POP MÜZİK KÜLTÜREL YOZLAŞMA GETİRDİ

Micheal KUYUCU 05 May 2019

Türk musikisi yorumlayan yorumcu nerdeyse yok denecek kadar az. Herkes popüler müziğin etkisinde üretiyor. Ne türküler kaldı ne de alaturka müziği.

Son bir yılda alaturka albüm üreten kimse olmadı. Yılmaz Morgül geçen ay çok zor bir işe imza attı. “Sensizlik Haram Bana” adlı bir single yayınladı. Şarkı geleneksel Türk musikisi motiflerini içeriyor. Günümüz popüler kültürüne esir düşen müzik endüstrisinde böyle bir şarkı üretmek ciddi bir cesaret isteyen iş. O zoru yaptı ve geçmişte dinlemeye alıştığımız formda bir eser seslendirdi. Yılmaz Morgül ile yeni şarkısını ve medya dünyasını konuştuk.

‘Gerçek Bir Türk Müziği
Eseri Yorumladım’
“Sensizlik Haram Bana” adlı eseri bulduğumda “evet” dedim. Gerçek bir Türk Sanat Müziği eseri, hicaz makamında. Çok önemli bir eser buldum. Ercan Saatçi sözlerini yazdı. Ufuk Yıldırım efendim bestesini yaptı. Diyecekler ki dinleyenler bunlar da pop müzik sanatçısı ne alaka? Ama ben özlerini söyleyeceğim. Özleri bizim okulun insanları bunlar. İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı hem çalgı hem şan eğitimi almış. Özleri Türk musikisi olduğu için zaten Türk musikisine de böyle eserler vererek hizmet amacını güttüler. Tıpkı daha önceki albümlerimde efendim Sezen Aksu’lar gibi çok büyük starların da bana bahşetmiş olduğu aynı anlayışla Ercan Saatçi de Ufuk Yıldırım da benden hiçbir ücret karşılığı beklemeden bu eseri bana hediye ettiler.
Kültürel bir yozlaşmayı da beraberinde getirdi pop müzik şarkılarının sözleri. Yani çok özür diliyorum dinleyicilerimizden işte ‘yatalım’, ‘öpelim’ ‘hadi yatmak zamanı’. Hadi işte ‘seni yakalarsam cuk, cuk’ bilmem ne ahlaksızlıklar içeren, yani toplumun değer yargılarını, aile yapılarını bozan şarkı sözleriyle bunlara ön ayak oldular. Tabi diziler de yine ön ayak oldu. Mustafa Kemal’in gençliğe hitabetinde şöyle bir nokta vardı. Diyordu ki insanları, toplumu uyarıcı; içerde ve dışarda yani dahili ve harici bedhahlarınız olacaktır. Şimdi bu dahili harici bedhahlar medyayı ele geçirdiler. Televizyondaki filmler, sinema filmleri bu kültürel yozlaşmayı sağladılar.
‘Nerede Bizim İnsanlığımız’
Söylediğim gibi hani ne kadar çok kültürel yozlaşma sağlayabiliriz bu ülkede ne kadar çok anne baba sevgisini, aile sevgilerini yok edebiliriz işte bunları şarkılarla pop müzik adı altındaki şarkılarla ve şarkıcıyım zannettikleri modellerle de alkış tutarak yaptılar. Şimdi diyorlar ki nerede bizim insanlığımız? Her dakika isterseniz her saniye, her saat başı kanallarda ‘Neşeli Günler’ filmini yayınlasınlar. Hani Münir Özkul, Adile Naşit ve rahmetli Oya Aydoğan’ların başrolde olduğu aile hayatlarını hani en zorlu koşullarda bile küçük şeylerle mutlu olabilmeyi anlatan filmleri. Fakirliğin dürüstlük olduğunu, fakirliğin mutluluk olduğunu anlatsınlar. Ama şimdi tövbe tövbe deist bir deyişler çıktı insanlarda. Hani imam hatipte okuyanlar bile deist olduk diyorlar. Neymiş efendim; peygamberler yokmuş, kitaplar yokmuş, bilmem neler yokmuş
‘Asitli İçecek Reklamlarında Oynayanlar Sanatçı Değil!’
Gerçek sanatçı yani sanatkar hangi toplumda yaşıyorsa yaşasın hangi ülkede yaşıyorsa yaşasın ülkesinin kültürel değer yargılarını bilmek zorundadır. O ülkenin asgari ücretini bilmek zorundadır. Halkın hangi ekonomik coğrafyada yaşadığını bilmek zorundadır. Öyle evinin kapılarını açıp da ben işte altından ‘mobilyalarım, benim beş yüz tane, bin tane ayakkabım var’ diyorlar, garajlarını açıp spor otomobiller, klasik otomobiller bilmem ne rezidans hayatları göstermeye çalışıyorlar. Bunları yapmaya hakkınız yok, yapanlar gerçek sanatkar değil. Benim için asitli içecek ve fast food reklamlarında oynayan sanatçılar da sanatçı değildir. En son mesela pop müziğinin işte en zirvesindeki arkadaşımız da yine “ben nereye gidiyorum biliyor musunuz diye” halkla dalga geçen bir video yaptı ya, gittiği yer belli. Yüzde 100 asit içeriği olan yine bir markanın reklamında oynadı. Oh ne güzel ceplere para. Ya ben şuna da davet ediyorum insanları. Gerçek sanatkarım diyorsan ben gerçek sanatçıyım diyorsan önce toplumun hassasiyetlerini ön plana alacaksın. İçeriği yüzde 100 asit olan bir içeceğin reklamında rol alarak senin binlerce, milyonlarca hayranın olduğunu iddia ettiğin dinleyicilerini zehirlemeye ne hakkınız var?

Dobra Olduğum İçin Bana Sivri Diyorlar
Ben de Survivor’dan geldiğimde bana dünyanın parası, o zaman iki yıl önce 2 milyon teklif edildi, asitli içecek reklamında oynamam için. ‘Asla’ dedim. Şimdi ben bu parayı alacağım, istediğim evi alacağım, istediğim aracı alacağım. Ben bu evde nasıl mutlu olacağım ya, bu arabaya nasıl vicdanım rahat bineceğim? Çünkü bileceğim ki her saniye bu içeceği içerek zehirlenen midesini kaybeden, yok olan insanlar var. Ben bu kulvarda olmamalıyım ve çok doğruları konuştuğum için çok dobra açıklamalar yaptığım için sivri diyorlar. Evet sivriyim, sivri olmaya da devam edeceğim. Çünkü Yılmaz Morgül geçenlerde katıldığım televizyon programında da söyledim. En dürüst starlardan birisiyim. Kim ne konuşacaksa benim karşıma çıksın. Sosyal medyada da öyle. Niye yorumlara daha açar açmaz sayfamı ben yorumlara kapadım. Instgram’ı ilk açtığımdan beri benim sayfam yorumlara kapalı. Ben kimselerin iyi yada kötü yorumlarını kendime enerji olarak alarak kendimi moralize edemem, demoralize de edemem.
Sosyal Medya
Fenomenlerine Tepkiliyim
Bu sosyal medya fenomenlerinin üç beş bin ya da üç beş milyon tık aldıktan sonra şarkıcı olmaları, sinemacı olmaları, her şey olmalarına tepkiliyim. Ben gerçek bir ses sanatkarıyım. Ayrıca ben şarkıcı değilim, yorumcuyum. Türkiye’nin ilk Instgram fenomeni Yılmaz Morgül’dür. Twitter ilk açıldığında Türkiye’de herkes araştırabilir, takip edebilir bu konulardaki haberleri, kara mizah yaptığı için beklenmeyen şeyleri söylediği için Twitter’da ilk fenomen Yılmaz Morgül oldu.

Müzik Bilgisi Olmayanlar Star Olmuş
Fenomenlik yetenek isteyen her dalda donanımı olan insanların yapabileceği bir şey. Yani şimdi kalkıp da datturu dutturu melodileri kalkıp işte son modern teknolojilerle donatılmış bir stüdyoya girip yani ben işte şarkıcıyım, şarkıcılıkta yapabiliyorum diyor. Abicim şarkın güzel olabilir, güzel bir şarkı yakalayabilirsin. Bu senin şarkıcı olduğun anlamına gelmiyor. Şimdi Türkiye’de çeşitli tarzlarda özellikle pop müziğinde hiçbir şekilde sesi, altyapısı, müzik bilgisi olmayan insanlar bu ülkede star olmuş. Güzel şarkılar şanslı oldukları için o şarkıları buldukları için şarkıcı diyorsunuz alkışlıyorsunuz bunları. Ama bunların gerçek şarkıcılıkla ve şarkılarla hiçbir ilgisi yok.
Youtuber’lara Karşıyım
Eline videoyu alan, telefonu alan sokaklara çıkmış ben youtuberım. İşte bir şey röportaj yapmak istiyorum ka, ka,ka – ki, ki, ki yapalım ilgi çeksin ben şöhret olayım para kazanayım havasında. Böyle bir dünya yok arkadaşlar. Bu ülkenin fabrika işçisine ihtiyacı var, maden işçisine ihtiyacı var, memuruna, doktoruna efendim belediye işçisine, çöpçüsüne de ihtiyaç var efendim. Herkes ben şarkıcı olacağım, ben futbolcu olacağım, ben youtuber olacağım, ben fenomen olacağım böyle bir dünya yok. Nasıl Fast Food yemeğe karşıysam ben bu insanlara da karşıyım. Ama adam gibi öğretilerle insanlara bir şeyler öğretmeye, sunmaya çalışanların karşısına da ceketimi ilikliyorum.
Dünyanın İlk Dünya
Starı Leyla Gencer’dir
İnce Mehmet romanını yazan Orhan Kemal’in İngilizce’ye, Fransızca’ya dünya dillerine çevrilmiş, bunlar evet dünya starı var. İşte kimya profesörümüz, bunlar dünya starlarımız. Ama müzik dünyasında bir tane dünya starı oldu geçmişte, Türkiye’de Türkiye’nin ilk dünya starı gerçek bir opera divası Leyla Gencer’di. Şu anda İtalya’da bile onun adına oyunlar sergileniyor, yarışmalar düzenleniyor. Dünyanın tanıdığı tek Türk müzik starı Leyla Gencer’dir gerisi yalan.
Şimdiki Aşklar SMS Paketi Gibi
İnsanlık nasıl insanlık değerlerini kaybetti, insanlığı aramaya başladık eski filmlerde eski şarkıları özüyorlar. “Sensizlik Haram Bana” sarkısı da insanlığa bir mesajdır. Özümüze geri dönün, gerçek sevgiye. Bir insan bir insana gerçekten aşık olmalı, gerçekten sevmeli. Onunla ömrünü yaşamalı. Şimdiki aşklar gibi SMS paketi bir aylık, altı aylık, üç aylık, günlük aşklar.

Dikkat ! İnternet hastalığı geliyor
İstanbul Aydın Üniversitesi ‘İletişim ve Teknoloji Kongresi’ne ikinci kez ev sahipliği yaptı. İletişim ve teknoloji ile ilgili birçok konunun ele alındığı kongrede, alanının uzman isimleri akademik bildiriler sundu. İAÜ İletişim Fakültesi tarafından bu sene ikincisi düzenlenen “İletişim ve Teknoloji Kongresi” kamu, üniversite, özel sektör, akademisyenler, alanında uzman kişiler, öğrenciler ve yaklaşık 100’den fazla katılımcıyı bir araya getirdi. Bu yıl ‘Çevrimiçi’ temasıyla düzenlenen kongrede, dijital dönüşümde verinin önemi, dijital çağ, iletişimin geleceği, dijital gözetim, yeni medya uygulamaları, yeni medya ve sinema, yeni medya ve halkla ilişkiler, dijital kültür ve sanal gerçeklik uygulamaları gibi birçok konu masaya yatırıldı.
Gelecekte insanları bekleyen durumu çok iç açıcı görmediğini belirten İAÜ İletişim Fakültesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Deniz Yenğin ‘Teknolojinin belirleyici olma, insanlar tarafından sürekli kullanılması ve hiçbir şekilde sorgulamadan, sorgusuz sualsiz kabul edilmesi büyük bir tehlike. Bizler her şeyi şu an olduğu gibi kabul ediyoruz. Dijital medya okuryazarlığı ile ilgili bir eğitim verilmeden, bunları kullanarak hayatımızın vazgeçilmezi haline getiriyoruz. Bunların getirdiği büyük dezavantajlar olacak. Gelecekte internet hastalığı diye bir kavram da ortaya çıkacak’ diyerek dijital bilince vurgu yaptı.

Türkiye’nin en yeşil üniversitesi
Yeditepe Üniversitesi, üniversitelerde sürdürülebilirlik konusunda dünyadaki ilk ve tek derecelendirme kuruluşu olan ve dünyanın en yeşil üniversitelerini belirleyen UI GreenMetric’in (Yeşil Ölçüm) 2018 değerlendirmesinde, Türkiye’deki vakıf üniversiteleri arasında birinci olurken dünya genelinde 249’uncu oldu. Sıralamada Hollanda’da bulunan Wageningen University & Research birinci oldu. Bir beton yığınına dönen İstanbul’dan bir üniversitenin böyle bir başarı yakalaması çok önemli. Sayısı artan ama nitelik olarak yerlerde sürünen vakıf üniversiteleri dershane binaları gibi betonlarda eğitim veriyor. Yeditepe Üniversitesi yirmi sene Kayışdağında muhteşem bir kampüs yapmıştı. Bu yatırımın meyvelerini topluyor. Bence öğrencilerin üniversite tercihlerinde eğitim alacakları üniversitenin içinde bulunduğu alana da bakmalı gerekiyor. O bunaltıcı egzoz kokan binalarda eğitim almak var yeşil içinde bulunan bir bina da eğitim almak var. İkisi arasında çok ciddi fark var.

Demet Akalın ateş gibi geldi


On birinci albümü “Ateş”i müzik severlere buluşturan Demet Akalın, yeni albümünde de ilgi odağı olmayı başardı. D&R Listeleri ve iTunes Music’te bir numaraya çıkan albümde ‘Yekten’ şarkısında Arabesk müziğin ünlü isimi Haktan ile düet yapan Demet Akalın albümü için ‘Giderli şarkım da var. Yeni nesil gençlerin takip ettiği rapler de var. Arabesk de var. Kısaca herkesin kendisine seçeceği bir şarkı mutlaka var albümde.’ diyor.

Tan YouTube’a özel albüm hazırladı


Tan Taşçı, on beş yıllık profesyonel müzik kariyeri boyunca yazdığı şarkılarının yapım aşamasında hazırlanan farklı versiyonlarını Youtube’a özel albümü ‘Ay’ın Karanlık Yüzü’nde bir araya getirmeye başladı. Albümün ilk yayınlanan video klibi ‘Hata V.2.0’ Tan’ın resmi YouTube kanalında yayına girdi.

Talu Project’in ilk şarkısı yayınlandı
Türk Pop Müziği’nde hit olmuş yüzlerce şarkının sözlerine imza atan Zeynep Talu, güçlü sesi ve solistlerinden Barbaros ile hayata geçirdiği “Talu Project” adlı projenin ilk yayınlanan teklisinde 90’ların unutulmaz şarkısı ‘Sevdik Sevdalandık’ı yeniden yorumladı. Sözleri Zeynep Talu ve Feyyaz Kuruş’a, bestesi ise yine Feyyaz Kuruş’a ait bir 90’ların hiti “Sevdik Sevdalandık”ı ilk Reyhan Karaca yorumlamıştı.

Seksendört’ten yeni şarkı


Rock müziğinin başarılı gruplarından Seksendört, yeni teklisi “Eyvah”ı müzikseverle buluşturdu. Sözü, müziği ve düzenlenmesi Serter Karadeniz imzası taşıyor. Şarkının klibi, başarılı çalışmalara imza atmış bir isme, Can Özen’e ait. İstanbul’da gerçekleşen klibin çekimleri iki gün sürdü.

Gerçek hikaye klip oldu
Selami Şahin’in Mart ayı içinde yayınlamış olduğu arşiv değeri taşıyan ‘Baştan Başa Sen’ albümünün ilk video klibi ‘Sen Bela Mısın Başıma?” adlı şarkıya çekildi. Yakın bir dostunun yaşadığı hikayeden etkilenerek şarkının sözlerini kağıda döken Selami Şahin’in çekimleri 16 saat süren klibi sanatçının YouTube kanalında yayınlandı.