KUTUPLAŞMA MASALI (SİYASAL ANTROPOLOJİ NOTLARI-5)

Dr. Can CEYLAN 05 Haz 2019

Tıpkı "demokrasi", "insan hakları", "düşünce özgürlüğü", "ifâde özgürlüğü", "inanç özgürlüğü", "eşitlik" gibi kavramların ışıltılı söylemlerinin arkasında aslında "peri masalı" anlayışı olması gibi, "kutuplaşma karşıtlığı" bağlamında söylenenlerin hemen hemen hepsi masaldır.

Hani masalların sonunda iyiler kazanır; kötüler kaybeder ve iyiler – ki genelde prens ve prensestir – “iyi kralın ülkesinde” sonsuza(!) kadar yaşarlar ya, bu ışıltılı söylemler de ancak masallarda gerçekleşecek şeylerdir. Bunlara ancak çocuklar inanır. Keşke gerçekten mümkün olmasa herkes inansa ve dünya herkesin barış içinde yaşadığı bir yer olsa. Maalesef hakikat öyle değil, çünkü tıpkı her masalda kötü karakterler olduğu gibi, gerçek hayatta da kötüler vardır. Bu kötüler sürekli tuzaklar kuruyor ve iyiler hep mağdur oluyor.

Kutuplaşma ve kucaklama

“Toplum karpuz gibi ikiye bölündü” ile başlayan sözlerin ucu, nedense, çıkar ilişkileri ve bozulan menfaatlere dayanmaktadır. Kendince “herkesi” kendine bağlamış, tek merkezden ve tek kutuptan yöneten “mutlu azınlık”, menfaatleri bozulup herkes kendi istediği gibi (ve onların istemediği gibi) davranmaya başlayınca, “kutuplaşıyoruz” yaygarasına başlıyor. Yavuz hırsız ev sâhibini bastırır misâli, sesleri arsızca çok çıktığı için hakikatin görülmesi ve duyulması engelleniyor.

Tıpkı Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi yörüngesinden çıkan ülkelere “demokrasi ve insan hakları götürme” çabası ve bu ülkelerdeki insanları “diktatörden kurtarma” amacı içinde olması gibi, toplumu karpuza benzeten bu “uydu kafalı” kesim de “kutuplaşmaya karşı” bir söylemle “kucaklaşma” başlığı altında “soyut vaatler listesi” sunuyor.

Herkesi kucaklamak, kucaklamayı hak edenlere haksızlık yapmak demektir. Her öğrencinin dersten geçmesinin tembel öğrencilerinin yanında çalışkanlara haksızlık yapılması gibi bir şeydir bu. Böyle bir iddia ve vaat ile ortaya çıkmak, “her türlü müziği beğenmek” gibi câhilliğin ve eğitimsizliğin itirâfıdır. Bu iddia ve vaatte bulunan kişi, ister siyâsetçi, ister tüccar olsun bunun gerçek hayatta karşılığı yoktur.

Hayat kaynağımız olan güneş bile bir yeri eşit aydınlatmaz. Yağmur her yere aynı miktarda yağmaz. Her meyve ağacı her yerde ve her mevsimde aynı miktar mahsûl vermez.

Ayrıca herkesi kucaklamak, mutlak adâletteki adâletsizliği körükler. Kutupları yok farz edip veya yok edip herkese aynı, eşit seviyede ve şekilde yaklaşmak, farklılıkları görmezden gelmektir. Bu, herkesin ve her kesimin kendine has ihtiyaçlarını değil, küçük ve sınırlı bir kesim üzerinden örnekleme yapılarak oluşturulan standardı umuma teşmil etmek demektir. Bu anlayış ile kurulan Sovyet rejimi, kendi kendine yıkılıp tarihe karışmıştır. Herkesin eşit olmadığı ve olamayacağı bir dünyâda herkese eşit davranmak, toplumu oluşturan sınıf ve bireyler arasındaki farkları yok ederken, ayrım ve ayrılık unsurlarını da büyütür.

Hegemonyanın korunması

Kutuplaşmanın karşısında olmak, topluma huzur ve barış getirmek gibi gözükse de, bunu yapanların ontolojik yapılarına baktığımızda, en kısa ifâde ile hegemonyanın devâmını istedikleri görülmektedir. Çünkü Raymond Williams’ın tespit ettiği gibi, “hegemonya salt düşünce ya da salt manipülasyon düzeyinde anlaşılmamalıdır. Hegemonya, pratiklerin ve beklentilerin oluşturduğu bir bütündür. Dolayısıyla hegemonya toplumdaki birçok insan için bir gerçeklik hissi, deneyimlenmiş olduğundan mutlak da olan bir gerçeklik hissi oluşturur ve toplum fertlerinin çoğu için hayatlarının birçok alanında bunun ötesine geçmek mümkün değildir” (Kültür ve Materyalizm, s.53).

Tam da bu ifâdelerde vurgulandığı gibi, kutuplaşma kılıfı altına gizlenen şey, kurulmuş olan ve kaçınılmaz olduğundan şüphe duyulmayan hegemonyadan başka bir şey değildir.