NE MUTLU BİZLERE

Fehmi KETENCİ 29 Ağu 2021

Fehmi KETENCİ
Tüm Yazıları
Bugün yazımı yazmak için bilgisayar başına geçtiğimde, Cumhuriyet tarihimizin en özel bayramlarından biri olan 30 Ağustos ile ilgili bana gönderilmiş güzel bir araştırma yazısını burada paylaşmak istedim.

      Yarın, 30 Ağustos Zafer Bayramımızın 99. Yılını coşkuyla kutlayacağız. Zafer Bayramı, 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in Başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz'u anmak için her yıl 30 Ağustos günü tüm ulusumuzca kutlanır.

      Bugün yazımı yazmak için bilgisayar başına geçtiğimde, Cumhuriyet tarihimizin en özel bayramlarından biri olan 30 Ağustos ile ilgili bana gönderilmiş güzel bir araştırma yazısını burada paylaşmak istedim. Ben çok beğendim. Keyifle okuyacağınıza inanıyorum.

      “Bu akşam bir kadeh rakı doldurun kendinize. Ama öyle tek-duble falan değil!

      Hani şu eski müdavimlerin “domuz sıkısı” dedikleri türden. 

      Sadece rakıyı beyazlatacak kadar su… 

      Yanına beyaz leblebi; fazla değil 3-5 tane…” Ve yazıyı okumaya başlayın;

      “27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa'ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen bunu başaramayınca intihar ederek hayatına son veren Miralay Reşat (Çiğiltepe)’a,

      Özellikle cephenin biraz gerisinde yüksekçe bir yere oturup tabancalarını dizlerine koyarak "Geri çekileni vururum" mesajı vermesi ve birkaç sefer geriye kaçan askerler üzerinde bunu bizzat uygulamasıyla “Deli Halit” lakabını alan Mirliva Halit (Karsıalan)’e,

       Kütahya'nın Emet ilçesinden kendisi, Emet halkı ve süvarileri tarafından kaçırılan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri komutanı

Ferik Fahrettin (Altay)’e,

      Demiryollarının kesiştiği yer olan Eskişehir'e bir üs kuran ve savaş boyunca derme çatma trenlerle cepheye asker, cephane, malzeme nakleden; ray döşeten; gerektiğinde ray ve vagonlardan çelik söktürüp kılıç yaptıran miralay Behiç Bey’e,

      İstanbul'dan bizzat kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa'yı tutuklamasını emreden telgrafa rağmen “Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!” sözünü söyleyerek Mustafa Kemal Paşa'nın emrine giren Birinci Ferik Musa Kâzım (Karabekir)’a,

      İzmit ile Adapazarı'nı geri alıp, Sakarya Meydan Muharebesi'ne katılarak üstün başarılar kazanan Birinci Ferik Kazım Fikri (Özalp)’ye,

      Birlikleri ile İzmit ve Adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında ateş açarak onları durdurup geri püskürten ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan ilk komutan olan Mirliva Ali Fuat (Cebesoy)’a,

      Bahriye Nazırlığı’ndan ayrılan ve Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine katılan

Albay Hüseyin Rauf (Orbay)’a,

      İstanbul'dan Anadolu'ya silah ve mühimmat kaçıran, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah ve mühimmatın Kuva-yı Milliye'ye kazandıran

Mirliva İbrahim Refet (Bele)’e;

      İstanbul Hükümeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesi kaldırılan, nişanları geri alınan ve idamına karar verilen Müşir Mustafa Fevzi (Çakmak)’ye,

      Harbiye'de Askeri Taktik ve Strateji Öğretmenliği yapması nedeniyle başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kurtuluş Savaşı'ndaki üstü düzey komutanların büyük çoğunluğu tarafından "Hocam" diye hitap edilen, Büyük Taarruz'dan önce taarruz stratejisinin belirlenmesi için yapılan toplantılarda, tedbirli ve titiz karakteri nedeniyle, taarruz planını çok riskli ve tehlikeli bulduğu için şiddetle itiraz eden, ancak yine de verilen emirleri, biri hariç, harfiyen yerine getiren Orgeneral Yakup Şevki (Subaşı)’ye,

 

      Yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatip olan, Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapan, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılan Onbaşı Halide (Edip Adıvar)’ye,

      Kağnıyla cepheye silah taşıyan Fatma Nine’ye,

      İnebolu'da bulunan cephaneleri Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken, kış şartları nedeniyle cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye saran, bebeğine de sarılıp onun donmaması için uğraş verirken donarak ölen Şerife Bacı’ya,

      Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenleyen ve aralarında bir Yunan subayı dahil toplam 25 esir askerle geri dönen Erzurumlu Kara Fatma (Seher Erden)’ya,

      Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule’ye,

      Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alıp dağa çıkan ve Yörük Ali Efe’ye katılan Emir Ayşe’ye,

      Düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir sürede düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engelleyen Yörük Ali Efe’ye,

      Bekir Ağa Bölüğü`ne baskın düzenleyerek tutuklu bulunan vatansever ve aydınları kurtarıp Anadolu`ya geçmelerini sağlayan Yahya Kaptan’a,

      Bir Fransız gemisini kaçırmayı başarınca ona layık görülen istiklal madalyasını geri çevirerek "Ben madalya için değil milletim içim savaştım" diyen İpsiz Recep’e,

      Felah Grubu’na saraydan bilgi taşıyan V. Murat’ın kızı Fehime Sultan’a;

      12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat’e;

      “Muhabere bana düğündür Paşam” diyen Mustafa Kemal’in askeri

Sivaslı Fatma Seher’e,

      Çerkez kadınları örgütleyen Hayriye Melek’e,

      Alaşehir’deki zulmü dünyaya çektikleri telgraf ile duyuran Makbule’ye; 

Nebile’ye,    

      Yunan işgaline elinde silahla karşı koyan Turgutlulu Çavuş Ayşe’ye,

      Köpekli Nuri Çetesi’ne katılan Aydınlı -namı diğer Binbaşı- Ayşe’ye,

      Yörük Ali Efe’nin 1. bölüğünün 4. mangasında nişancı olarak savaşan Emire Aliye’ye;

      Elinde balta ile Menderes Köprüsü’nde düşman bekleyen Arşın Teyze’ye,

      Sarayköy’e gelen İngilizci Nasihat Kurulu’nun üzerine silahla yürüyen Adöv Ayşe’ye,

      Başındaki yırtık örtüsünü erkeklerin yüzüne atıp, “alın bunları örtünün, verin silahları ben savaşırım” diyen Kezban’a,

      Mavzeri hiç susmayan şehit eşi Senem Ayşe’ye,

      Düğünde takılan altınları Ankara’ya bağışlayan Kastamonulu 17 yaşındaki Hatice’ye,

      Üç kızını Mustafa Kemal’e emanet edip Sakarya Cephesine koşan ve yaralanan

Ayşe Çavuş’a;

      Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe’ye,

      Erkek kılığında savaşan ve sonra kadın olduğu anlaşılan Halime Çavuş’a…..

      Soyadını İnönü meydanında çarpışa çarpışa alan Mustafa İsmet’e;

      “Geldikleri gibi giderler” deyip, geldiklerinden biraz daha hızlı gitmelerini sağlayan Mustafa Kemal’e…”

      Yarınki kutlamalar öncesi zafere, sahip olabildiklerinizin şerefine için; Afiyet olsun!”

      Osman Köşger’den alıntıdır