PİTOREKS İSTANBUL'DA RADİKAL RAMAZAN

İçinden sevgiyi ve aşkı çıkardığınız zaman kupkuru öğreti haline gelen İslam dinin ancak sevgi ve aşk ile yaşandığı zaman insan için ne kadar dolu dolu değerler huzmesi bahşettiğini oruçla bir kere daha tecrübe ettik.

İçinden sevgiyi ve aşkı çıkardığınız zaman kupkuru öğreti haline gelen İslam dinin ancak sevgi ve aşk ile yaşandığı zaman insan için ne kadar dolu dolu değerler huzmesi bahşettiğini oruçla bir kere daha tecrübe ettik. Bu cümleden olarak elimden geldiğince oruç tutmaya gayret eden bir müslüman olarak gerçekten artık alıştığımız oruçtan ayrılmanın hüznü çöküyor içime.. İşte buradan çıkmış olmalı ramazan elvedaları, o muhteşem kasideler, hele büyük üstat Mustafa Başkan'ın o ince sesiyle kulaklarımızda çınlayan nidasıyla... Bütün kültürel değerler gibi ramazana özgü ibadet ve taatlerin bir cüzi olarak şekillenen mahyalar, ramazaniyeler, leyli kadirler, ramazan ilahileri, müzik, eğlence, tefekkür ve idrakı geliştiren nükteler, anlatımlar “oruçla olan cilveleşme, yani aşktan doğmuştur... Muzaffer Özak hazretleri, Aşkî mahlasıyla yazdığı “Ramazan elvedası” şiirinde şöyle hüzünlenmektedir:

Hakk emrini ettik eda

Nefsimizi kıldık feda

Kavuştursun bizi Hüda

Şehr-i Ramazan elveda

Ey mah-ı gufran elveda

Onun için Hz. Yunus aşksızlara benim sözüm benzer kaya yankusuna  demiyor mu? Ramazan boyunca olan biten bir ucu zerzavat magazinlerine varan rezillikleri anmayacağım bile. Ama her okuyuşta imanımızı adeta tazeleyip göğüs kafesimizi titreten Itri'nin tekbirine dil uzatmalardan bir sürü taşralı ağzı bozuk hocanın zırvaları ramazan neşemizi yer yer bozdu. En son arife günü Mescid-i Nebevi yakınlarındaki bombalı saldırı ise bütün ümmeti Muhammed'i öfkelendirdi. Öte yandan, Beşiktaş’taki Deniz Müzesinde ise Ramazan boyunca muhteşem bir sergi vardı. Pitoresk İstanbul  Melling, Schranz, Bartlett, Allom ve Lewis ile Ayvazovski'nin gibi dünyaca ünlü İstanbul ressamlarının gravür ve tablolarından genel yönetmenliğini Bülent Özükan, sanat yönetmenliğini Murat Öneş, müzik direktörlüğünü Anjelika Akbar'ın yaptığı müthiş bir sanat etkinliğiydi. Osmanlı İstanbulunun son ikiyüzyıllık muhtelif kesitleri sanatlararası bir kompozisyonla A.Akbar'ın Oriental Rhapsodi dinletileri, Gül İrepoğlu'nun kaleme aldığı Aşk-ı Derya, Ayvazovski'nin Gizli Güncesi söyleşileri ile birlikte sunuldu. Eyüp, Fatih ve Eminönü meydanlarında nükteden, Türkçe'den, latifeden, Dersaadetin zerafetlerinden nasibini almamış, içeriği hurafe ve öfkeyle köpürmüş kaba yobaz ham softa sohbetleri yerine  bu içerikteki yüksek seviyeli etkinlikler tam da Ramazan'da dünyanın dört bir yanından gelen müslümanlar için bu merkezlerde olmalıydı. Sultanahmet'te IŞİD zulmünden kaçan Suriyeli birisinin bu hocalardan birisinin başına toplanmış kalabalığa bakarken “vah hayf” diye kederlendiğine ve mesture bir hanım arkadaşımın “Asaf Demirrbaş'ı özledik” diye yakındığına bizzat şahit oldum. (1980'li yıllarda biraz radikal dindar çevrelerde dolaşan bir anektod vardı; “devlet-diyanet tek kalan TRT'de bu sert görünüşlü tek kaşlı adamı millet bu dinden soğusun diye durmadan çıkarıyor” şeklinde. Itrîyi tekbiri, teravihi topa tutan bu selefi güruhun medeniyet düşmanlığına pabuç bırakmamalıyız.

İstanbul başta olmak üzere bütün Türkiye'deki ramazan etkinliklerini ayrıntısıyla yıllardır takip ediyorum, bu sene de detaylı  olarak inceledim. Uzun sözün kısası %98 müslüman olan ve bir şekilde toplumun kahir ekseriyetinin mutabık olduğu “rahmet ve mağfiret ayı ramazan” kültürü halk arasında yaşayan haliyle de hele çoğulculuk ruhu olan İstanbul'da edeb dahilinde soft/yumuşak bir kültürdür. Bunların yeniden üretileceği kaynak ne sadece eskiden olduğu gibi hikmeti, maneviyatı olmayan “kantocu Firûz”, ne de bugünlerin modası olan tamamen  “neşesiz ve kadınsız” bir  tahayyül değil. Kantoyu geçtik neredeyse orta oyunu  ve nüktedan sohbetlerin bile kökü kesilecek. Ekranları ve sahneleri istila etmiş cübbeli, sarıklı, şalvarlı, poturlu, şortlu, paltolu, jöleli vs bir sürü kılığıyla malul hoca çeşidi konuşmuyor, sohbet, muhabbet etmiyor, adeta Akif'in dediği gibi “Yıldırımlar gibi indikçe 'beyinden' şiddet/Bir yanardağ gibi fışkırdı, 'yürek'ten nefret”  köpürterek ucube aksanlarıyla vakitli vakitsiz böğürüyor. Bu huşunet (kabalık ve sertlik) söylemleri ile zehir saçarak adrenalin yükselten bu adamların derdi, amacı ne? İnsanların “ramazan sevinci”ni kursaklarından kusturan bir meczuplar güruhu ortalığı kaplamış vaziyette. Bu radikalleşme niye, neyin nesi? Hatamül Nebi'yi idraka yaklaşması mümkün olmayan bu taş devri komedisi programların, psikiyatri ve kriminoloji açısından içerik analizi yapıldığında  parafiliden pedofiliye, envai çeşit mainaya kadar patolojik bulgudan geçilmeyecektir. Ne yazık ki YeniBirlik'ten başka manevi-kültürel içerikli ramazan sayfası düzenleyen gazete de pek olmadı. Bu sene sözde A plas seyircili Kanal D'nin ramazan programlarında bile neredeyse düzgün Türkçe konuşan pek az adam çıktı, sahurda org görüntülü gurup eşliğinde playbekten yeşil pop yayınladılar... Bu pespayelikten, merdiven altı, işporta işlerden bir kültür endüstrisi de doğmaz. Bizden kesilen vergilerle veya kim parasını verirse versin bize püskürtülen kültürsüzlüğe ve nobranlığa bunlara müstahak mıyız? Bir lokum alın ağzınız tatlansın, mübarek bayramınız kutlu olsun, ağız tadıyla nice bayramlara...