KİMSİN SEN?

Her zamanki gibi, İsveç bilim adamları araştırma yapıyor..

Adamların ülke dertleri yok, itiş kakışları yok, tuzları kuru ha bire araştırma yapıyorlar, adeta laboratuvarda yaşıyorlar.

Very bilimcisi Seth Stephans Davidowitz, insanların internette bilgi ararken geride bıraktıkları izlerin peşine düşüyor.

Sonuç, şaşırtıcı ve sarsıcı.

Durum felaket.

Bunun üzerine.

Araştırma sonucunda, "Internet ve Gerçek Yüzümüz" diye bir kitap çıkarıyor.

Dünyada durum felaket.

Adam bir de bizim ülkede araştırma yapsa, laboratuvarı patlayacak.

Gerçek yüzümüz o kadar kayıpta ki, yüzü arayan kim, yüzü soran kim.

Bize ne faydası olacak hiç emin de değilim.

Ucu bucağı kaçmış haldeyiz.

İnsanlar internette bilgi ararken, çok acayip, çok şaşırtıcı sonuçlar bırakıyormuş.

İnanılmaz şeyler arıyorlarmış.

İnsanlar, doktorlara, psikologlara, ailelerine, anket şirketlerine, sevgililerine, karılarına, kocalarına, hatta kendilerine bile acayip yalan söylüyorlarmış.

Seth, internet üzerinden araştırma yap, arama verilerine bak, böylelikle o kişi kim, tüm gerçekliğine ulaş diyor.

"Kimse sandığımız kişi değil", diyor.

"Hatta kendimiz bile değil", diyor.

Var arkadaş.

Durum bu kadar vahim mi?

Yandık, hapı yuttuk, yalan dünya, yalancı insanlar..

Bir araştırma yapıyor.

Kadın kocasına aşık, sarmaş dolaş fotolar, paylaşımlar falan, her şey yolunda.

Kadının arama verilerine bakıyorlar.

_Kocam gay mi?

_Kocam beni aldatıyor mu?

_Kocam alkolik mi?

Diye, internette arıyor kadın?

Arkadaşlarına, aman bakın hayatım ne kadar güzel, böbürlenmesi yap.

Sonra, kocam gay mi diye arama yap.

Bizde de durum şöyle.

Deniz, güneş, kumsal ayaklarının fotoları çek, hatta arada salla videosunu çek.

Yemek masaları fotoları paylaş.

Arabada hep şarkı şöyle, aman dudaklarını yakından çek.

Boynunu kıvır ara ara.

Emojiler falan.

Herkese can dostum falan yaz.

Arada, ona buna ayar çek.

Aslında.

Bizde.

İnternette arama motoruna bakmaya gerek yok.

Biz anlarız Sayın Seth.

Gerçek dünya.

BİM kasa kuyruğuna gir, haftalık ucuz indirimleri kovala.

Yani lafın özü.

Herkese kızgın ve kasa kuyrukları falan.

Tatlişler.

Funda'ya takılanlar..

... Instagram’da, uzunca bir zamandır, pat diye önüme düşüyor.

Sponsorlu reklam.

Mecburen önüne geliyor.

Çay reklamı bu..

Bilmem şu kadar zamanda, bilmem şu kadar kilo verdiriyor.

Ünlülere reklam yaptırıyor.

Hepsi de, ben bildim bileli zayıf.

Zayıflatıcı bir çay satan şirket, ne kadar çok parası var, diyorum.

Gonca Vuslateri.

Bildim bileli bu kadın da zayıf, incecik.

Eline almış, sempatik, şakacı, çok doğal bir kadın ya, kendi üslubuna uygun tanıtım yapıyor.

Bu çay ile kilo vermiş.

Pes diyorum.

Soruyorum.

Zaten zayıfsın be kadın.

Koca iki sezon, "Anne" diye bir dizide önemli bir rolde oynadın.

Çok iyi paralar kazandın.

Çok da iyi bir oyuncusun.

Valla, kimsenin parasını, pulunu hiç merak etmem.

Ama bunu çok merak ettim.

Mesela, bu tanıtım için kaç lira aldın da, Instagram’da reklam sayfasına girdin.

Bence hiç inandırıcı olmamış.

Bence hiç değmedi.

Bence hiç olmadı.

Maalesef.

Oyunculuk prestijin, bende yerle bir oldu, kayboldu tatlım.

... Magazin TV programları, ünlülerin, özellikle de kadınların eski ve yeni halini kıyaslıyorlar..

Bence ayıp ediyorlar..

Yani, sen eskiden pek çirkinmişsin, bak yeni haline.

Ayyy bunlara ne olmuş, bizim hiç mi doğal güzelimiz yok dedirtmek istiyorlar.

Her yanına estetik yaptırmışsın, tam estetik güzelisin demek istiyorlar.

İşte ünlülerin yakılacak fotoğrafları, diye anons ediyorlar.

Kimin eski, ergen, genç kızlık hali, yeni haline benziyor ki..

Onlarınki benzesin.

Ergenlik halinde, hiç kimsenin ağzı burnu daha yerine oturmaz ki.

Kaslar ip, saçlar henüz şekilsiz, eh dişler üst üste.

Çok da önemli, çok da dert değil, kayda değer birşey değil, ama.

Bence saat doldurmak için.

Gereksiz.