KORKU VE TİTREME

Mavi ÇINAR 20 Ağu 2018

İslam'ın ruhuma üflediği serinliğin esintisi ile yeni tanışıyor iken ve henüz ateşten bir zeminde iken diğer ayağım, bir Hristiyan'dan teslimiyetin felsefesini dinlemenin şaşkınlığı ve keyfidir bu kitap benim için.

“Hizmetkarın sadakati, efendinin hizmetkara mahkumiyetini hazırlar.”              

S. Kierkegaard                              

(Korku Ve Titreme)

İslam’ın ruhuma üflediği serinliğin esintisi ile yeni tanışıyor iken ve henüz ateşten bir zeminde iken diğer ayağım, bir Hristiyan’dan teslimiyetin felsefesini dinlemenin şaşkınlığı ve keyfidir bu kitap benim için.

Hak inanç dairesinde olan düşünürün “öyle desek yanlış mı anlaşılır ki” diyerek diyemediğini, ferah ferah söyleyen filozofun, boğulup dibe vurduğu ve oradan sıçradığı “aşkın” imandır. Metafor ve mecazları yakalayabildiğin yerde satırlar açılır, açılır, açılır…

Danimarkalı ve Almanca yazmadığından geç keşfedilmiş bir Hristiyan filozof, ”imanın babası” İbrahim’i objektif değerlendirebilen; en öz algısına kavuşturan kişi olarak geçer düşünce haritasına. Hegel’i, İbrahim’den beslediği teslimiyetten devşirdiği bireysel ahlakla yıkar. “Korku Ve Titreme”, varoluşçuluğun büyük babasının 30. yaşının; Regine Olsen aşkından iki yıl sonrasının, ölümünden 12 yıl öncesinin dehasıdır.

Eser dikte değil bir tartışma açmak derdindedir.

Hikayeyi bildiği varsayılanlara, düzeltmeler bırakır ilerlerken;

“İMAN’IN BABASI”

Yazar, mevcut hikayenin algısının, “imanın babası” İbrahim’in imanını yeterince vurgulanamadığını söyler. Sınavı geçen İbrahim’in derdindedir. Ve imanın sadakat algısındadır “Beni yüce yapan bana olan şey değil benim yaptığımdır…” derken.

İbrahim’in hikayesini dört farklı sonuçla yazar. Tanrı’nın kendisinden oğlunu kurban etmesini istemesine kadar hikaye bildiğimiz şeklini korur. Sonrasında; İbrahim’in, oğluna, Tanrı’ya olan inancını kaybetmesindense babasına olan güvenini kaybetmesini tercih edip kötü tavırlar sergilemesi senaryosu da vardır. Oğlunun imanını kaybetmesi sonucu da. 4 ayrı hikaye tamamlanır aynı başlangıçtan. Mecazları diklemesine 4 sonucun her birindeki ortak payda; İbrahim’ce inanmanın, eksilmeyen tadıdır ağızda.

DANİMARKALI İBRAHİM!

İkinci dinamizmi “güven”dir. Bu güven, yazarın, İbrahim’i, yaşadığı yy. sınırlarına alarak oluşturduğu “absürd” ile farkına vardırılmaya çalışılır.

Danimarka’ya bir İbrahim getirir! “Şimdi biri gelse, Tanrı istiyor diye oğlunu alıp kurban etmeye kalkışsa, hakkında ne düşünülür”, düşündürmeye çalışır. Ve bu çiğ bakış ile kıssanın kavranamayacağını söylerken her fırsatta değindiği değer “güven”dir. İbrahim’in yaratanına duyduğu salt güven! Akıl tam burada değerlidir. Aklının sana “seni yaratan sana cefa etmez bu bir test” dediğine duyduğun güven ve bu güvene teslimiyet bu akıl ile mücevherdir!

“Akılla bilinemez” ile düşünmeye gerek duymamaya geçilip, kolayı aranmasın; bu o değil! Bu, yaratıcının yaratan olmasına yakışır hareket etme mantığını ve yaratılmışın ona yakışır kul olduğunda yanılmayacağına akıl yürütebilme bilgeliğidir! Bilinebilir! Öğrenilebilir!

Varoluşun kaçınılmaz tartışmasında; Tanrı kendini algılamayı ve tanımayı becerebilecek kadar yetenekli bir İbrahim yaratmaya kadirdir! İbrahim’ce güvenin kaynağı bu akıl yürütmedir! “Akıl ile bilinemez”, aslında, kendi Tanrısına “beceriksiz”, “tutarsız”, “sözünün arkasında durmayan” demektir. Çünkü O, nasıl davranacağını vaat etti ise öyle davranmaktadır! Davranacaktır!

İbrahim akıl ile bıçak elinde yürüdüğü yolun sonunda oğlunu öldürmeyeceğini onu yaratana yüklediği “tutarlı olma” sıfatı ile biliyordu! Bize de kitabın orta yerinden düşen, bu bilgelik oldu!

Sonlu varlığın içindeki sonsuz olan ruh, akıl sahibiydi!

KORKU İSMAİL’İN, TESLİMİYET İBRAHİM’İN DEĞİLDİ

Kierkegaard, korkuyu ve titremeyi İsmail’e, kaygısızlığı İbrahim’e vermez bu lirik söyleminde. O an; “iman sıçramasını” çizer yeryüzüne o teslimiyet ve teslimiyetin secdesindeki ibadet!

Çünkü bıçağın iki yanı da eşit kesiyordu!

Bıçağın iki yanından da kan akacaktı!

Bıçağın iki yanı ile “aşkın”  bir yerde buluşmuşlardı ve Kierkegaard’ın titreme sebebi buradan sızıyordu, tam bu andan. Bu teslimiyet anından. İki tarafı da kesen bıçağın baba ile oğlunu aynı anda öldürme ihtimalindeki kayıtsız “iman”dan.

En ulvi olanından, en gündelik arzuna her anda, iki tarafı kesen bıçağı elinle ruhuna dayadığın her anda, sözünü tutmaktan duyduğun hazzı hatırla, vazgeçtiğin diğer hazzı erit o kurbanların tadında. Lezzet bu!

Senin İsmail’ini tut kolundan geliyor mu bak; ya da sen gidebiliyor musun yanında!

“Çünkü Tanrı’yı inanmadan seven kendini düşünür; Tanrı’yı inanarak seven Tanrı’yı düşünür.”

Çünkü; bu çağ filozofu; “Eylemleri için adaleti başkalarında arayanlar, eylemlerinin dayanak noktaları kendileri dışında olanlar, ancak düşük mizaçlardır” derken durduğu yerde, kaderciliğin tatlı su kurnazlığını da kurban eder.

Çünkü; oğlunun yaşayacağından emin, yaratıcıdan üzerine çöken ayet ile edindiği “korku ve titreme” anının altını, kanatarak çizer güven ile!

''O bir başkasını sevmede kendi kendine yetmesi gerektiği derin gizemini kavramıştı.''

Çünkü; kitap bittiğinde vardığınız yerde İbrahim, insanlığın ve inancın miladıdır. Tanrı’ya “sen” deme hazzının yanında, “aşkın” titremeye kavuşan hali; O’nu severken kendine doğru artan sevginin hali; O’nu severken Yunusun “sarı “çiçek” teki kaybolma halidir.

Çünkü; hemfikir olmak veya çürütmek için değil, temellerinin sağlamlığını kavrama derdine okunursa, dereden başladığınız yolculuktan avucunuzda okyanusla çıkarsınız Korku ve Titreme’den.

Ve kurban lezzetinin eşiği yükselir. Artık sadece karın doyurmuyordur. “Kurban” üzerinden olabilecek tüm estetik retoriklerini edinmişsinizdir düşün coğrafyasının. Bu kıta filozofundan içinize üşüşecek ilham, 140 karakter ile felsefe yapanlar ile ziyan ettiğiniz vakitleri ziyadesi ile hak etmektedir.

Çünkü İbrahim’in hikayesi, lirik bir söylemden ötede, gerçek imanın, sözüne sadık olan bir Tanrı’ya güvenmenin nasıl bir teslimiyeti gerektirdiğinin hikayesidir.

Hayvan değil Kurban kesebilmek için hatırlanmalıdır!

Ve Tanrı’nın da imanlı olmasından kasıt ile varılan “sadakat” yorumu, imanımızın, gözden geçirmemiz gereken yeri gibi durmaktadır!

 (Kuran’da İbrahim adına “o tek başına ümmetti” ayeti ile Kierkegaard’ın mezar taşındaki “o bir bireydir” yazısının benzerliğinden devam ederek, arkası yarın)