KÜLTÜREL İKTİDAR İÇİN TOPRAKTAN ÇIKMAK GEREK

Bir süredir kültürel iktidar tartışması yapılıyor. Ben bu kültürel iktidar talebinden bir Mimar Sinan yetiştirelim, Katip Çelebiler, Mustafa Akkadlar çıkaralımı anlıyorum.

Pop kültüre bir karşı duruşu anlıyorum. Georg Lukacs'a benzer bir şekilde gelecek bir toplumda halkın sanatla barışması temennisini anlıyorum. Şunu da söyleyeyim. Sağın kültürel iktidar talebinin çoğulcu demokrasiyle bağdaşmadığını söyleyenler küresel pop kültür işgalini ıskalıyor. Bense bir fırsat olarak görüyorum bunu... 


Belki bilgiyi de kültürün bir fonksiyonu olarak ele almakla başlanmalı işe. Böyle aldığımızda kültürel iktidar eğitim politikalarıyla ilgili oluyor. Cumhuriyet döneminde Oktay Sinanoğlu veya Aziz Sancar gibi kaç bilim adamı yetiştirdiğimizle ilgili oluyor.

Biz ağaç kovuğundan çıkmadık. Bu ülkede elbette bir medeniyet davası güdülecek. Eski zamanlarda bu halk kolera salgınında suları kaynatarak içerdi. Şimdi önümüze konanı doğrudan içiyoruz. Üretmeyi esas alan bir kültür anlayışını ve bilgi üretimini desteklemeliyiz. Çin yeni bir şeyler yapıyor. Milli güvenlik anlayışı çerçevesinde yapıyor bunu... Yani kültür tüketiminin güvenlikle ilgili bir boyutu var.

Alev Alatlı'nın söyledikleri üzerine düşünüyorum. Devlet ateizmi ilan edilse de, milyonların katledilmesine razı olunsa da bir Sovyet insanı yaratılamadığını, insanların aslına rücu ettiğini söylüyor ama bu Sovyet Rusyası için geçerli bir tespit... Çünkü Ruslar bin yıl önce kabul ettikleri Hristiyanlıkla ilgili genel bir sıkıntı yaşamıyorlardı. Sovyet ideolojisinin gönül boyutu eksikti ve Rus insanına dayatılmıştı. Dayatılınca da kabul edilmiyor doğal olarak. Alatlı'nın binlerce yılın inançları, değer yargıları, yaşam biçimleri, sanatları ile yoğrulan kültüre iktidar olunmaz yorumu var. Ama son yirmi yılın küresel kültürü bunu başardı. Hazcılığı kullanarak bizim binlerce yıllık kültürümüzün tepesine çıktı işte... Frankfurtokuluvari bir tanımla zorlama bir kitle kültürü var. Küresel kültür Django Reinhardt veya Amália Rodrigues'i getirmedi bize, Batı'nın hakkıyla tanınmasıyla sonuçlanmadı bu.

Kültürel iktidar için topraktan çıkmak gerek. Şunu kastediyorum. Ruslar İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman bombardımanından korumak için büyük anıtlarını ve sanat eserlerini toprağa gömmüştü. Biz popüler kültürden kaçıyoruz; zarar görmeyelim diye toprağa gömülmüş gibiyiz. Oysa pop kültürle göğüs göğüse esaslı bir mücadele vermemiz gerekiyor. Bilgi, üretim ve gönül temelli bir mücadele vermemiz gerekiyor. “Ehil dehaların sıradanlaşması” meselesini böyle çözebiliriz. Azınlığa hitap eden yerine popüler olacak bir Türk kültür matrisi talep ettiğimi söylemeliyim. Bu millete saygı gösterecek, bu kez ıskalamayacak, onu bölmeyecek yeni bir renaissance nationale'a, milli uyanışa ihtiyacımız var.