NE KADAR KURBAN , O KADAR BAYRAM?

Böyle bir başlığı dikkat çekmek için atmıyorum. Hele kesilecek kurban sayısıyla kazanılacak sevap arasında matematiksel ilişkinin olduğuna inanlardan da değilim.

Böyle bir başlığı dikkat çekmek için atmıyorum. Hele kesilecek kurban sayısıyla kazanılacak sevap arasında matematiksel ilişkinin olduğuna inanlardan da değilim. Hatta tam tersi, mümkünse ülkemizde giderek trajik bir şekilde azalan büyük ve küçük baş hayvan popülasyonunun dengelenmesi için belki birkaç sene kurbanlıkların azat edilmesinin bile çare olabileceğini düşünüyorum... Çünkü kurban vecibesini yerine getirmenin esas itibarıyla kesilen hayvanın tonajıyla veya akıtılan kanın miktarıyla doğrudan bir ilgisi olmadığını ifade etmek istiyorum. Tabi özellikle bu konuda  endişesi olan her türden modernlerin çok değerli bilim ve gönül insanı Prof. Dr. Ali Murat Daryal “Kurban Kesmenin Psikolojik ve Metafizik Temelleri” adlı çok önemli eserini okumayı önermek istiyorum.

Son yıllarda şükür Kurban Bayramı öncesinde başlatılan kaçan boğa, hayvan hakları ve kurbanın derisini ver, berisini al gibi birbirinden iğreti edici kampanyalar azaldı. Ancak fantezilerle gerçekliklerin iç içe geçtiği kaotik bir hayatı baş döndürücü hızla yaşarken her geçen gün gözden ırağa düşen geleneklerimizin anlamını nasıl güncelleyeceğiz? Çünkü Kurban Bayramı da aslında bir teşbih/metaforla anlamı idrak edilecek bir sevinme hali. Hac mevsiminde, egomuzdan-nefsimizden, varlığımızdan, çürüyen yerlerimizden arınıp, bir şeylerimizden vazgeçişimizin sembolü olarak kurban kesip o çileden kurtulmanın sevincini yaşıyor ve bunu kutlamak için bayramlaşıyoruz.

Ağır ağır akan asude zamanlarda, dünyada olanla arzulananlar arasındaki mesafe hayal gücüyle ancak erişilebilir, bazen de sadece hayalde kalacak uzundu. Eskiler onun için “hayali cihan değer” dememişler mi? Bir diğer adı da Hac Bayramı olan bu günler,  yarım asır önce bile aylarca süren çok meşakkatli bir seyahatin ve kavuşmaların kutlandığı bir bayramdı. Şimdi ise orda olanlar tavaflarını sosyal medyadan yayınlarken “hasret duygusunun” mayalanması ve onun teşbih edilmesi bir hayli müşkül değil mi? Şimdi yeryüzünde basmakalıp küresel şamatalar ve her şey çok hızlı, insanlar ve hafızalar obez... Bütün toplumlar ne matemi, ne eğlenmeyi ne alelade bir toplantıyı neredeyse adab-ı muaşerete uyarak, hakkını vererek, layıkınca tamamlayamaz mızıkçı çocuklar haline getiriliyor. Bu ne yasını yaşayabilme metinliği ne de eğlenceli. Ya da Ivan Illich'in dediği öyle “şenlikli toplum” filan değil. Daha ziyade çıldırma halleri, saçmalamalar... Her şeyin sanal dünyada simüle edilebildiği bir ortamda nefsin şimdiki hallerini ve oradan kurtulma çabalarını da sanatın ve özellikle sinemanın teknikleriyle anlatabilmemiz lazım. Daha Ali Murat Hoca'nın o güzel kitabını belgeselini bile yapamadık... TRT Belgesel bu kitaptan dünya çapında bir başyapıt neden üretmedi hala? Çünkü giderek yurdumuz insanı ya fazlasıyla incelmekten veya tamamen işi bağışla vekalete havale etme eğilimine giriyor. Amaan bunlar zaten “eskidendi” diyerek olaydan kopmuş, tatil modundakiler zaten müstesna. Diğer yandan sadece savaşlarda vekalet (proxy) yaşanmıyor. Kurbanda da benzer baskı veya kaçamak tavırlar yaşanıyor. Kendisi vecibeyi yerine getirecek durumdayken vekaletle işi halletmek pek makbul olmasa gerek. Babalar çocuklarına kurban etmenin anlamını anlatmak yerine “uff yapmış” zalim katil mahcubiyeti yaşamaktan kurtulmalı... Yani çocuklarımıza ne kadar kavratıp ne kadar yaşatırsak tevarüs eden o kadar olacak. Öyle proxy muhafazakârlık olmaz. Atalarımız bugünleri görerek “vekaleten hac kabul olmaz” demişler. Allahımız bütün bencilliklerimizle hesaplaşarak, daha güzel insan olma yolunda habis yanlarımızı ölmeden önce de öldürebilmeyi nasip etsin ve bütün müminlerin bayram sevincini daim kılsın duasıyla...

Cumhuriyet Türkiyesinin daha yakın yıllara kadar süren güzel bayram geleneklerinden birisi de Bayram Gazetesi idi. Bayram boyunca bütün gazeteler bir araya gelip bir veya iki gazete olarak çıkıyorlardı. Tatili bayramı seyranı olmayan ve bu anlamda modern dünyanın en büyük çilekeşleri olan basın emekçileri de herkes gibi bu vesileyle bayram ederdi. Bundan hemen tamamen mahrum kalan tek meslek mensubu basın çalışanları. İkincisi de belirli bir gazeteye kilitlenmiş olan okuyucu bu vesileyle farklı kalemlere, değişik bakış açılarıyla da ünsiyet ederdi.. Umarım gazete patronları da bu anlamda biraz nefislerini kanatarak, basın emekçileri için yeniden bayram sevincine vesile olurlar.  Hepimizin kurtulmak istediğimiz, ancak bir bahane aradığımız ne kadar çok çekilmez, nemrut yanlarımız, en azından kabalıklarımız, haytalıklarımız yok mu? Bizi muhabbetiyle halkeden   hamulemizi iyi bildiğinden bahane aramakla yorulmayalım diye vesile kılmış, vecibe etmiş.. Bencilliklerimizi bir nebze olsun aştığımız, daha çok güzellik kazandığımız, insanlaştıkça sevindiğimiz, kendimizden “ötekine” bir adımcık olsun attığımız, bayramımız bayram olsun. Kurban Bayramı’nız kutlu olsun...