KUŞAK MASALLARI

Yusuf DİNÇ 17 Eyl 2021

İnsanlık, tek başına var olanlarla birlikte var olanlar ayrımının başında olduğu için böyle bir masal uydurdum.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, eski bir uzay mekiği enkazının kaptan kabininde, ihtiyar bir adam yaşarmış. Bu ihtiyar adamın çok belirleyici bir özelliği varmış; gençlerle çok iyi anlaşırmış. Oysa onun zamanındaki diğer ihtiyarlar gençlerle iletişim kurmakta çok zorlanırlarmış.  Hatta bırakın iletişim kurmayı merhabalaşmayı dahi imkânsız görürlermiş.

Bu farklılaşmanın sırrını öğrenmek için gençlere sormuşlar, neden onunla iyi iletişiminiz var da diğer ihtiyarlarla yok, diye. Gençler cevap vermiş; o bizim arkadaşımız, yaşını önemsemeyiz, onunla ilişkimizin yaşıyla farklılaşan hiçbir yönü yoktur, onun da bizimle ilişkisinde yaşı kaynaklı herhangi bir beklentisi yoktur, bilgelik taslamaz, otorite kesilmez, kendini pozitif ya da negatif ayrıştırmaz, zaten en samimi arkadaşlık beklentisiz olanı, değil midir, diye.

İnsanlık, tek başına var olanlarla birlikte var olanlar ayrımının başında olduğu için böyle bir masal uydurdum. Kuşak adlandırmalarıyla aşılmaya ya da yaftalanmaya çalışılan vakıa aslında paradigmal  farklılıklardan besleniyor. Bu fenomenin gerçekliğinden dahi şüphe duyanlar var ama mesela sporda çoktandır hissediliyor.

Takımlar dağılıyor, yaş almış oyuncular terk ediyor, teknik direktörler bunalım yaşıyor. Hem spor kültürel entegrasyonunen yoğun olduğu sektörken. Takım içinde çok farklı kültürlerden oyuncular, yöneticiler ve taraftarlar ortak değerlerde birleşir hem de bunu yıllardır yaparlarken. Bugün onlar dahi aşamıyorsa yakında okul, iş, cemiyet ve her yanı saracak olan olgu gerçekten bir kuşak meselesinden ibaret görülemez.

Olan, tek kişilik gösterilerin bitişidir. Kerameti kendinden menkul yaklaşımların sona ermesidir. Gerçekten TV şovlarında dahi bu etki gözlenebilir. Artık kişi üzerine kurulan bir dünya kalmamıştır. Steve Jobs’un Apple için dediği gibi kişiler değil, takımlar fark yaratmaktadır. Çok aşina olunan futboldan da bu gerçek gözlenebilir. Kişiyi merkeze alan her yaklaşım ve her yapı artık ihtiyardır.

Şimdi önemli olan değişen ve değiştiğine de iyi olan bu anlayışın yerine geçen olguyu kapitalizmin elinden kurtarmaktır.

Yani dayanışan bir cemiyet mi, çatışan klanlar mı, sorusuna cevap üretmektir.