PULATKAN VE DERVİŞOĞLU, ŞEHRE DERİN BAKIŞLAR

Sotka'nın altında yer alan Faroz'da balıkçılar, onların aileleri yaşardı. Balıkçılar sabah erkenden kalkar ekmek parası için denize açılır.

Yolların başlangıcı, hayatının önemli bir kısmının geçtiği Sotka mahallesidir. Evinin bahçesinde ladinler, güller, açelyalar… Çiçeklerin hepsi birbirinden güzel kokar. Emekli Orman Mühendisi Selçuk Pulatkan Trabzon’da sabahları uzun yürüyüşlere çıkar ve gördüğü ağaç ve çiçeklerle ilgilenir, onlara sevgiyle bakar. Meydan’da “lagestromia indica” yani oya ağacı, sahil yolunda gazal boynuzları, zakkumlar, Faroz’da avize çiçekleri...  Şehrin yeşil alanlarını inceler, iyileştirilmesi için tavsiyelerde bulunur. Trabzon’u hepimizden farklı bir gözle görür.

Sotka’nın altında yer alan Faroz’da balıkçılar, onların aileleri yaşardı. Balıkçılar sabah erkenden kalkar ekmek parası için denize açılır.

Sahilin en güzel manzaralarından birisi Trabzon Ayasofyası’na aittir. İşte “Denizden Ayasofya” ressam Atilla Dervişoğlu’nun resimlerinde kullandığı bir temadır. Kırmızı çatı kiremitleri, 1427 inşası kulesinin iki cephesi, denize kadar uzanan çimenliği… Ama arka planda bugünkü yüksek yapılar, uyumsuz konutlar yoktur bu tablolarda. Tabiat uzanmaktadır, ağaçlar vardır tepelere kadar. Böylece kent tarafından sıkıştırılmış Ayasofya’yı güzelleştirmiştir aslında. Fark edebilsek tarihi binaların geniş bahçelere kavuşturulması insanların şık kıyafetler giymesine çokça benzer.

Yağlıboya bir tablo bize çok şey anlatır. Anlattıklarından birisi ressamın nerede durduğu, nereden baktığı konusunda verdiği bilgidir.

Karadeniz’in hakikatli evlatları Selçuk Pulatkan şehre tabiatın gözüyle, ressam Atilla Dervişoğlu balıkçıların gözüyle bakar. Eski Faroz balıkçı barınağı ve deniz kültürü onun adeta başlangıç noktasıdır. Denizin doldurulmasından sonra buradaki barınağın bir kültür parkına dönüştürülmesi, tarihe ev sahipliği yapması için uğraşır, gayret eder ama henüz netice alamamıştır. “Gıymetli’yi, “viya koşma”yı, “solağanlar”ı hatırlamak zorundayız. Trabzon’un önemli bir yapıtaşı olan Faroz kimliğinin bir kültür park kurularak yaşatılması ve bize betonun tonlarından uzaktaki eski Trabzon’u hatırlatmaya devam etmesi düşüncesi hepimizi heyecanlandırıyor doğrusu.

Karadeniz sahili gibi doldurulduk, kalbimiz Söğütlü gibi betonlaştı ve Trabzonspor gibi geleneğimizi kaybettik. Yolumuzun başlangıcı bugün nerede durduğumuz ve nereden baktığımız. Bu sayede yeni bir geleceği inşa edebiliriz. Sahici bir sevgiyle sevmeye ve hürmet etmeye karar verdiğimizde besbelli ki büyük yeşil bir silgiye ihtiyacımız olacak. Belki kahvaltıda beton yiyen bitkilere de.