KRALİÇE'NİN SERÇE PARMAĞI MERKEL'E...

"İnsan, insanın kurdudur" diyen İngilizlerin realist düşünür dediği Thomas Hobbes (1588-1679)insanların kendi çıkarlarını korumak için daima öteki insanlarla bir mücadele halinde olduğunu dolayısıyla bu savaş ve barış gel-gitleri içinde devletin icadını açıklar.

“İnsan, insanın kurdudur” diyen İngilizlerin realist düşünür dediği Thomas Hobbes (1588-1679)insanların kendi çıkarlarını korumak için daima öteki insanlarla bir mücadele halinde olduğunu dolayısıyla bu savaş ve barış gel-gitleri içinde devletin icadını açıklar. Türkler ise realizmi /gerçekçiliği tersinden vurgulamak için aklın yerden beş karış havada olmasını ve aynı anlamın düzünden mülhem ayakların yere basmasıyla gerçekle temas edileceğini vurgular. Hem de basılan yerden kasıt da çok açıkça ifade edilmektedir. Gerçekçiliğin ölçüsü ve derecesinin niteliği de yere inerken kayalara çakılmak değil, ayakların toprağa hem de sımsıkı basılmasıdır. Binlerce yıllık Türk aklının imbiğinden süzülen bu kök paradigmaların nüveleri olan atasözlerimiz/Oğuz namelerimiz bizim hayat felsefemizin stratejik derinlerinde dizilidir. Esasımız, aslımız ve istikbalimiz olan toprak hay çeken aşk haliyle de bizim için aynı zamanda rabbimiz /öğretmenimiz de değil mi? Sadık yârimiz ve yarenimiz olarak bize kendi halleriyle hayatı, üzerindeki canlılarıyla da hayatın sonsuz boyutlarını evirip çevirip gösterir. Kime mi? Seyran eden arife tabi. Toprak işte yaa! Deyip geçene avareye, ne dense boş ya...

Geldiğinden beridir devirdiği çamlarla ABD’nin efendiliği sürsün diye Almanya'nın köküne kibrit suyu ekmekle meşgul Melek Merkel, son çamını dün devirdi. Hem de öyle bir anaforla devirdi ki tepetaklak yıkılan çamın faşist naziyonal sosyalist köklerinin gövdesinden daha büyük olduğu cascavlak ortaya çıktı. Neymiş: Almanların da bu vahim olaylardaki rolleri araştırılacakmış. 100 yıllık tarihle bu işin içinden çıkamazlar. Bunun için 1000’lere doğru ilk Haçlı Seferlerine gitmeleri lazım. Avrupa’nın vahşi barbar çocukları olarak görülen Almanların ellerindeki soykırım kanı taa bu yıllardan kalmadır. Adolf bunu bizden filan değil öz insansı atalarından tevarüs etmiş “Germen ruhundan” mündemiç iyi biliyordu.

Şimdi bu olay da olunca yine her zamanki gibi bazı endişeli okumuş-bilmişler “biz demedik mi, zaten olacağı buydu”. Diye ellerine geçirdikleri bütün tencere tava ne varsa yine bu memleketin, milletin hassas yaralarının üzerine tuzlayarak fırlatmaya başladılar. O kendi ecdadına barbar diyerek Anadolu'daki bir üniversiteden küfreden Prof., sanki haklı çıkmış gibi davranıyorlar. Bunların günümüzdeki genel görünümü değişik yüzlerle karşımıza çıksa da  “gezi ruhu”’nun savrulan hezeyanları. Gezide zuhur eden ruh tıpkı anaarısını(kraliçesini) kaybedip kovanından kaçmış “kaçak oğullar” gibi bir türlü bu topraklarda kendine münasip bir beden bulamıyor. Üç yıldır marjinalleşerek ve meczuplaraşarak dolanıyor/dolandırılıyor... Ama bir türlü kendine bir vücut bulamıyor. Yırtık buldukça zıplıyor. Şimdi diyelim ki Recep Tayyip Erdoğan o kadar “militarist ve maskülen” buldukları mehterli Fetih Kutlaması yaparak “varoşların rutubetli evlerinden 1300 TL'lik insanları” muhatap almasaydı, yerine Leydi Gaga Show yaparak Alaçatı beyazlarıyla sahnede selfi çekseydi başımıza bu musibetler gelmeyecekti öyle mi? O albinolar böyle sanabilir ama “denizler kadar engin solculara ve steril Müslimlere” ne oluyor? Afrika turuna çıkan Cumhurbaşkanı RTE değil de kabinesinin tamamı Alman okullarından mezun Mesut Yılmaz Başbakan olsa ve hafta sonu için Salzburg dağ evlerine bütün kabineyi toplayıp pikniğe götürse, hatta çayırlarda vals yapsalar, Melek Merkel bunlara ihtimam dolu göğsünü siper mi edecekti? Kabalığı ile malul “Alman hesabı”nın içinde ne 100 yıl önceki Ermenilerin durumu ne de bugünkü Almanların geleceği ne yazık ki yok! Tarihi hasmı İngiltere AB’den demir alıp Okyanus’a kaçmak isterken onun eteğine ilişmek istiyor. Ama nafile, 100 yıl önce, Habsburg Kayzer’in kellesini koparan Kocamış Kraliçe bugün dönüp Merkel’in feryadına mı kulak verecek? Almanya batsa serçe parmağını uzatmayacak. Dünyada bütün kartlar yeniden karılıyor, herkes pozisyon belirliyor. Almanya da Türkiye kapılarını açacak diye, kendince elini güçlendiriyor. Kraliçe’nin gözüne girmek için. Olsun, nasılsa eninde sonunda Almanlarla Tuna da karşı karşıya geleceğiz. Ama biz bunlardan dolayı bilakis sevgili Rilke’yi, özellikle Heiddeger’i ve dostumuz Mozart’ı daha çok sevmeye devam edeceğiz…