KÜLLERİNDEN DOĞAN ŞEHİR: BEYRUT

Hakan DİKMEN 04 Nis 2019

Yazılarımın sonunda sizin gezilerinizi de yayınlayacağımı söylüyorum ya. Bugün sayfamı sağlıklı yaşam koçluğu yapan arkadaşım Gönül Sonzamancı ile paylaşıyorum.

O da gezmeyi ve insanlara zaman ayırmayı seven biri. Zaman buldukça geziyor. Bugün onun geçen hafta yaptığı Beyrut gezisini size anlatmasını istedim. Aslında, herkesin aklına Beyrut denilince nedense savaş geliyor ama, eğlence hayatının hala muhteşem örnekleri orada. Hem salon eğlenceleri hem görsel dünya hem de tarih insanları Beyrut’a çekiyor.

Beyrut’ a gittiğimi öğrenen herkesin ağzından dökülen söz ‘aman dikkatli ol’ herkes her an savaş tedirginliği yaşıyor, nedendir bilmem bu sözü duyduğumda gideceğim şehre olan merakım kat be kat artıyor.

Lübnan tarihinin en yıkıcı trajedisi 1975 ile 1990 arasında yaşanan iç savaş.

1975 yılında başlayan, 1990’a dek tam 15 yıl süren, 230 bin insanın ölümüne, 350 bin insanın yaralanmasına, 1 milyondan fazla insanın da ülkesini terk etmesine neden olan iç savaşın izlerini halen Beyrut’un tüm sokaklarında görüyorsun.

Atatürk Havalimanından 1 saat 45 dakika süren yolculuğun ardından Beyrut’a ulaştık daha pasaport kontrolünde başladı misafirperverlikleri.

Şehre pek hâkim olmadığımızdan ve tarihi dokularını da keşfetmek istediğimizden yerel bir rehberle devam ettik seyahatimize.

Gidecek olanlar için ilk uyarım Lübnan halkı wifi’yı Avrupalı gibi her kafe, restoranda kullanmıyor, olanlarda telefonunuzu eline alıp şifreyi kendi giriyor bu wifi şifresi vermeme gizemini biz çözemedik, gideceğiniz yerlerde wifi’ye bağlanarak iletişim sağlayanlardansanız aklınızda bulunsun.

Kimi zaman şehrin ışıkları, doğası ile göz kamaştıran kimi zaman tarihi ile gözlerimizi yaşartacak olan Beyrut seyahatimizde ilk durağımız Güvercin Kayalar’da o eşsiz manzaraya karşı fotoğraf çekip bir kahve molası vermek oldu. Yol boyu kahve içeceğiniz kafeler mevcut, hava sıcaklığı 20-22 derece olmasına rağmen esintiden kaynaklı oldukça üşüdük, mart ve nisan ayında gidecek olanlar hava sıcaklığına aldanmamalı.

Beyrut 3 Bölgeye ayrılıyor

Rehberimiz Edie’den edindiğimiz bilgiye göre; başlangıç noktamızı Downtown olarak alırsak Beyrut’u 3 bölüme ayırıyorlar.

Korniş bölgesi ilk bölgemiz. Downtown’dan çıkıp denize doğru inen 5 kilometrelik ¨Korniş¨ (Kordon), güneş içimizi ısıtırken kahvelerimizi yudumladığımız ünlü Güvercin Kayalıkları ve hemen üzerindeki oteller bölgesi Rauche semti.

İkinci olarak Gemmeyzeh bölgesini gezmekten çok mutlu olacaksınız. Burada ülkemizi de hatırlayabilirsiniz. Ayrıca hediyelik eşya alacaksanız burası ideal. Downtown’ın da merkezi olan Martyrs’ Square’den başyarak  kuzeye doğru uzanan, tasarımcıların ve tasarım kafelerinin kalbi, hipster semti Gemmeyzeh’in hemen devamındaki Mar Mikael Caddesi ve bu iki caddeden denizin tam aksi yönünde yokuş yukarı tırmanılarak ulaşılan esnaf lokantaları ve tarihi konaklarıyla ünlü Eşrefiye mahallesini görmek sizi mutlu edecek.

Hamra bölgesi ise üçüncü gezmemiz gereken yer. Burası zenginlerin oturduğu bir bölge.  Downtown ’ın doğusunda yer alan ve en lüks, havalı semti Hamra.

Güvercin kayalar

Şimdi bu bölgelerde ne gördüm biraz anlatayım. Güvercin kayalardaki kahve keyfinden sonra gün batımını da bu eşsiz manzarada izleyebilmek niyeti ile çıktık Beyrut sokaklarında dolaşmaya.

Beyrut, daha önce tıpkı Berlin duvarı gibi ikiye bölünmüş. Bu bölünme duvarla değil ama konteynerlerle olmuş. Ayrımcılık kötü bir şey ama ne yazık ki hala devam ediyor. Şimdiyse bu ayrım sadece Müslüman sokakları ve Hristiyan sokakları şeklinde ayrılmakta. Fransızlar Lübnan’ı terk edeli çok oldu ama her Fransız mimarisinin yanı sıra Fransızca levhalar hemen gözümüze çarpıyor. Lübnan’ın resmi dili Arapça ama Fransızca da çokça kullanılmakta.

Buraya “ORTA DOĞU’NUN PARİSİ” diye boşuna dememişler

Muhteşem Fransız mimarilerinin ve Paris’teymiş hissi veren kafelerin arasından geçip gitmek sanki ülkelerin birbiri içine geçmesi gibi. Beyrut Fransız egemenliğinde kaldığı yıllar içinde Fransız kültüründen çok etkilenmiş ve hala o etkiyi geliştirerek koruyor. Mesela Moda alanında dünyada önder tasarımcılar ve modacılar çıkarmıştır. Beyrut, Elie Saab , Zuhair Murad ve Reem Acra gibi dünyaca ünlü tasarımcıların evidir . Bunlar Beyrut’u sadece stil haritasına yerleştirmekle kalmayıp aynı zamanda her yıl Paris Moda Haftası’na da egemen olmaya devam eden sanatçılar. Beyrut, Paris tarzı kafelerle doludur ve şehir sanat gösterileri, oyunlar ve şiir geceleriyle sürekli canlı olduğu için, entelektüel tartışma sıkıntısı çekmez . Sokaklar ve mimari bile, Beyrut’un bazı kısımlarının Fransız etkisi bakımından zengin olduğu yıllar boyunca kazandığı değerlere sadık kalıyor.

DÜNYANIN EN GÖRKEMLİ TAPINAK ŞEHRİ BAALBEK

Beka vadisi Beyrut’tan yaklaşık 120 kilometre uzaklıkta. Lübnan’da hemen hemen kimse trafik kurallarına uymuyor tanıdık geldi mi size bilmem ama herkes gereksiz korna çalıyor ve bitmek bilmeyen yol bizi oldukça yoruyor.  Yol boyu savaştan terk edilmiş evler harabeye dönmüş yapılar enerjimizi düşürüyor savaşı adeta yaşıyorsunuz, bu yorucu yol seyahatini Romalıların en büyük tapınağı olan Baalbek harabelerinde sonlandırıyoruz. Ve yaptığınız yolu ve sıkıntıları bir anda unutuyorsunuz.  Yaklaşık 5bin yıllık tapınak şehri önce Fenikeliler sonra Yunanlılar, sonra Romalılar tarafından kutsal bir mekân olarak kabul edilmiş. Edie Baküs denilince içki, kumar, dans, eğlence, afyon partileri akla geliyor. Tüm bunların tanrısı diye bahsediyor tapınağın duvarındaki şekiller.  “Yapma Edie Romalılar tapınakta yapmaz öyle şeyler” desek de söz uçar motif kalır derler ya, gerçekten de tapınak girişinde duvarlara motifler şeklinde işlenmiş yapılanlar doğruluyor bu bilgiyi. 3 tapınaktan oluşuyor en büyüğü Jüpiter tapınağı, Keyif tanrısına ait olduğu söylenen Roma tapınağı Baküs, şehrin iç kısmında yer alan Venüs tapınağı. Beni hayrete düşüren bilgi ise Baalbek şehri önemini yitirdikten sonra onlarca büyük taş bloğu ve devasa sütunlar dünyanın farklı yerlerine götürülmüş olması. “Nasıl olur yahu nasıl götürmüşler devasa sütunları rehber Edie” diye sorduğumuzda nehirlere atıp su yolu ile taşındığına yönelik rivayetler olduğunu paylaşıyor bizimle, kulağa inanılmaz gelse de Ayasofya’nın temelinde de Baalbek’ten getirilen taş blok ve sütunların kullanıldığı biliniyor. İnsan gerçekten hayret ediyor.

Muhammed El- Âmin Camii

İnsan görünce çok da zor değil diyor bir arada yaşamak. Ezan sesi de geliyor, kilise çanı da hemen dışarıda restoranda içkisini içen adamla başörtülü kadın yan yana, gördüğümüz kadarıyla kimse kimseye kötü kötü bakmıyor, herkes herkesi olduğu halde kabul görüyor. Camiyle yan yana bulunan kilisenin önemi, dünyanın en kalabalık Maruni Hristiyanlarının ibadethanesiymiş. Ve Maruni’ler en fazla Lübnan’da yaşarlarmış.

Ve Beyrut şehir merkezinde itina ile bırakılmış 1 bina, (Holiday Inn Oteli) üzerindeki tüm şarapnel parçaları, kurşun izleri ve acılar ile orada öylece duruyor. Yürek burkan bir iç savaş anıtı gibi adeta. Lübnanlılar baktıkça birbirlerine neler yaptıklarını hatırlasınlar diye.

Beyrut’ta şu sıralar her taraf inşaat. Fakat bu inşaat işinde eski ile yeninin birleşimi o kadar uyumlu ki, küllerinden doğan nefis bir kent var karşımızda…

Zeytunai Bay Marina

Sahil yolu Caddebostan sahil yolunu ve İzmir Kordon’u anımsatıyor esasen.  Eskiden şehrin mimarisi en sevdiğim yapı olan 2 katlı bahçe içinde yükselen tavanlı köşkler en fazla 4 katlı apartmanlardan oluşuyormuş. Şimdiyse gökdelenler yükselmeye başlamış güneşin batışını izleme hayalimiz maalesef gerçekleşmedi. Yol boyu uzanan gökdelenlerden binalardan gün batımını tam olarak izleyemedik ama yine de muazzam renklerle karılaştık. Marinada yol boyu yemek yiyeceğiniz restoranlar mevcut.  Biz Laila isimli bir restorantta Beyrut lezzetlerini tatmak istedik, hemen hemen her restorantın nargile kafe bölümü mevcut. Buralarda mezeler dışında çok da geleneksel tat yakalamak mümkün değil.  “Beyrut’un gece hayatını görmeden dönmeyin” derler. Gördüklerim bende hayal kırıklığı yarattı ama, vaktiniz olursa Sky Bar ve Budda Barı ziyaret edin.

Bir yeri güzelleştiren arkadaş ortamıdır veya o anki ambiyanstır. Bu doğrultuda barlar sokağında tavsiye edilen mekanları bu bakış açısı ile değerlendirip eğlence hayatı ile ilgili beklentiyi yükseltmemekte fayda var, ama ne yapın edin bir hafta sonu birkaç sanatçının yer aldığı canlı müzikli eğlence mekanlarına gidin.

Byblos Jeita ve Harrissa

Dünyanın 7 harikasına aday olmuş ama listeye girememiş, olsun dünyanın 7 harikası kadar büyüledi bizi Jeita Grotto. Mağarada fotoğraf çektirmek yasak telefonları emanet kutularına istemeden bırakıyorsunuz. Gördüklerimi anlatmam ne mümkün, siz deyin Yüzüklerin Efendisinde Elflere giden yoldaki dağların içindeki geçilmesi imkânsız büyülü mağara ben diyeyim Game of Thrones set ortamı…  Kartik kireç taşlarından yıllar içinde oluşmuş devasa sarkıtlar dikitler ile adeta film setindesiniz. Zaten birçok fantastik içerikli filmlere de bu mağara ilham olmuş.

Zıtlıklar ülkesi Lübnan

Özellikle Beyrut’ta Corniche ve Downtown bölgesinde 1 milyon dolardan başlayan dairelerden hemen 5 kilometre dışarı çıktığınızda yoksulluk ve zor yaşam koşulları dikkatimizi çekiyor. Bu sadece Beyrut’ta değil Byblos ve Baalbek’e giderken de karşımıza çıkıyor

Beyrut’ta toplu taşıma mevcut değil minibüsler gözümüze çarpıyor sanırım gündüz ve 1 dolardan ulaşım sağlıyor ama sıklıkla kırmızı plakalı taksiler kullanılıyor, taksimetre kullanmadıkları için gideceğiniz yere pazarlık yaparak gidebiliyorsunuz biz sahil boyu yürümeyi tercih ettik bazı zamanlarda taksi ve Uber i tercih ettik.

Roma Hamamı

Roma hamamlarına doğru yürürken yerde büyüklü küçüklü yunus plakaları görüyorsunuz, büyük yunuslar orada tarihi bir dokunun olduğu bilgisini veriyor bize. Bu güzel yer bize “Romalılar kadar keyfine düşkün başka bir topluluk var mıdır acaba?” sorusunu bir kez daha sorduruyor.

Rehberimiz Edie hamamdaki avlu soyunma odası tepiderium sauna hizmet odası sosyalleşmek için kullandıkları diğer alanları anlatırken hayallere dalıp bir an o döneme gidiyorum

Hepsi alttan ısıtmalı özelliğe sahip olan hamamlarda ısıyı korumak için genelde mozaik ve mermer döşemeler kullanılmış. Size şimdi iki satır gibi geliyor ama o yıllar için bu yaptıkları kitaplara sığmaz.

II. Abdülhamid’in tahta geçmesinden sonra bu olayı kutlamak için Beyrutlular bu saat kulesini inşa edip ölümsüzleştirmişler. Etrafında Paris sokaklarını ve hatta Nişantaşı sokaklarını anımsatan çok şirin kafeler mevcut. Gönül Sonzamancı bu hafta bize Beyrut’u anlattı. Çok teşekkür ediyoruz.  Sizin de anlatacaklarını gezi fotoğraflarınız olursa bana yollayabilirsiniz. Bu güzel sayfanın mizanpajını yapan sevgili dostum Mehmet Yeşil ile birlikte her şey gönlünüzce olsun diyoruz.