MÜCADELENİN NERESİNDEYİZ?

Bugün mücadele ruhunu yeniden diriltmek için insanı yeniden düşünmek zorundayız. Bu şekilde yeryüzünü maddi kazanım için mücadele dünyası olmaktan çıkarıp manada derinleştiğimiz bir mücadele alanına çevirebiliriz.

Diyelim ki bir grup arkadaşınızla sohbet ediyorsunuz. Bulunduğunuz mekâna alışık olmadığınız bir yaratık yahut korktuğunuz bir hayvan aniden girdi. Ne yapardınız? Böyle bir durumda üç temel davranış yöneliminden birini tercih ederiz: Kaçmak, saklanmak, mücadele etmek.

Beklenmeyen tehditler yahut alışık olmadığımız durumlar karşısında verdiğimiz tepkilerde temel kişilik özelliklerimizin, zihinsel potansiyelimizin, toplumsal kültürün, geleneklerin ve inanç değerlerinin rolü vardır. Konuyla ilgili bildiklerimizin dışında önemli bir gelişme daha doğrusu bir değişme olduğu dikkati çekiyor. Şöyle ki; yukarıdaki soruyu yüzyıl önce sorsaydık insanların çoğunluğu, mücadele etmeyi tercih ederken bugün çoğunluk, saklanmayı yahut kaçmayı tercih ediyor.

Psikoloji ve davranış bilimleri alanındaki çalışmalar; maddi değerlerin, kazanmanın, benlik patlaması ve bireyselleşmenin hüküm sürdüğü, haz ve hız çağında birey ve toplumun temel davranış tercihlerinin de dönüştüğünü ortaya koyuyor. Kuşkusuz bu değişimde birçok etkenin rolü var. Zira hızla içine girdiğimiz madde odaklı dijital çağ, yaradılış olarak içinde yer aldığımız ve ihtiyaç duyduğumuz geleneksel insani duruşumuzu ve değerlerimizi zedelemiştir.

Maddi dilimiz kalp dilimizi, soyut zekâmız gönül zekâmızı, başarma sevdası mutmain oluşumuzu, sanal görüntüler hakikatimizi gölgelemiştir. Tüketen canlı kimliğimiz kuvvetlendikçe üreten insan tarafımız zayıflamıştır.

Taraf Olma Kaygısı

İşte tüm bunların sonuçlarından birisi olarak bize yönelen maddi ya da sosyal uyaranlara verdiğimiz tepkiler de insani olmaktan uzaklaşıyor. Ve günümüz insanı, konu ne olursa olsun düşünmeyi, üretmeyi, uyumlu olmayı, harekete geçmeyi ve mücadele etmeyi tercih etmiyor. Düşünmek yerine oyun oynamak, üretmek yerine tüketmek, barış yerine savaş, sakinlik yerine şiddet, harekete geçmek yerine pasif eylemsizlik, mücadele etmek yerine saklanmak ya da kaçmak davranışı öne çıkıyor.

İşin kökenine indiğimizde mücadele etme yerine kaçma ya da saklanma davranışında taraf olma ya da taraf görünme endişesinin önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Bir anlamda tarafımızı belli etmemek için saklanmayı yahut kaçmayı tercih ediyoruz. Dijital medya denizinde bireylerin çoğunun kendi gerçek kimlikleri yerine sanal kimlikleri tercih etmeleri de bunun bir sonucu olsa gerek.

Burada davranış düzeyinde birbirine karşıt iki durum söz konusudur. Bir yanda taraf olmanın getireceği sorumluluk, ötekileşme, belirli bir takım, grup, cemaat, ideoloji yahut ırk özgeçmişinden uzak düşme gibi endişeler kümesi, fert ve toplum düzeyinde giderek taraflı bir duruşu zorluyor. Diğer yandan ötekileşmeme, fişlenmeme gibi kaygılar, bireylerin tarafsız görünme ihtiyacını körüklüyor. Bunun için aile üyelerinin birbirleriyle açık iletişimleri daralıyor, çalışanlar gönüllerinden geçeni yöneticileriyle paylaşamıyor, siyasetçiler liderlerine rağmen hareket edemiyor, köşe yazarları gerçek düşüncelerinden uzaklaşarak, belli çevrelerce beklenen içerikleri kaleme alıyor.

Kendimiz Olmak

Şartlar bireyin giderek keskin taraf olmasını zorlasa da taraf olmanın yükü, insanı el altından harekete, kimliğini beyan etmeden davranışlar geliştirmeye, açıktan değil saklanarak mücadele etmeye yöneltiyor. Çünkü ‘zat’ olmaktan çıkıp yeryüzündeki herhangi bir kaynak olarak değerlendirilmeye başlanan insanın, aklının emrettiği mücadeleye ruhu, ruhunun öngördüğü mücadeleye ise aklı eşlik etmiyor. Fethi Gemuhluoğlu’nun ifadesiyle ‘Vücudumuz, hizmetlerimiz halk’a, gönlümüz Hakk’a ait’ olmaktan uzaklaşıyor. Kendimizi olduğu gibi, sıradan, saf ve pürüzsüz biçimde ortaya koyma istidadımız zayıflıyor. Arzu edilen, beklenen, reklamı yapılan biri olmak, kendimiz olmanın önüne geçiyor.

Bugün mücadele ruhunu yeniden diriltmek için insanı yeniden düşünmek zorundayız. Kalp dilini yeniden yakalamak, kelimelerin anlam derinlikleriyle yeniden buluşmak zorundayız. Bu şekilde yeryüzünü maddi kazanım için mücadele dünyası olmaktan çıkarıp manada derinleştiğimiz bir mücadele alanına çevirebiliriz. Ve yeniden kendine sahip çıkmalı insan. Sahip çıkmalı ki aynadan yansıyan görüntünün arkasındaki sırla buluşabilsin.