O AKIM BU AKIM DEĞİL…

Aslı SERTDEMİR 01 Haz 2019

Maalesef bu haftaya bir yazar, kitabı ve onu basan matbaa sahibi damgasını vurdu.

Adamın yazdıkları için suç duyurusunda bulunuldu. Mahkemeye çıkarıldı. Abdullah Şevki mahkemede kitabını Dirty Realism yani ‘’kirli gerçeklik’’ denen akım ile yazdığını, özendirmekten çok tiksindirme amaçlı olduğunu iddia ederek savunmuş. Esasen benim de sevdiğim bu akımı size biraz açıklayayım. Amerika kaynaklı olan bu akım, 1980'lerin başlarında ortaya çıkmıştır. Kısa süre popüler olup sonrasında etkisi kaybetmiştir. Tabi ki kirli gerçeklik Abdullah Şevki’nin anladığı, anladığından yazdığı gibi değil. Kirli gerçekliğin akımı ile yazılan öykülerin anlatım dili olabildiğince sade ve minimalisttir. Yazılan hikayelerde fazla detaya inmeden yüzeysel ifadeler kullanılır. Bu akımın yazarları mümkün mertebe detay, yer, yön ve durum kullanmaz. Çoğunlukla seçilen hikayeler toplum tarafından kabul görmeyen konular olsa da anlatılmak istenen sonuç iyidir. Genellikle anlatılan karakterler sıra dışı olur, ne yaptıkları anlatılır, nasıl yaptıkları değil, duygular tarif edilmez. Zümrüt Apartmanındaki o iğrenç sayfa artık her yerde önümüze düşüyor. Eğer siz de benim gibi okuduysanız Abdullah’ın bu mide bulandıran hikayesini gayet detaylı ve şehvetle yazdığını görmüşsünüzdür. Söylediği akımla uzaktan ilgisi olmayan hikayesi kirli akımı bile kirletiyor. Böyle bir hikayeyi değil yazmak ve yayımlamak, düşünmek bile suç olmalı!

Kendine muhalif

Ülkemde bunlar yaşanırken Berna Laçin çıkıyor, “Çocuk istismarını bir film ya da kitapta anlatmak pedofili değildir. Buna özendirmek, bunu normal olarak yansıtmak pedofilidir. O zaman hiç tecavüzü filan konu alan film olmasın! Ama cehaletinde bir sınırı olsun ya bunları mı konuşacağız oturup Twitter’da…” demiş. Sorarım sana Berna Laçin, bu kadar bıçak sırtı konuları hangi usta kalem, usta yönetmen, muhteşem oyucu, özendirmeden ama kınayarak ele alır? Hadi yapıldı, kim ne anlar? Ne çıkarır? Herkes yine görmek istediğini görür. Sapık yine et görür, kınayan yine sadece Instagram, Twitter’dan belalar okur. Ayrıca konu Zümrüt Apartmanıydı sen ne ara kamu spotuna çevirdin bu olayı. Biz önce şu Abdullah’ı halletseydik, orada hem fikir olsaydık da sonra cehaletimizin sınırlarına gelseydik. Söylediğinin daha sen kimseye anlatamıyorsun. Şu senin herkese muhalefet olma rahatsızlığın artık herkesi rahatsız etmeye başladı, azcık sus istersen!

Köprüden önce son çıkış!

Daha dün gibi geçen yıl bayram için yazdığım yazı. Koca bir yılı yine geride bıraktık. Kış bitti. Baharlar geçti. Mübarek Ramazan da bitti işte yine geldi bayram. Eskiler diyor ya “Çocuklar gibi şen” biz o kadar olamasak da mutluyuz! Bayram bu işte hiçbir şey olmasa, tatil. Tatil deyince yollarda sersefil olmaktan bahsetmiyorum. Benim bayram tatilim işe gitmeden evde miskinlik yapmak. Zaten zaruri bir durum yoksa bayramlarda şehir dışına çıkmak resmen aptallık. Karayolu ayrı havayolu ayrı dert. Gittiğine gideceğine bin pişman oluyorsun. Dönüş yolun karadansa mahvoldun. Hangi gün dönsen İstanbul’a giremezsin. Eskidendi “Son güne kalmayın, yollar kalabalık olur.” lafları. Artık günler öncesi trafik başlayıp, günler sonrası da devam ediyor. 7-8 saatlik yolu öyle böyle bitirirsin de elini uzatsan dokunacağın o köprüyü geçemezsin. Köprüye ulaşamadığın her dakika aksilikler de üst üste gelir.  Şekilden şekle sokan mesanen tam orada sıkıştırır. Benzinin göstergesi işte o an son 10 km.’yi gösterir. Yol boyu seni sıkıştırarak geçmeye ant içmiş adamın suratı dikiz aynanda belirir. Sıcaktan pişik olduğunu aynı anda fark edersin. İşin aslı astarı, “Bir daha bayramda tatil mi, tövbe!” dedirttiren ne varsa zincirleme yaşarsın. Her gün geçtiğin o köprüye ne girebilir ne geçebilirsin. Mübarek Sırat köprüsü olur. Her şeye rağmen bu yılda savaş boyalarını sürüp yollara düşenler, başta siz olmak üzere herkese mutlu bayramlar!