TDV sağ 160x600


ÖNYARGILARA DAİR

Temmuz muydu neydi? 2000 yılının yazında kısa bir süreliğine Villa d'Adda'da bir Legambiente kampında kaldım.

Temmuz muydu neydi? 2000 yılının yazında kısa bir süreliğine Villa d'Adda'da bir Legambiente kampında kaldım. Üç saat ağaç buduyor, patika yol yapıyor sonra bisiklete biniyor, nehirde kuğularla yüzüyorduk. Ama çocuklarla konuştuğumuz tek şey futboldu. Del Piero çok iyi gol atmıştı, Roberto Baggio penaltıyı nasıl kaçırdıydı, Galatasaray UEFA kupasını nasıl aldıydı... Belediye başkanıyla bile muhabbet kurmuştuk. Belki önce bütünüyle yabancı görüyorlardı ama kamptan ayrılırken futbol sohbeti arkadaşlarım beni uğurlamaya Milano'ya kadar geldiler. Uzun bir süre kartpostal aldım onlardan. Bir önceki yıl Moravya'da František Peřina'nın köyü Morkuvky'deki kampta futbolla ilgili pek sohbet edemeyince arkadaşlıklar da zayıf kalmıştı. Futbol güçlü bir iletişimdi, anlamıştım. Eskiden Avrupa bizi çok garipsiyordu. Şimdi Benzema, Mane, Salah, Dembele gibi Müslüman yıldızlar var, bunun iyi bir iletişim sağladığını görmek gerek.

Hafta sonu Twitter’da bazı Orta ve Doğu Avrupalıların Müslüman kimliklilerle ilgili yorumlarına takıldım. Kadın haklarından, erkek tahakkümünden söz açmışlar. Haklı oldukları konular var ama kendi çevrelerini o kadar sorgulamıyorlar. Bugün Humanium'un raporlarını okuyalım. Orta ve Doğu Avrupa'dan çocuk yaşta alınıp Batı'da çalıştırılan kızların sayısı kaç? Bunlarda ölüm oranları ne? Ukrayna'da bir dram yaşanıyor. İbn Fadlan 10. Yüzyıl’da yazdığı seyahatnamesinde ölen bir Rus’un cariyelerinden birinin seçilip içki içirildikten sonra tecavüz edilip öldürülmesi adetinden bahsediyordu. II. Dünya Savaşı'ndan sonra başta Rus askerleri, sonra Amerikalı ve Fransızlar Alman topraklarında 1 milyon civarında kadınına tecavüz ettiler. 240 bin kadın bu nedenle öldü. Bunlar masal değildir.

Müslüman kimlikliler iyi bir sınav vermiyor, dinlerinin kadınlara verdiği değer yönüyle dünyada esaslı bir kırılma teşkil ettiğini unutmuş durumdalar. İslam peygamberi “kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve aşağılık kimseler hor görür” diyerek gidilecek yolu göstermiştir. Avrupa'ya kim anlatacak bunları? Bilgiye, ilime yeterince değer vermeyen, merak etmeyen, kitap okumayan bizler mi anlatacağız? 

Kendi kültürümüzü bilmediğimiz gibi Avrupa tarih, edebiyat, sanatını tanımıyor, bilmiyoruz. Böylece iletişim kurma imkanlarımız azalıyor. Birkaç yıl önce Polonya'nın Ankara'daki kültür müşaviri ile tanışmıştık. Kendisi Türkiye üzerine doktora yapmış biriydi. Kendisinden önce görev yapanlar da Türkolog imiş. Berlin’de dört yıl resmi görevde bulunmuş bir diyanet görevlisi yurt dışında tekrar görev almak için sınava giriyor. “Almanların en büyük edebiyatçılarından kimleri sayabilirsiniz? Berlin’de hangi müzeler var?” sorularına cevap veremiyor. En azından, Goethe’nin İslam’la olan yakınlığını ve kendi türü içinde Batı dünyasının en eski müzelerinden olan, 1904'te kurulmuş İslam Eserleri Müzesi'ni bilmeliydi efendim.