"ÖNCE AMERİKA" MI?

Amerika'nın, Türkiye'yi alenen tehdit eden bir siyasal iletişim dilini benimseyen liderlik anlayışı, elbette önemlidir ve kabul edilemez.

Ancak gönlümüzün ve aklımızın ana dilinde mayalanan sağduyu ile hareket etmek, olanları çok iyi anlamak, önümüze bakmak, birey ve toplum olarak daha iyi olmanın peşinde koşmaya devam etmek zorundayız.

“At sahibine (binicisine) göre kişner” sözü Anadolu’da yaygındır. Aileler, kurumlar ve devletler, onları yöneten liderlerin ruh hallerinden beslenir ve yol alır. Kimi liderler, kitlelerini şahlandırıp önemli bir dönüşümü başarıyla gerçekleştirirken kimileri de kitlelerinin başına bela olup onları krizden krize sürükler ve toplumun ruh dengesini altüst eder. Tarih bu lider örnekleriyle doludur.

250 yıllık tarihi, dünyaya müdahale eden güçlü yapısıyla Amerika aynı Amerika. Ama liderinin kişilik yapısı, sahibi değişen at misali, Amerika’nın rasyonel akıl odaklı duruşunu; ‘ben’ merkezli, agresif, tutarsız bir davranış düzlemine ve dünyanın bir çok toplumunda görülen aşırılık ve bağnazlığa sürüklemiştir.

‘Ben’ Merkezli Lider

Bağnazlık diyoruz zira giderek dünyayı tüketen ve hakikatinden uzaklaşan günümüz dünya insanı, kendinden uzaklaştığı için aşırılıklara prim veriyor. Başta Orta Doğu olmak üzere dünyada aşırı dini eğilimlerin ve milliyetçiliğin yükselmesine benzer biçimde Amerika’da da aşırılık özlemleri öne çıkmıştır. Sonuçta devlet aklını yönlendiren aşırı milliyetçilik ve inanç (Evanjelist) merkezli bir lider tercih edilmiştir.

Akıl, duygu, karizma odaklı tarzların dışındaki bu liderlik biçimi, karmaşık, anlaşılması zor bir davranış zinciri alışkanlığını içerir. Bu liderlik tarzını harekete geçiren temel motivasyon; ‘ben’ odağıdır. Dolayısıyla Trump’ın daha seçim sürecinde kullandığı “Önce Amerika” sloganının arkasında “Önce Ben” ihtiyacı yer almıştır. Zira Amerikan toplumunun yenidünya düzeninde giderek zayıflayan konumunu tekrar güçlendirme isteği ile seçilen liderin en büyük olmayı amaçlayan kişilik yapısı, örtüşerek birbirini tamamlamıştır.

‘Ben’ odaklı liderin davranış analizinde manzara şudur: Güvensizlik, ilgi odağı olma isteği, hırs, cezalandırıcı, ezici, kuralsız, güç düşkünü, gösterişi seven, agresif bir duruş. Kaos ve kavgadan beslenir, anlık hareket etmeyi tercih eder, şaşırtmaktan hoşlanır. Çoğunlukla önce yapar sonra düşünür, konu ne olursa olsun her şeyi kişiselleştirirler. Asıl olan kendisinin vazgeçilmezliği olduğundan çatışma eksenli bir politik duruşu benimser. Bu durum insanları gerer. Nitekim son çalışmalar Amerikan halkının stres düzeyinin yükseldiğini göstermektedir.

Liderin En Zayıf Noktası

Bunun içindir ki Amerikan Devleti bugün hem kendi içinde kavgalı bir konumdadır ve liderin kadrosu çok sık değişmektedir. Hem de yıllardır müttefik olduğu ülkeler de dâhil birçok devletle kavgalıdır.

‘Ben’ odaklı lider; kitlesine kendi varlığı dışında bir ufuk sunmadığı için, sözüne uyulmadığında sinirlenir, eleştiriyi sevmez, aşırılıklardan beslendiğinden dini ve milli duyguları körüklemeyi tercih eder. Daha da vahimi, madde odaklı faydacı bakış açıları, kimi zaman anti sosyal davranış bozukluğu ve narsisime kadar gidebilir. Amerika liderinin, seçim kampanyasından bu yana gazetecilerle girdiği polemikler, canlı yayınlardaki kavgaları, akademisyenlerin eleştirilerine alaycı cevapları hatırlanacaktır.

‘Ben’ odaklı liderin en tehlikeli tarafı; onun kişiliğinin en zayıf yönünü çözen kimi çevreler tarafından kullanılmaya ve yönlendirilmeye çok açık olmalarıdır. Zira daha üst amaçları olan ve ortada görünmek istemeyen kimi güçler, liderin ben odağını besleyerek, onu olur olmaz alkışlayarak kendi gizli amaçlarının lideri haline getirebilirler. Asıl tehlike buradadır. Zira bu şekilde yönetilen bir lider; önde olmak, medyatik olmak gibi maddi kazançlar ile arka planda yer alan gizli emeller uğruna, lideri oldukları toplumun ali çıkarları maskesiyle o topluma büyük zararlar verebilir, dünyayı bir uçuruma sürükleyebilirler. (Haftaya devam edeceğiz.)