Ramazan Bayramınız mübarek olsun, kutlu olsun!

Herkesin, geçmiş Ramazan Bayramı mübarek olsun, tebrik ederim.

Bir Ramazan Bayramı’nı da böyle bitirdik.

Herkesin, geçmiş Ramazan Bayramı mübarek olsun, tebrik ederim.

Ahmet Hakan köşesinde yazmış, şeker meker, koskoca Diyanet İşleri Başkanımız kalkmış, Ramazan Bayramı’na "şeker bayramı" denmesin diye çırpınıp duruyormuş.

Neymiş efendim, Diyanet İşleri Başkanı bu bayramın adı, şeker bayramı değil, Ramazan Bayramı demiş.

Ne yapsın adam, adı üstünde Diyanet İşleri Başkanı, şeker bayramımı desin.

İstersen senin kapına gelsin mendil içinde şekerini de alsın.

Yahu ne acayip insanlarsınız.

Tek sorunumuz gayet tabi ki bu değil, dini açıdan yüz sorunumuz listesi yapılsa bu listeye girmez.

Ama bu bayram, dini bir bayram.

Ramazan sonunda kutlanan, adının da Ramazan Bayramı mübarek olsun denilen bir bayram.

Bu bayramda çocuklarda, komşulara giderler, mahallerinde dolaşırlar ve şeker toplarlar, adına da şeker bayramı derler.

Yanı büyükler Ramazan Bayramı, çocuklar şeker bayramı der..

Her ikiside olur mu olur, ama bir arada pek güzel olur.

Ertuğrul Özkök de yazmış, Hazreti Muhammed yani Peygamberimiz de Ramazan Bayramı demiyormuş.

Osmanlı döneminde de şeker bayramı deniyormuş.

Arapçada şükür kelimesi ile şeker aynı yazılıyormuş, yani aslında şükür bayramı imiş, ama zamanla şeker bayramına dönüşmüş olabilirmiş.

İnanılmaz, insanlarsınız, esas yırtınan varsa o sizsiniz.

Şeker bayramı densin diye siz yırtınıp duruyorsunuz.

Anlaşalım, o zaman.

Maksat yırtınmak ise, kim yırtınıyor, doğruyu tespit edelim.

Diyanet İşleri Başkanı bu bayram Ramazan Bayramı diye ısrar ediyor, siz hayır şeker bayramı diye yırtınıyorsunuz.

Sayın Ertuğrul bey, sayın Ahmet bey, Ramazan Bayramınız mübarek olsun, tebrik ederiz.

 

Funda'nın aklındakiler..

 

... Serpme kahvaltı dedin mi benim bünyeyi bir tuhaflık sarar.

Eskiden Sapanca'lara, şehrin hemen dışındaki, yeşili bol, ağaçlıklı yerlere kaçardık.

Nerede serpme kahvaltı var otururduk.

Son derce ekonomik, çeşit çeşit kahvaltılıklar, taze yumurta, sıcacık ekmek, limonlu çaylar, arkadaşlar, dostlar, sohbet ede ede kahvaltı ederdik.

Sonunda gelen ödememiz gereken para canımızı sıkmazdı.

Şimdilerde kazıklamaya bahane yerler oldu.

Nereden akına geldi demeyin, Cengiz Semercioğlu köşesinde yazmış.

Bayram tatili için Bodrum'a gelmiş ve orada, çocukları ile bir yere kahvaltıya gitmiş.

Serpme kahvaltının hakkını vermiş burası, yeni açılmasına rağmen tıklım tıklım doluymuş.

Bu iyi bir şey tabii.

Çocuklar için tavuklar, ceylanlar, keçiler iyi bir eğlence yeri olmuş.

Cengiz Semercioğlu'nu çok severim, insanı dinleyen hali, yormayan hali, köşesi, yazıları, severim işte.

Ama Cengiz'cim şu serpme kahvaltı, adam başı kaç lira onu yazsanda bilsek.

Valla kazıklanacağız diye ödümüz patlıyor.

Yani pahalı bir yer mi?

 

 ... Geçen gün metrodayım, Hacıosman’dan, Haliç’e gideceğim, yani çok duraklı bir gidişim var.

Bayram arifesi, metro inanılmaz kalabalık, bebekli, küçük çocuklu, çoklu çocuklu aileler var.

Karşımda üç aile ve dört bebeği oturuyorlar.

Çocukları zapt edemiyorlar, çocuklar ne kucakta ne bebek arabalarında, hiç durmuyorlar.

Ağızlarında emzik var, cuk cuk emiyorlar.

Anneler ellerine cep telefonunu veriyor, o emzikli çocuklar gözlerini bir saniye ayırmadan, cep telefonunda açılan oyunu seyrediyorlar.

O küçücük parmakları ile aşağı yukarı hareket ettiriyorlar.

Parmakları ile bayağı oyun oynuyorlar.

Allah’ım diyorum ağzı emzikli büyük adamlar gibi bunlar.

Oyun kapanıyor, anne telefonu bir an ellerinden çekiyor, tam emzikli bebek gibi bağıra bağıra ağlıyorlar.

İnanamıyorum, ağzı emzikli bebekler, cep telefonu ile bir büyüyor bir küçülüyor.

Sonra büyüyorlar ve hayatın yetmez halinde h