KİTAPÇININ ÖLÜMÜ

Küçük bir kasabadan çıktı, okuması gerekiyordu ve okudu.

Hem de dünyanın en iyi üniversitesinde. Arkadaşlarından birçoğu dünyanın geleceğinde söz sahibi almak için didinirken amcasının vefat haberini aldı ve kasabaya döndü. Kasaba büyük şehirden uzakta neredeyse unutulmuş bir nokta gibiydi harita üzerinde. Amcasından kalan eski ev ona fısıldadı. Öğrendiklerini kasabaya döndürmeliydi, kim ne der diye düşünmeden kolları sıvadı. Uzaklara başka diyarlara gitti ve kapatılan kütüphanelerden boşa çıkan kitapları büyük sandıklara yükleyip kasabaya gönderdi. Sonra kendisi de döndü kasabaya ve dünyanın en büyük ikinci el kitapçısını açmaya koyuldu. Mantıklı bir karar değildi, şehirlerde bile kitapçılar birer ikişer kepenkleri kapatıp üniversitelerin yamacında hayat savaşı veriyordu. Gerçekten de mantıklı değildi tercih edilen yol ama inat ve tutku iki yakın arkadaştılar. Kiralar ucuz hayat nispeten kolaydı ve kendi yağında kavrulup gitti. Zaman geçti ve namı yayılmaya başladı. Köyün ve adamın namı yayılıyordu kulaktan kulağa. Bu kitapçıyı görmek için kasabaya gelenler arttıkça etrafta birer ikişer kitapçı daha açılmaya başladı. Sonra? Sonra dünyanın en büyük kitapçı köyüne dönüşüverdi kasaba. Kitapseverler kendilerine entelektüel bir vaha kuran bu adamı sevmişlerdi. Bürokrasiyi aşamadığı zamanlarda pes etmeyi düşünmedi, aksine bağımsızlığını ilan edip daha fazla kişinin ilgisini çekti. Kasaba şenlenmiş ve tüm dünyada tanınır hale gelmişti. Adam bundan memnundu. Yanında çalışanlar kendi kitapçılarını açtı ve onları başkaları takip etti. Bazılarının birden fazla kitapçısı bile vardı. Belki çok büyük paralar kazanmıyorlardı ama zengin bir hayatları olmuştu. Taşranın sıkıcılığı yerini kitapların gizemli dünyasına bırakmıştı. Sonra işler daha da şenlendi: Birileri festival düzenlemeye karar verdi. Derken kasaba nüfusunun 20 katı kadar turistle dolup taştı. Kitapları seven herkesin kendinden parçalar bulduğu kocaman bir hikayeye dönüştü.

Tüm bu anlattıklarım bir Mustafa Kutlu hikayesine benziyor olabilir ama değil. Bir hikaye ama kurgu değil, gerçek. İngiltere’nin Galler’le sınırındaki Wye nehri yanındaki Hay kasabasında yaşanan bir hikaye. Kahramanı ise Richard Booth. Bu sıra dışı adam tüm dünyanın imrenerek dinlediği güzel bir hikayenin kahramanı oldu ve dünya üzerinde birçok kitap köyünün kuruluşuna ilham kaynağı oldu. 1938 yılında başlayan hayatı 2019 yılının 19 Ağustos günü sona erdi. Meraklı bir gezgin olarak Galler’in bu sıra dışı köyünü iki defa ziyaret imkanım oldu. İlham veren bu örneği anlamak, kavramak ve elbette Türkiye’de vücut bulmasını sağlamaktı amacım. Vazgeçmiş de değilim. Çünkü kitapların ekildiği toprakların düşüncelerin filizlendiği cennet köşelerine dönüşeceğine inanıyorum. Richard Booth bize hayalle başlayan istikrarlı bir gayretin nasıl güzel sonuçlar vereceğini gösterdi ve bu dünyadaki süresini tamamlayıp aramızdan ayrıldı. Ama kitapla dolu bir köy düşüncesi yaşamaya devam ediyor. Galler’e yolu düşenlerin Hay-on-Wye kasabasına uğramasını tavsiye ederim. Eminim Richard Booth düşünceleriyle ilham verici düşünceler fısıldayacaktır.