Vakıf-d3


MCGURK'ÜN ATANMASI VE "SÖZDE CUMHURBAŞKANI" ÇIKIŞI

Faruk AKTAŞ 15 Oca 2021

McGurk'ün söz konusu göreve getirildiğinin açıklandığı gün Kılıçdaroğlu, "sözde cumhurbaşkanı" çıkışını yaptı.

Türkiye bir haftadır dış politikada ABD’yi, iç politikada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “sözde cumhurbaşkanı” çıkışını tartışıyor.

ABD ile ilgili tartışmalar seçim sürecinden bu yana sürüyordu.

Ancak geçtiğimiz hafta Joe Biden’ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatörlüğü görevine eski DEAŞ ile Mücadele Temsilcisi Brett McGurk’ü getirmesiyle birlikte bu konudaki tartışmalar daha ziyade ABD-Türkiye ilişkilerinin seyri üzerine yoğunlaştı.

McGurk’ün söz konusu göreve getirildiğinin açıklandığı gün Kılıçdaroğlu, “sözde cumhurbaşkanı” çıkışını yaptı.

Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışından hemen önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Saadet Partisi (SP) Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk'ü evinde ziyaret etmişti.

Gerek Erdoğan’ın ziyareti gerekse de Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışı ağırlıklı olarak “ittifaklar” ekseninde değerlendirildi.

Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan, Asiltürk'ü ziyareti sonrasında yaptığı açıklamada seçim ittifakından çok “terörle mücadele” konusuna özel bir vurgu yapmış, “Biz terörle mücadele verirken burada her türlü desteğin bizim yanımızda olması lazım. Yani yalnızlığı hissetmememiz lazım” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan’ın Asiltürk’ü ziyareti öncesinde HÜDAPAR Genel Başkanı İshak Sağlam ve DSP Genel Başkanı Önder Aksakal ile yaptığı görüşmelerin ana gündemi de aslında seçim ve ittifaklar konusundan çok terörle mücadele konusuydu.

Hatta Aksakal, görüşmede ittifaklar konusunun hiç gündeme gelmediğini söyledi.

Dikkat edilecek olursa ABD seçimlerini Biden’ın kazandığının belli olmasının ardından gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan gerekse de birçok kabine üyesi, reform süreciyle eşzamanlı olarak Türkiye’nin ABD ve AB ile yeni ve olumlu bir süreç başlatmak istediğine yönelik açıklamalarda bulundu.

Son dönemde aynı yöndeki açıklamalarda AB ile ilişkilerde vurgu arttırılıp hatta bu yönde yoğun temaslara başlanırken ABD ile ilişkilerin seyri ile ilgili açıklamalarda bir düşüş gözleniyor.

Kanaatimce bu gelişmelerin tümü birbiriyle bağlantılı.

Türkiye, ABD’deki seçim sonuçlarının belli olmasının ardından Biden’a zeytin dalı uzattı.

Biden, Ankara’ya yeni kabinesinde ve ekibinde kimlerin yer alacağını açıklayarak yanıt verdi.

Özellikle McGurk’ün Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koorninatörlüğü’ne getirilmesi Ankara’nın uzattığı zeytin dalının geri çevrilmesi, Türkiye’nin etrafının dışarıdan PKK/YPG, DEAŞ ve veya yeni üretilmesi muhtemel terör örgütleri aracılığıyla sarılacağı anlamına geliyordu.

Devlet ve hükümet Biden’ın bu hamlelerini böyle okuduğu için AB ile temasları yoğunlaştırdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hafta başında AB üyesi ülkelerin büyükelçileriyle yaptığı toplantıda kullandığı ifadelerin meali anlamı şudur; “Biz AB’ye tam üyelik hedefimizi koruyoruz. Bunun için sayısız adım attık, atmamız gereken adımlar varsa onları da atarız. Daha önce hem AB’ye hem de ABD’ye yönelik attığımız olumlu adımlar karşılık görmedi. Elbette ki bundan biz de zarar gördük ancak en çok siz zarar gördünüz. Yeni dönem açısından sorunları çözme ve iş birliğini arttırma yönündeki adımlarımıza eskisi gibi düşmanca yaklaşımlarla yanıt vermeniz durumunda elbette biz de yine bundan zarar görürüz ancak en büyük zararı yine siz görürsünüz.”

Yani hükümet, Biden döneminde ABD’nin Türkiye’ye yönelik hasmane yaklaşımlarını arttırarak sürdürme ihtimalini gördüğü için bu konuda AB ve üyesi ülkelerin Washington ile birlikte hareket etmemesini sağlama çabasında.

ABD’nin Türkiye’yi kuşatma girişimlerine karşı dış politikada bu adımlar atılırken içeride de kaleyi güçlendirme çabalarına hız verildi.

Erdoğan’ın HÜDAPAR, DSP ve SP ile temaslarının asıl amacı budur.

Dışarıdan ABD’nin desteğiyle Türkiye’ye karşı yönelebilecek terör dahil her türlü saldırıya karşı savunma hattını güçlendirme çabasıdır.

Tüm bunlar olurken Kılıçdaroğlu’nun yaptığı “sözde cumhurbaşkanı” çıkışını CHP’nin Millet İttifakı’nı genişletmek veya Erdoğan’ın Cumhur İttifakı’nı genişletme çabalarına bir yanıt olarak değerlendirmek yanıltıcı olur.

Zira dikkat edilecek olursa Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışına şu ana kadar bu ittifak ile birlikte hareket etme ihtimalleri gündemde olan ne Ali Babacan’ın DEVA’sından, ne Ahmet Davutoğlu’nun GP’sinden, ne de CHP içinden çıkıp yeni kurulan Mustafa Sarıgül’ün TDP’si ile yeni parti hazırlığı içinde olan Muharrem İnce’den herhangi bir destek gelmediği gibi ittifakın diğer üyeleri İYİ Parti ve SP de bu ifadeyi açıkça sahiplenmedi.

Aslında söz konusu partilerinin “sözde cumhurbaşkanı” ifadesinin ne denli tehlikeli olduğunu ve nelere yol açabilme ihtimalini gördüklerini ve bu çıkıştan ürktüklerini düşünüyorum.

Yani bu çıkış Millet İttifakı açısından genişletici değil aksine daraltıcı bir çıkış.

Buna karşın Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışı başta PKK ve onun siyasi uzantısı HDP olmak üzere FETÖ, DHPK-C ve MLKP dahil tüm terör örgütleri tarafından sahiplenildi.

Kılıçdaroğlu, CHP’yi bu denli marjinalize eden, öncülüğünü yaptığı Millet İttifakı’nı daraltan böyle bir çıkışı neden yaptı?

Bunun tek bir nedeni var.

Bu çıkışın sahibi Kılıçdaroğlu değil.

Bunu Kılıçdaroğlu’na söyleten Biden’cılardır.

Biden yönetimi, McGurk’ü Ortadoğu ve Kuzey Afrika Koordinatürlüğüne getirerek Türkiye’ye seni dışarıdan kuşatacağım mesajıyla eş zamanlı olarak içerden de CHP, HDP ve bilumum terör örgütleri vasıtasıyla üzerine geleceğim demektedir.

Kılıçdaroğlu bu çıkışıyla Türkiye’ye yönelik bu kuşatmanın iç hamleleri konusunda “koçbaşı” fonksiyonunu üstlenmiştir.

Ülkemizi büyük bir kaosu sürüklemeyi hedefleyen hatta Türkiye’yi Suriye’ye dönüştürmeyi amaçlayan bu hesaplara karşı herkesin uyanık olması şart.

Bu ülkeye, bu topraklara karşı azıcık sevgi duygusu besleyen, aidiyet bağı hisseden herkesin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, hükümetin ve devletin muhtemel saldırılar karşısında güçlendirmeye çalıştığı cepheye destek vermesi gerekiyor.

Bu bir siyasi tercih değil, ülke savunmasının gereğidir.