KUTUPLAŞMA/BÂBİL KULESİ-HUCÛRAT SÛRESİ

Dr. Can CEYLAN 29 May 2019

Hucûrat Sûresi 13. âyette şöyle Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır: "… ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık".

(SİYASAL ANTROPOLOJİ NOTLARI-3)

Çağımızın neredeyse sorgulanmaz ve dokunulmaz kavramlarının başında demokrasi gelmektedir. Demokrasi kavramı ile birlikte anılan kavramlardan en popüleri de kutuplaşma karşıtlığıdır. Öyle ki, neredeyse kutuplaşma karşıtlığı, demokratik olmanın başat şartı olarak kabul ediliyor. Ama demokrasinin aynı zamanda “çoğulculuk” olduğu nedense unutuluyor ve farklılıklardan vazgeçilip çoğunluğun (ve üstü örtülü olarak güçlünün) etrâfında toplanılması gerektiği savunuluyor. Daha da ilginci, tüm bunların arasında bireyselleşme, kişisel gelişim gemi azıya almış bir şekilde tüm hızıyla ilerliyor.

Buzdağının görünen kısmı

Demokrasi, çoğulculuk, bireyselleşme, kişisel gelişim gibi kavramların bu kadar dillendirilmesinin altında bu kavramların uygulanmasına duyulan özlem ve uygulanmama korkusu yatmaktadır. Avrupa târihinin baş belâsı olan, başta ırkçılık olmak üzere bütün insanlık dışı uygulamaların yeniden yaşanmasının önüne geçmek için bu kavramlar sıcak tutulmaktadır. Demek ki, böyle bir tehlikenin varlığı bilinmekte ve önlem alınmaktadır. Ama bunlar yapılırken, kaş yaparken göz çıkarırcasına ırkçılığın kuzu postuna bürünmüş kurt hâli palazlandırılmaktadır: Kutuplaşma.

Kutuplaşma, Batı’nın kökleri Ortaçağ Karanlığı’nda olan korkularının görünen kısmıdır. Batı kültürü, din, dil, ırk ve etnisite gibi kavramlarda nicel zâfiyeti düşüp tek bir din, tek bir dil ve tek bir ırkın tahakkümüne mahkûm olmamak için, denize düşüp yılana sarılırcasına “kutuplaşma karşıtlığı” kavramından medet ummaktadır. Toplumsal gerilim ve sosyokültürel çatışmaları önlemenin yolunun sosyal gruplar arasındaki kutuplaşmayı önlemek olduğu düşüncesindeki yanlışlık, Batı ile birlikte dünyâyı bir felâkete sürüklemektedir.

Ontolojik çıkmaz

Batı’nın başını çektiği ve Batı’nın gölgesini rehber kabul eden ülkelerdeki “kutuplaşma sorunsalı”nın ardında, Batı kültürünün üzerine kurulduğu ontolojik yapı vardır. 17 Nisan 2019, Çarşamba günkü “Bilimde ontolojik sıkışma” başlıklı yazımda da başka yönünü ele aldığım Batı’da hâkim olan materyalist ontoloji, bu sorunsalı beslemektedir.

Materyalist ontoloji, kendi kendine var olmak yerine Katolik dünyâ görüşüne tepki olarak geliştirildiği için, mesele Hristiyan ontolojisine kadar gitmektedir.

Bâbil Kulesi ve Hucûrat Sûresi

Bâbil Kulesi efsânesi ve Hucûrat Sûresi 13. âyetin arasındaki farkı anlamadan meseleye vâkıf olamayız. Hucûrat Sûresi 13. âyette şöyle Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır: “… ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık”.

Bâbil Kulesi efsânesinde ise, Tanrı, inşâ ettikleri kule ile gökyüzünde olduğuna inandıkları Tanrı’nın seviyesi çıkmayı hedefleyen insanları engellemek için onları farklı diller konuşan kavimler olmakla cezâlandırmıştır. Bu efsâne, Kitab-ı Mukaddes üzerinden Yahudi ve Hristiyan kültürüne geçmiş ve hâkim duruma gelmiştir. Dolayısıyla Yahudi ve Hristiyan kültürlerinde farklılıklar, Tanrı’nın bir cezasıdır. Bu yüzden bu farklılıkların ortadan kalkması gerekmektedir. Farklılıklar ortadan kalkınca hangi değerleri etrâfında toplanılacağı belli olmadığı için, gücü en fazla olan diğerlerini kendi etrâfında toplayacaktır. Avrupa’nın sömürgeci kültürünün alt yapısında da bu anlayış vardır.

Bir tarafta İslâm’ın birinci sıradaki başvuru kaynağı olan Kur’ân-ı Kerim’de farklılıklar (ayrı kavimler) Allah tarafından var olması gereken unsurlar olarak varken, diğer tarafta bu farklılıkların yok edilmesi gerektiği savunan Hristiyan kültürü vardır. İslâm, Kâfirun Sûresi 6. âyette “Sizin dininiz size, benim dinim bana” (Leküm diniküm veliyedin) kuralını ortaya koyarken, Hristiyanlık ve Batı kültürü, kendisinden başka bir inancı kabul etmemektedir. Dolayısıyla Hristiyanlığın hâkim olduğu Batı dünyâsı ile, Müslümanlığın hâkim olduğu Doğu kültürü açısından kutuplaşma kavramı, iki farklı kutuptaymışçasına farklı anlaşılmaktadır. Bizim Batı kültürünün kutuplaşma anlayışı ile yol almamız mümkün değildir.

Meseleyi Cemil Meriç’in bir sözünden ilhamla bitireyim: “Olimpos Dağı’nın çocukları ve Hira Dağı’nın evlatları hiçbir zaman anlaşamayacaktır.”