nde kapılarını açan sergi, 16 Ekim tarihine kadar ANKAmall’da sergilenecek. Bu vesile ile tüm öğretmenlerin Dünya Öğretmenler Gününü de bir kez daha kutlu olsun.

Patiler için daha iyi bir dünya

Whiskas Türkiye bu sene 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde, veteriner hekimi ve gönüllüleriyle birlikte yola çıkıp İstanbul’daki 16 lokasyonu 5 gün boyunca gezerek yüzlerce noktada sokak kedilerini besledi. Rotanın son gününde de Göktürk Hayvanseverler Derneği Barınağı’nı ziyaret ederek buradaki tüm hayvan dostları mutlu etti. “Patiler için daha iyi bir dünya” söylemiyle yola çıkan gezici araç Patibüs, hayvanseverlerden oluşan “Pati Gönüllüleri” ekibiyle soğuk günler gelmeden olabildiğince çok hayvanın yaşam şartlarını yükseltmeyi ve örnek bir projeyle bu iyilik hareketini yaygınlaştırmayı amaçladı. Bravo Whiskas’a. Geçen haftada yazdım dünya hayvanlar günü değerli bir gün ama hayvanlaşan insanların umurunda bile olmadı. İyi ki bu tarz bir kaç etkinlik yapıldı da günü hatırladık.

Ebrı Yaşar’ın okulu ay sonu açılıyor

Ebru Yaşar ve eşi Necat Gülseven eğitime destek olmak için hayırlı bir işe girmiş. Duyunca hoşuma gitti. Çift, Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde evlerinden uzaktaki okula gitmek için saatlerce yürüyen öğrenciler için bir okul kurdu. Nüfusun en kalabalık olduğu Sanayi Mahallesi'nde yaptırdıkları okul Ebru Yaşar'ın adını taşıyor. 12 derslikli okul, 31 Ekim'de kapılarını öğrencilere açacak. Hayır yapmanın da nostalji olduğu bir dönemde böyle bir şeyi duymak çok güzel. Bu memlekette her parası olan bir okul veya bir basit hastane yaptırsa bu ülkenin eğitim ve sağlık sorunu toptan çözülür.