ÖCALAN, FALCON 900 VE OPERASYONLAR

Musa ALİOĞLU 03 Kas 2019

Amerika'nın, El Kaide Lideri Usame Bin Ladin, ardından DEAŞ Lideri Ebu Bekir El Bağdadi'yi öldürme operasyonundan sonra, bu günlerde adı çokça konuşulan PYD örgütünün ele başlarından Mazlum Kobani'nın derdest edilmesi konusu gazeteciler tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bile soruldu.

Erdoğan, cevap olarak “Bu konuda yakında milletimize müjdelerimiz olabilir” mealinde sözlerle konuyu daha merak edilir hale getirdi. Erdoğan’ın bu konuşmasından PKK’nın üst kadrolarına karşı TSK Özel Kuvvetler ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ortaklaşa olarak önemli operasyonlar yapacağını anlıyoruz. Türk devleti, bugüne kadar PKK ve FETÖ örgütlerinin mensuplarını TSK ve MİT operasyonlarıyla ya ülkeye getiriyor ya da bu dünyada hiç kimseye zarar veremeyecek şekle dönüştürüyor. Her ne kadar şu anda yapılanlarla kıyası mümkün olmayan ve çok önemli bir olay olarak tarihe geçen, MİT tarafından gerçekleştirilen Öcalan Operasyonu’nu hatırlamakta yarar var. Belki “Öcalan’ı bize Amerika verdi” sözü doğru olabilir, fakat yine de böyle bir operasyonu hiç hatasız gerçekleştirmek çok önemlidir.
PKK'nın kurucusu, Abdullah Öcalan'ın, Suriye'nin ardından kaçmak zorunda kaldığı Yunanistan, Rusya ve İtalya'dan sonra saklandığı Kenya'da, düzenlenen operasyonla Türkiye'ye getirilmesinin üzerinden tam 19 yıl geçti. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan ise Bülent Ecevit’tir. O sırada Genelkurmay Başkanı ise Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu Paşa. Öcalan'ın, Türkiye'ye getirilmesinde Milli İstihbarat Teşkilatı (O dönemde Müsteşar Şenkal Atasagun) personeli dışında dolaylı olarak görev alan bürokratlardan biri de zamanın Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Hasan İşgüzar’dı. İşgüzar, o dönemde Bakanlık’ta sivil havacılıktan sorumlu olduğunu belirterek operasyonu yıllar sonra ayrıntılı olarak AA’ya anlatmıştı.
Öcalan’ı Kenya’dan almaya gidecek uçağın Türkiye'den kalkması ve daha sonra Türkiye'ye geri gelecek olması nedeniyle bu operasyona dahil edildiğini anlatan İşgüzar, Öcalan Operasyonu ile ilgili olarak MİT mensuplarının kendisine Öcalan’nın Kenya’dan getirilmesi için gerekli seyahat belgeleri sağlama görevini verdiğini söyledi. “
“Öcalan'ı Kenya'dan alarak Hollanda'ya götürmek için, Yunanlar’ın Hollanda'dan bir uçak kiraladığı bilgisi MİT'e gelince onlar da aynı model, aynı renkteki bir uçağı göndererek Öcalan'ı Türkiye'ye getirmek için bir çalışma yaparlar. Türkiye'deki resmi ya da özel bütün uçakların kayıtları Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ndedir. MİT'in istediği Falcon 900B tipindeki bussines jet tipi uçaktan o dönem sadece Bursalı iş adamı Cavit Çağlar’da (Nergis Havacılık) ve yine Dinçkök Ailesi’nin Akkök Havacılık adlı şirketlerinde vardı. Yapılan görüşmeyle Çağlar’ın TC-CAG tescil kodlu (Falcon 900B) uçağının alınabileceği söyledim”.
İşgüzar, MİT’in Nergis Havacılık’la anlaşarak uçağı kiraladığını (200 bin USD) ancak Çağlar'ın operasyondan hiç bilgisinin olmadığını söyler.
Daha sonra söz konusu uçağın, Yunanistan'ın Öcalan için ayarladığı uçağa bire bir benzemesi için boyanıp, kuyruk işareti konduğunu anlatan İşgüzar, hazırlıkların ardından uçağın Türkiye'den havalandığını anlatır.
İlk etapta uçağın pilotlarına da "Mısır'a gidilecek" şeklinde bir bilgi verildiğini belirten İşgüzar, uçakta iki pilot ve 4-5 MİT personeli dışında başka hiç kimsenin bulunmadığını vurguladı.
Bu arada uçağa, Türkmenistan uçağı gibi işlem yapıldığı ve yolcu bilgileri için de "muz tüccarları" ifadesinin kullanıldığını paylaşan İşgüzar, "Hangi uçak olursa olsun personelle birlikte uçacak isimlerin Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’ne bildirilmesi gerekir. Özel uçakla bir yere gideceksiniz, isimler mutlaka yazılı olarak bildirilir. Uçuş rotası çizilir. Onun dışında farklı yere gitme gibi şansınız yok. Dolayısıyla o dönemde bizden istenen her türlü hizmeti sunduk." diye devam ediyor.
Havalanan uçağın, Antalya üzerinden çıkarak Akdeniz, Güney Kıbrıs Rum Kesimi hava sahasında yaklaşık 18 dakika uçulduktan sonra Mısır ve Uganda'ya gideceği şeklinde rota çizildiğini aktaran İşgüzar, daha sonra şöyle devam etti.
“Direkt Kenya'ya gidilmemesinin sebebi, Hollanda'dan da aynı tip, aynı renkte bir uçak gidecek olmasıydı. Kenya'daki havaalanı küçük bir yer, orada herhangi bir yabancı uçak dikkati çeker diye 10 gün Uganda'da beklendi. Uganda'da muz tüccarı gibi davranıldı. Operasyon yapılmadan birkaç saat önce Kenya'ya gidildi. Fakat, Kenya'da hiç kalınmadı. Hollanda'dan Öcalan'ı kaçırmak için gelen uçak havadayken bizim uçağımız ondan iki saat önce meydana indi."
Kenya'daki Yunanistan Büyükelçiliğinde saklanan Öcalan'ın, Hollanda'dan gelmesi planlanan uçağa binmek üzere korumaların yer aldığı bir konvoyla yola çıktığını söyleyen İşgüzar, sözlerini şöyle sürdürdü: “En önde Kenya koruma aracı vardı, arkasında ise Yunan Elçiliği’nin koruma aracı. Öcalan'ın bulunduğu araç üçüncü sırada, arkasından da Öcalan'ı gayri resmi koruyan kendi örgütlerinin elemanları ile bir de yine korumaların olduğu araç vardı. Havaalanına gelirken Kenya polisi, Öcalan'ın aracı geçtikten sonra yolu keserek arkadan gelen konvoya başka bir yerden yol veriyor. O da yaklaşık 15-20 dakika kazandırıyor. Öcalan havaalanına girdiğinde, bineceği uçağın, Hollanda'dan gelen uçak olduğunu zannediyor. Takım elbiseli, gayet mutlu bir şekilde uçağa yöneliyor. Uçağın kapısı açılıyor ve 60 saniye içinde paketleniyor. Uçağa alındığında kapılar kapanıyor. Uçak havalanırken diğer konvoy, daha havaalanına yeni giriyordu."
İşgüzar, Türkiye'ye gelirken uçağın 18 dakikaya yakın bir süre, Güney Kıbrıs Rum kesimi üzerinden geçmesi gerektiğini ve bu süreçte, Rum yönetiminin hava sahası üzerinde yaşananları da şöyle anlattı:
"Havadaki rotalar o kadar kesindir ki 'Başka bir rotadan gideyim' diyemezsiniz. Her uçağın da mutlaka, hava sahasına girdiği ülkeye kendi işaretini, kimliğini bildirmesi lazım. Bu uluslararası bir kuraldır. Rumlar 'Kuyruk işaretinizi bildirin' diyor, biz de bir işaret bildiriyoruz, cevaben “Öyle bir uçak kayıtlarımızda yok' diyorlar. Pilotlar da 'Yanlış anlaşıldı bir dakika' deyip farklı bir tescil işaret bildiriyor. Larnaka kule “Böyle bir bilgi olmadığını” söylüyor, bizim pilotlar ise 'Lisanımız yetersiz' diyerek rol yapılmaya başlıyor. “İkinci pilot İngilizce olarak söylesin” deniyor. Rum hava sahasından geçilirken 18 dakika boyunca böyle bir yol izleniyor. Uçak, Türk hava sahasına girdikten sonra rahatlıyoruz."
Türk hava sahasına giren uçağın Bandırma'daki askeri üsse yöneldiğini söyleyen İşgüzar, ancak sis nedeniyle uçağın inemediğini ifade ederek şöyle devam ediyor: “Uçak, başka meydana inmeyecekti, çünkü bu uçuş kayıtlarda yoktu. Sisin dağılmasını beklerken yakıt azaldığı için zorunlu olarak Atatürk Havalimanı’na inip yakıt ikmali yapması gerekti. Atatürk Havalimanı'ndan iniş izni isteniyor ama uçuş kayıtlarda olmadığı için izin verilmiyor. O arada bana ulaştılar. Biz de, FIC (Flight Information Center) Uçuş Bilgi Merkezi denilen sistem vardır. Sivil Havacılık Genel Müdürü emriyle herhangi bir uçak kaldırılabilir veya izin verilmez. FIC'den Atatürk Havalimanı’na bu uçağın hiçbir soru sorulmadan indirilmesi talimatını verdim. Uçak, salimen inişini yaptı. Askeri meydanın bulunduğu, gözün görmediği bir yere çekildi. Burada uçağın kapıları açılmadan yakıt ikmali yapıldı. Daha sonra sis dağılınca Bandırma'daki askeri üsse doğru uçak havalandı."
İşgüzar, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun Bandırma'daki askeri üssün komutanını arayarak "Bir paketin geldiğini ve bizzat giderek alması talimatı verdiğini" de sözlerine ekliyor.
Ve Abdullah Öcalan, daha sonra hapis yatacağı İmralı Adası'na götürülür. Şimdi, ince ayrıntıları anlatılan bu özel operasyona bakarak, Mazlum Kobani, Murat Karayılan veya Cemil Bayık’ın Türkiye’ye getirilmesi işi, bulundukları yerde etkisiz hale getirilme işinden belki daha zordur. Ama hiç de imkansız değildir.
Türkiye isterse yapar, yapacaktır da.
Büyük ve güçlü Türkiye’m..